Tankın önüne yatan adam [Okur Mektubu]

Sene 1998 okul bitmiş üniversite sınavına çalışacağım babama hizmetin dersanesine gitmek istediğimi söylüyorum. Cevap: Olmaz!

“O zaman ben de başka dersaneye gitmem.” Cevap: “Gitme o zaman!” Mecburi istikamet oto sanayi.

Kaynak, bir önceki sene hukuk fakültesini kazanan arkadaşıma dersanenin verdiği 30 ciltlik zirve dergileri. Başlıyoruz çalışmaya.

Hava soğuk, dükkân ısınmıyor. Boş zamanlarda panelvan aracın içine girip çalışıyorum. En sıcak yer vs. Stresli bir dönem.

İlk basamak olan ÖSS sınavında iyi bir puan almışım. Haziran’da yapılan ÖYS de fena geçmiyor.

Sınavdan sonra İslami yayın yapan yerel bir TV kanalını izliyoruz. Malum, her evde internetin olmadığı dönemler.

Televizyona bağlanan adaylar ÖSS puanlarını ve netlerini söyleyip tahmini ÖYS puanlarını ve kazanma ihtimali olan bölümleri öğreniyorlar.

Ne hikmetse ÖSS barajı olan 120 puanın az üstünde alan bir kısım adaylar ÖYS’de çok üstün başarı göstererek Türkiye’nin sayılı üniversitelerini kazanacak puan elde ediyorlar.

İşin ilginç yanı, o dönem üç puan türü var; sözel, sayısal, eşit ağırlık.

ÖSS’de sözelden sınava girip ÖYS’de sayısal bölümden öğrenci alan tıp fakültesi, mühendislik gibi bölümleri kazananlar var.

Uzaktan bir akrabanın hayali sosyoloji bölümü okumak. ÖSS’de vasat bir puan almış sözel bölümden. Sayısal ÖYS puanı ile çapa tıp fakültesini kazanmış. Şaşırıyoruz.

Sonrasında ÖSS’den barajı zar zor geçip 120’li puan alan okuldan alt dönem bir tanıdığımın o dönemin en revaçta ve en yüksek puanlı sözel bölümü olan ODTÜ Siyasal Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünü kazandığını öğreniyorum, şaşkınlığım artıyor.

Bir başka tanıdığa rast geliyorum. Sonraki günlerde, kendisi dönemin 28 Şubat mağdurlarından(!) ve Malatyalılar grubunun liderlerinden Z.Ş.’nin oğlu.

Bir yıl boyunca sürekli beraberiz sanayide. Ders çalıştığı nadir. Nereyi kazandın diyorum. Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği diyor.

Yüksek puanla girilen bir bölüm. Seviniyorum onun adına. Sonra bu şekil üniversiteyi kazanan bir çok kişi, hepsi de muhafazakar aile çocukları ve o dönem Malatya’da İrancı olarak bilinen bir grupla irtibatlılar: Boğaziçi, Malatyalılar gurubu.

Bir müddet sonra dedikodular yayılıyor. Malatya’da İslami Dayanışma Vakfı soruları almış, adamlarına vermiş, dışardakilere de satmış.

Hemen arkadaşımı buluyorum. “Sen soru mu çaldın?” diyorum. Vakur duruşu ile bilinen arkadaşım şokta. Yüzü beyaza kesiyor. Kem küm…

Gerekçe hazır: “MİT’te adamımız var soruları aldık.”

Bir yıl sonraki 1999 yılı üniversite sınavı tüm Türkiye’de iptal ediliyor. Gerekçe sınav sorularının çalınması.

Haberlerde Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden sınav öncesi soruların çalındığı, çalan kişinin Malatyalı ilahiyat öğrencisi olduğu ortaya çıkıyor.

Sonraki yıllarda tıp okumaya giden sözelcilerden 14 yılda okulu zar zor bitirenleri, bitiremeyip intihar edenleri ve okulu bırakanları duyuyoruz. Bir şekilde okulu bitirip şu an kamuda etkin yerlere gelenler de oluyor. Peki, bunları neden yazdım?

Bugün tweet aleminde gezinirken bir habere takıldım. Tankın altına yatan adam, “Hızlı karar alma süreci” başlıklı konferans veriyormuş. Hem de Borsa İstanbul Konferans Salonunda.

Kim bu tankın altına yatan adam? Metin Doğan. Malatyalıymış. Bizim yaşlarda, İslamcı gelenekten… İstanbul Tıp Fakültesini derece ile kazanmış bu milli kahramanımız. Ama kendine uygun bulmadığından bir yıl sonra bırakmış.

Haberi okuyunca birden maziye gittim işte…


Originally published at www.tr724.com on May 25, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.