Tarihe yalanı miras bırakan bir devrik başbakan: Davutoğlu

Eski başbakan Ahmet Davutoğlu, 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’nun yazılı sorularına 70 sayfalık bir cevap gönderdi. “Tarihe not düşmek ve gelecek nesillere zihni bir miras bırakmak” amacı taşıdığını belirten Davutoğlu’ndan daha dürüst bir yazı kaleme alması beklenirdi. Dershaneler, Gülen’i ziyaret sebebi ve Rus uçağının vurulması gibi konularda samimi açıklamalar yapan Davutoğlu, Dışişleri’nin dinlenmesi, ‘PKK-cemaat işbirliği’, MİT TIR’ları gibi konularda ise gerçeği yansıtmadığı ispatlı olmasına rağmen bilinen iddialarını tekrarladı. Hakkaniyetten uzak, bilimselliğe aykırı, sanrılarla bezeli ve kendi iflas etmiş dış politika okumaları ışığında suçlamalar yöneltti. Bir Saray darbesiyle alaşağı edilmesine bile sesini çıkaramamış; böylece ‘tarihe not düşmek’ ve ‘gelecek nesillere demokratik bir miras bırakmak’ noktasında en büyük şansı kaybetmiş devrik bir başbakandan daha fazlasını beklememek mi gerekir acaba?

Ahmet Davutoğlu, Gülen cemaatinin tarihsel sürecine ilişkin soru işaretlerini sıralarken cemaatin 28 Şubat’a destek verdiği iddiasını da tekrarladı. Başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na gönderdiği yazı ve eski başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın açıklamaları olmak üzere bu iddianın gerçeği yansıtmadığı çeşitli kereler ifade edildi. Tam tersine, cemaatin 28 Şubat’ın mağduru olduğu bizzat Erdoğan tarafından Meclis’e gönderilen resmi yazı ile teyid edildi. Eski Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi Şube Müdürü Emekli Albay, CHP İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek de 23 Mart 2016 tarihinde Ahmet Hakan’a verdiği röportajda, “İrtica, bizim için yüzde 80 Cemaat’ti. Onun dışında ufak gruplar vardı. Ama yargıya, orduya, polise sızmak isteyen grup esas Cemaat’ti” demişti. Yani aslında, 28 Şubat dönemi başta olmak üzere, ‘irtica ile mücadele’ derken asıl kastettiklerinin Gülen Cemaati olduğunu belirtmişti. Buna rağmen Davutoğlu’nun somut veriler yerine ortalama bir Siyasal İslamcı’nın kafasındaki ‘zan’ ve algılardan öte gitmeyen cümleler sarfetmesi hayal kırıklığı.

‘DERSHANELERİN KAPATILMA SEBEBİ, CEMAATE DARBE VURMAKTI’

Davutoğlu, dershanelerin kapatılması ile ilgili tarihi bir ifşaatta bulundu. Bu kararın, eğitim, eğitimde reform, fakir vatandaşların cebini düşünme gibi saiklerle değil; cemaate darbe vurmak için alındığını itiraf etti. “2012–2013 eğitim-öğretim yılının sona ermesiyle birlikte Sayın Başbakanımız öncülüğünde hükümetimiz, 7 Şubat girişimiyle ülke yönetimine müdahil olma ve seçilmiş meşru hükümeti baskı altına alma gibi vesayetçi eğilimler içine girdiğinden kuşkulanılan bu yapının insan kaynağı devşirme merkezi olarak kullandığı dershaneleri kapatmaya yönelik idari bir tasarrufu gündemine almıştır.” dedi.

ABD DE DERSHANELER YÜZÜNDEN Mİ ZARRAB’I TUTUKLADI?

Davutoğlu, cemaatin buna cevabının 17–25 Aralık yolsuzluk operasyonları olduğunu öne sürdü. Halbuki 17 Aralık dosyasına vakıf olan herkes bilebilir ki soruşturma 2012’de başlamıştı. Reza Zarrab, 2008 yılından itibaren devletin takibine girmiş; bu tarihten itibaren MASAK’ın takibinde olan bir işadamı. Yolsuzluk operasyonunun 17 Aralık’ta yapılmasının sebebi de dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in, takipten şüphelenerek soruşturmayı deşifre etmeye ve emniyet müdürlerini görevden aldırmaya çalışmasıydı. 2010 yılından beri Amerikan istihbaratınca takip edilen Reza Zarrab’ın ABD’de tutuklanması da Davutoğlu’nun cevabını vermesi gereken bir soru. ABD de dershaneler yüzünden mi Zarrab’ı tutukladı? Aynı şekilde Zarrab’ın ortağı Babek Zencani’nin İran’da idam cezası alması da eski başbakanın cevaplaması gereken bir gelişme.

PKK-CEMAAT İLİŞKİSİNİN BELGESİ NEREDE

Davutoğlu, ‘Cemaat-PKK’ işbirliği iddiasını da tekrarladı. 9 Aralık 2014 tarihinde, “Paralel yapıyla örgüt ortak çalışıyor. Kimin kimlerle görüştüğünü biliyoruz. Elimizde bunların belgeleri var.” demişti. Cemaat, “O halde bu belgeleri açıklayın” çağrısında bulundu. Kamuoyu 3 yıldır bu belgelerin çıkmasını bekliyor. Fakat Davutoğlu, HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Bugün gazetesine röportaj vermesinden başka bir ‘delil’ gösteremedi. Buna rağmen komisyona gönderdiği yazıda aynı iddialarını tekrarladı.

DAVUTOĞLU’NUN MAVİ MARMARA ŞANSSIZLIĞI; ERDOĞAN

Cemaatin, dış güçlerle girdiği ilişki nedeniyle AKP’nin etkin dış politikasına muhalefet ettiğini ve yıpratmaya çalıştığını öne süren Davutoğlu, ‘one minute’ olayının da bir milat olduğunu iddia etti. Gülen için, “Filistin’e insani yardım amacıyla yola çıkan ve birçok ülkenin vatandaşlarını taşıyan sivil gemilere uluslararası sularda hukuka aykırı biçimde müdahale eden İsrail’i ‘meşru otorite’ ilan etmek suretiyle Filistin’de süregiden işgali meşrulaştırmıştır.” ifadelerini kullandı. Erdoğan, Mavi Marmara gemisinin bu yolculuğunu eleştirerek, “Giderken bana mı sordunuz?” diye çıkışmamış olsaydı belki Davutoğlu’nun değerlendirmeleri anlam ifade edebilirdi. Erdoğan’ın Ağustos 2014’te Gazze’deki yaralıların Türkiye’ye getirilmesini İsrail’in izin şartına bağlaması da Davutoğlu’nun bir başka ‘şanssızlığı’. Erdoğan açıkça Gazze’deki yaralıların tedavisi için İsrail’i ‘meşru otorite’ olarak gördüğünü ortaya koymuştu.

GÜL’E KARŞI 2 YIL SONRA GELEN GERİ ADIM

Türkiye, Mayıs 2015’te siyasi tarihte eşine az rastlanır bir polemiğe tanıklık etmişti. Dönemin başbakanı Davutoğlu ile eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dolaylı olarak birbirlerini yalancılıkla itham etmişti. Polemiğin kaynağı, Davutoğlu’nun 17 Aralık’tan 3 ay önce Fethullah Gülen’i ziyaret etmiş olmasıydı. Davutoğlu, kendini mazur gösterebilmek için, “Ben oraya dönemin Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ının onayıyla gittim” açıklaması yapmıştı. Gül ertesi gün, “O beyanın benimle ilgili kısmı yanlış; ben sonradan öğrendim” diye yalanlamıştı. Davutoğlu buna karşılık, “Sayın Abdullah Gül’e saygım sonsuz ama zihnim çok berrak” cevabını vermişti. Kendinden emindi. Gül de aynı sertlikte karşılık vermiş ve “Benim de zihnim berrak; ayrıca konu hakkında önceden haberdar edilmediğim için, öğrendiğimde duyduğum ve etrafımla da paylaştığım rahatsızlık yüzünden de unutmam mümkün değil” demişti.

Ahmet Davutoğlu, Komisyon’a gönderdiği yazıda bu ziyarete de değindi. Ancak bu kez sadece Erdoğan’ın onayıyla gittiğini bildirdi. Abdullah Gül’den söz etmedi. Ya Gül’le yeni bir polemiğe girmek istemedi ya da zihnindeki berraklıktan kuşku duymaya başladı ve iddiasından geri adım attı.

‘GÜLEN’İ ERDOĞAN’IN TALİMATIYLA ZİYARET ETTİM; AMAÇ TÜRKİYE’YE GETİRMEKTİ’

Eski başbakan, bu ziyaretin sebebinin ise Gülen’i Türkiye’ye getirmek olduğunu açıkladı: “2013 BM Genel Kurulu toplantısına seyahatim öncesinde Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığımız değerlendirmede, bu yapının gittikçe artan bir şekilde Türkiye karşıtı çevrelerce kullanılmaya müsait hale gelmesi hasebiyle, Gülen’in daha önce yapılan çağrılar çerçevesinde Türkiye’ye getirilerek kontrol altına alınmasının gerekli olduğu kanaatine vardık. Gülen ile Eylül 2013’te gerçekleştirdiğim görüşme, 7 Şubat sonrasında, söz konusu yapı mensuplarının o döneme kadar düşündüğümüz bir sivil topum örgütü olmanın ötesinde, devlet iradesinden bağımsız ve devlet hiyerarşisi dışında bir yapılanma içerisinde olduğu kanaatimizin oluşması üzerine, muhatabına somut mesajları doğrudan iletmek amacına matuftu. Bu görüşmede Sayın Başbakanımızla gerçekleştirdiğimiz istişare çerçevesinde açık bir şekilde gerekli uyarılarda bulundum.”

Davutoğlu, görüşmenin içeriğine dair bu iddiaları başbakanlığı döneminde de gündeme getirmiş ancak cemaat cephesinden yalanlama gelmişti. Davutoğlu’nun ziyarette bu şekilde konuşmadığı ve söylediğini iddia ettiği sözlerin hiç birini söylemediği bildirilmişti.

MİT TIRLARI VE BAYIRBUCAK YALANI

Davutoğlu’nun tarihe bıraktığı bu yalan mirastan bir diğeri de MİT tırları ile ilgili. Mektubunda, o tırların Bayırbucak Türkmenlerine gittiği iddiasını tekrarladı. Ancak bizzat Bayırbucak Türkmenleri o silahların kendilerine gelmediğini söylemişti. Niğde Ulukışla’daki saldırının dava dosyasına giren ve 13–14 Haziran 2014 tarihlerinde yapılan telefon görüşmelerinde Türkmenler, MİT TIR’ları ile yapılan silah yardımlarının kendilerine değil Ansar El İslam örgütüne gittiğini söylüyordu. Telefon görüşmeleri takip edilen Suriye Türkmen Kitlesi Derneği yöneticisi Ayhan Orli, Suriye Türkleri Derneği Başkanı Ahmad Chrin, Bayır Bucak Tugay Komutanı Albay Ahmet Arnavut ve Suriye Türkmen Kitlesi Genel Koordinatörü Samir Hafez, silahların Ensar el İslam’a gittiğini anlatıyordu.

Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş de, “Vallahi billahi o tırlar Türkmenlere gitmiyordu” demişti. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 31 Mayıs 2015 tarihli açıklamasında, “İkisi birden (Erdoğan ve Davutoğlu) MİT TIR’larıyla Bayır Bucak Türkmenleri’ne yardım götürdüğünü söylüyorlar. Oysa gerçekler farklıdır. Türkmenler bunu yalanlamıştır. Şimdi doğruyu söyle, kimin silahlarını, hangi odaklara, vekâleten nerelere taşıyordunuz? Türkmenlere yardım ettiniz de elinizi mi tuttuk? Siz kim Türkmenlere yardım etmek kimdir?” şeklinde sert ifadeler kullanmıştı.

Davutoğlu, Komisyon’a gönderdiği yazıda, cemaatin Bayırbucak Türkmenlerine giden bu yardımları sabote ettiğini ileri sürdü. Ancak şimdiye kadar her konuşmasında tırlarda ‘insani yardım malzemesi’ bulunduğunu söyleyen Davutoğlu’nun bu kez hiç böyle bir ifade kullanmaması, sadece ‘MİT Tırları’ demekle yetinmesi dikkat çekti.

DIŞİŞLERİ TOPLANTISININ DİNLENMESİ VE ABD İSTİHBARATI

Ahmet Davutoğlu, bilinen iddialarından ‘Dışişleri toplantısının dinlenmesini’ de kaçınılmaz olarak bu tarihi vesikasına yerleştirdi. 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden 2 hafta önce, 13 Mart 2014 tarihinde Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan Suriye toplantısının dinlendiği ortaya çıkmıştı. Ses kayıtları, seçimden 3 gün önce internete düşmüştü. Davutoğlu, toplantıyı cemaatin dinlediği ve servis ettiğini öne sürmüştü. Havuz medyası da haftalarca bu yönde yayınlar yaptı. Bugüne kadar bu yönde hiç bir delil ortaya konamadı.

Eski NSA çalışanı Edward Snowden’ın ortaya çıkardığı belgelere göre ise toplantıyı Amerikan istihbaratı NSA dinlemişti. Alman Focus dergisi, Temmuz 2015’te bu belgere dayanarak, “Dışişleri’ndeki Suriye konuşmasını ABD dinledi” diye haber yaptı. Ancak AKP iktidarından hiç bir açıklama gelmedi. Davutoğlu, Komisyon’a gönderdiği yazıda bu belgeleri görmezden gelip “O gün yaptığım açıklama benim için bugün de geçerlidir” dedi.

RUS UÇAĞINI DÜŞÜREN PİLOT CEMAATÇİ DEĞİL

Dönemin başbakanı Davutoğlu, 24 Kasım 2015 tarihinde düşürülen Rus uçağı ile ilgili de açıklamalar yaptı. Pilotun cemaate yakın olduğu iddialarıyla ilgili olarak Genelkurmay’ın bir inceleme yaptığını ve bu yönde bir tespite ulaşamadığını kaydetti. “Sayın Genelkurmay Başkanımız pilotun geçmişini ve ilişkilerini araştırdıklarını ve somut bir irtibat tespit edilemediğini bildirmiştir” dedi. Sözkonusu pilotlar, 15 Temmuz darbe girişiminin hemen arkasından tutuklanmıştı.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.