Tahliye kararı verilen 21 gazeteci artık ‘rehin’

KONUK YAZAR: UMUT KALAYCI

Türkiye hiçbir dönemde tam anlamıyla bir hukuk devleti olmadı. Fakat hukukun bu kadar ayaklar altına alındığı başka bir dönem de görmedi.

Türkiye’de yeni rejimin kurucularının “artık dönülmez bir yola girdikleri” hissinde olduklarının ve hedefe varmak için “gözlerini ne kadar kararttıklarının” son örneği 31 Mart’ta yaşandı. Sadece yazdıkları yazılar nedeniyle, haklarında terör örgütüne üye olma suçlamasıyla tutuklanan ve 8 ay sonra mahkemeye çıkan 21 gazeteci hakkında, mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere tahliye kararı verildi.

Tahliye kararlarında normal işleyiş şu şekildedir: Mahkeme tahliye kararının bir örneğini derhal UYAP üzerinden savcılığa gönderir. Savcılık gelen yazıyı hem UYAP üzerinden hem de faksla acil kaydıyla cezaevine gönderir. Cezaevi gelen yazı üzerine tutukluyu derhal salıvermek zorundadır. Mahkemenin tahliye kararı ile sanığın cezaevinden tahliyesi arasındaki süreçte en ufak bir gecikme sorumlular hakkında “görevi kötüye kullanma” ve “hürriyeti tahdit” suçunu oluşturur.

İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 31 Mart günü öğleden sonra 21 kişinin tahliyesine kararı verildikten sonra, savcılık gece 8 kişinin tahliyesine itiraz etti.

Bir defa bu karar Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca itiraz edilebilecek bir karar değildir. Sadece Sulh Ceza Hakimliğinde verilen tahliye kararlarına itiraz mümkündür. Yargılama sırasında mahkemenin herhangi bir sanık hakkında verdiği tahliye kararı ise kesindir ve itiraz yolu kapalıdır. Ceza Muhakemesi Kanunundaki bu açık düzenlemeye rağmen, 26. Ağır Ceza Mahkemesi gece yarısı toplanarak itirazı inceledi ve 8 kişi hakkında tahliye kararının kaldırılmasına karar verdi.

İKİNCİ HUKUK KATLİ CEZAEVİNDE YAŞANDI

Bu karar verilinceye kadar, hukuken derhal tahliye edilmeleri gereken gazeteciler cezaevinde bekletildi. Hukuk ikinci kez katledildi. Mahkemenin hakimleri yetkileri olmadığı halde verdikleri bu kararla gazeteci olan sanıklara yönelik “hürriyeti tahdit” suçunu işlediler ve işlemeye devam etmekteler. Gazeteciler tahliye oluncaya kadar da bu suç işlenmeye devam edilecektir.

Savcılık tarafından 13 gazeteci hakkında verilen yeni gözaltı kararına gelince: Gazetecilerin tamamı “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla yargılanmaktadır. İddianın asılsızlığı ayrı bir konudur. Ancak bu suçlamada Gülen Hareketi, 15 Temmuz’da darbe girişiminde bulunduğu iddiasıyla silahlı terör örgütü olarak nitelendirilmektedir. Yani Gülen Hareketine yönelik iddia, bu hareketin “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiği” ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiği”dir.

HAPİSTEKİ GAZETECİ NASIL YİNE DARBEYE TEŞEBBÜS ETSİN?

Gazeteciler hakkında gece yarısı verilen gözaltı kararının gerekçesi basına yansıdığı şekliyle “darbeye teşebbüs”tür. Zaten darbe yapmaya teşebbüs ettiği iddia edilen bir terör örgütüne üyelikle suçlanan ve darbe teşebbüsünden sonra tutuklanan gazetecilerin, iddianameden sonra suç oluşturan başka bir eylemleri yoksa yeni bir suçtan söz edilemez. Çünkü “örgüt üyeliği” temadi eden bir suçtur. Bunun anlamı, iddianame düzenleninceye kadar kişinin gerçekleştirdiği tüm eylemler “tek bir suçu” oluşturur. Bu demektir ki, örgüt üyeliğine dair sanıkların iddianameden önceki tüm eylemleri, şu an mahkemede yargılandıkları suç kapsamında kalır. Savcı yeni bir delil bulmuşsa bunu sanıkların suçlarının ispatına yönelik olarak mahkemeye sunar. Gerekiyorsa, ek bir iddianame düzenleyerek yeni delillerle birlikte mahkemeye gönderir. Ancak aynı suç nedeniyle sanıkları yeniden gözaltına aldırma yetkisi yoktur. Bu şekilde görevini kötüye kullanan bir savcının eylemi de “hürriyeti tahdit” suçunu oluşturmaktadır. Hele bir de, böyle bir gözaltını sanıkların tahliye edildikleri gece yapıyorsa, savcı açıkça suç işliyor demektir.

31 Marttaki olayın teknik yönü bu olmakla birlikte; o gün ne olmuştur da, haklarında tahliye kararı verilenlerin hiçbiri tahliye edilmemiştir? Sorunun cevabı Türk yargısının artık iktidarın elinde muhalifleri sindirmede kullanılan bir sopadan başka bir şey olmadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Açıkçası mahkeme heyetinin doğrudan bir talimat almadan böyle bir karar verme üstün cesaretini nasıl gösterdiği ciddi bir merak konusudur. Muhtemelen bir an boş bulunarak üzerlerindeki cübbelere bakıp kendilerinin bağımsız olduklarını hayal ederek, gazetecilerin zaten 8 aydır delilsiz tutuklu olduğunu hatırladılar. Ama hayalleri uzun sürmedi.

TROLL PROPAGANDASI ETKİLİ OLDU

İktidarın tetikçisi biri, twitter hesabından “Eğer bu hainler yeniden tutuklanmazsa birileri çok ağır bedel ödeyecek. Bilerek söylüyorum bunu. Yıkılacak ortalık.” “Adı belli FETÖ’cüleri tahliye eden her savcı ve hakim meslekten ihraç edilecek. DEVLET’in kesin kararı budur. Herkes bunu bilsin.” “Adalet Bakanlığımız, HSYK harekete geçti. Hainler salınmayacak Allah’ın izniyle.” şeklinde paylaşımlarda bulundu. Açıkça anlaşıldığı üzere, tahliye kararı verilenler hakkında, savcının gözaltı ve mahkemenin gazetecilerin tutukluluk halinin devamı kararından çok önce iktidar cenahında kararlar verilmişti. Benzer şekilde birçok paylaşım yapıldı sosyal medyada akşam saatlerinde. İktidara yakın hesaplar tarafından açılan #SalıverirsenizAlıveririz, #KriptoHakimler hashtag’leri altında yapılan paylaşımlarda sadece bu tahliyelerle ilgili değil Gülen Hareketi’ne mensup olduğu iddiasıyla cezaevinde bulunanları tahliye etme ihtimali bulunan tüm yargı mensupları tehdit edildi. Sonuçta, 5 bin civarında meslektaşı meslekten atılan/tutuklanan hakim ve savcılar, zaten bir kaç yıldır yapmaya alışık oldukları şeyi bir kez daha yapmakta pek zorlanmadılar, gelen talimatlar doğrultusunda, gazetecilerin hürriyetlerine kavuşmalarını engellediler.

İLK KEZ YAŞANMIYOR

Aslında böylesi bir olay ilk kez yaşanmıyordu Türkiye’de. Yani hem yargı hem iktidar Anayasa ve kanunları uygulamamakta tecrübeliydi. 25 Nisan 2015 tarihinde İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ve 75 kişinin tahliyesine karar verildi. İktidar bu karardan çok rahatsız oldu ve derhal harekete geçti. Karar savcılık tarafından hukuka aykırı olarak cezaevine gönderilmedi ve tahliye kararının infazı fiili olarak engellendi.

Bugün Türk yargısı yasama ve yürütmeyi denetleyen bir erk olma fonksiyonunu çoktan kaybetmiştir. Uluslararası yargı ilkeleri olan bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, tutarlılık, dürüstlük ve eşitlik gibi ilkeler Türk yargı mensupları için sadece bir rüyadan ibarettir. Mensuplarının üçte biri meslekten atılmış veya tutuklanmış olan bir yargıda, görevine devam edenler elbette kendilerinin ispatlama arayışı içinde olacaktır. Kendisi bağımsız olmayan bir yargının, medya özgürlüğünün güvencesi olmasını beklemek elbette doğru değildir.

MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜ YOKTUR…

31 Martta yaşanan olayın bir kez daha gösterdiği yalın gerçek şudur: Türkiye’de medya özgürlüğü yoktur. Medya mensupları hukuka açıkça aykırı bir şekilde tutuklanmaktadır. Medya özgürlüğünün ve diğer hakların güvencesi olması gereken yargının kendisi güvenceye muhtaçtır; bağımsız değildir.

Türkiye’deki durum bu şekilde tespit edildiğinde, iç hukukun kullanılması yoluyla ulaşılacak bir adaletin olmadığı da kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Yerelde adalete ulaşmak mümkün değildir. Temel hak ve özgürlüklerin kullanımı için uluslararası kurum ve kuruluşların etkin bir şekilde harekete geçmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, Türkiye’deki AİHS ile güvence altına alınan hakların korunması kapsamında AİHM’in tarihi bir sorumluluğu bulunmaktadır.

AİHM Türkiye’den gelen başvurularda, Türkiye’deki mevcut durumun hassasiyetini ve ciddiyetini göz önünde bulundurarak, artık Türkiye’de tüketilebilecek etkin bir iç hukuk yolunun bulunmadığını kabul etmelidir.

Medya ve yargı mensuplarının yaptıkları başvuruları öncelikle ele alarak, başvurular hakkında bir an önce karar vermelidir. Mahkemeye yakışan budur. Aksi halde, AİHM kuruluş gayesine aykırı hareket etmiş ve görevinin gereklerini yerine getirmekten kaçınmış olacaktır.


Originally published at www.tr724.com on April 4, 2017.

Like what you read? Give Tr724 a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.