Tatar Ramazan ile Katar Ramazan

Tatar Ramazan: Ben bu oyunu bozarım!

Katar Ramazan: Bir oyun oynanıyor fakat bunu şu anda çözebilmiş değiliz.

Tatar Ramazan: Çamaşırhaneyle çay ocağı Çakır ile İsmail’in ve tüm yoksullarındır. Ben de yanlarındayım.

Katar Ramazan: Orayı bizim Çalık’a söz verdim.

Tatar Ramazan: İnsan bunca zulüm, bunca haksızlık görür de rahat yatabilir mi?

Katar Ramazan: Kusura bakmayın mağdur falan yok!

Tatar Ramazan: Gel dedin geldim Abdurrahman Çavuş!

Katar Ramazan:Türkiye-Suudi Arabistan Koordinasyon Kurulu konusunda Kral Hazretleri’nin heyecanlı olduğunu gördüm.

Tatar Ramazan: Burda vurulacak bir adam vardı, onu da ben vurdum!

Katar Ramazan: Rus jetini kasten vurmayı asla arzulamadık.

Tatar Ramazan: Bundan sonra bu kapı birine açılırsa herkese açılacak, açılmayacaksa kimseye açılmayacak, anladın mı gardiyan!

Katar Ramazan: Bana bak, daha ileri giderseniz bu sınır kapıları açılır!

Tatar Ramazan: Taş kesil ulan!

Katar Ramazan: Ananı da al git, lan

***

Belli aralıklarla tedavüle sokulan palavra yine gelmiş piyasaya. Neymiş İstanbul’un siluetini bozan yapılar yıkılacakmış. Arkadaş böyle alay etmiyorlar mı, insan en çok buna üzülüyor. Yahu bu binalar sizin zamanınızda yapılmadı mı? Hepsi için tek tek sizden izin alındığını bilmiyor muyuz? Kadir Topbaş’a “Bu kadar da olmaz Başkan, İstanbul mahvoldu” dendiğinde ‘benimle ilgisi yok’ demiyor muydu? Kupon arazinin birisini size sormadan birisine verdi diye TOKİ başkanına etmediğiniz laf kalmadı, adamı da görevden almadınız mı? Bu binaların hepsi komisyonları ödenmiş ‘helal’ binalar değil mi?

Geçenlerde de şöyle bir yalan uydurmuşlardı. Hani bir tanesi ile ilgili traşlayın demiş de adam traşlamamış o günden beri adama küsmüş. Madem traşlanmayı hak eden bir bina, yık o zaman. Kazma kepçe, bir emrine bakar. İşin aslı şu; o binanın sahibine diyor ki medya için yapılan havuza dahil ol, şu kadar da para ver ama adam ya girmiyor ya ayak diriyor… Adama küsmesi bu sebepten.

Hadi gelin madem rezidansları yıkıyorsunuz belediye başkanlığı döneminizde tavır aldığınız, mühürlediğiniz ve asla oradaki bir toplantıya gitmediğiniz Gökkafes var ya hani Boğaz’ın kalbine hançer gibi saplanan, yıkmaya oradan başlayın. Tamam belediye başkanı iken rütbeniz yetmedi adamlar haritaları değiştirdiler, ne yapıp edip kurtardılar. Şimdi bütün ülkede tek söz sahibi sizsiniz. Gökkafes’i yıkarak başlayın. Belki de bütün hesap burayı yıkmak ya da benzerlerine çökmek için kim bilir? Eğer Gökkafes’i yıkarsanız daha sonra yıkılma sırası gelen mücahit müteahhitleri idare etmek kolay olur. Yalnız şöyle bir sorun var. Yıkılacak rezidanslardaki daireler sizin teşkilatın adamlarının. Canını al, malını alma misali bu işin bedeli ağır olmasın sonra!

***

Sonunda kafayı yediler. Hürriyet Gazetesi’ni iğrençlikte geçebilen tek gazete olan Sabah Gazetesi’nin her gün ilk sayfasında ya Berat Albayrak haberi ya da fotoğrafı olacaktır. İnternet sitesinde de manşetlerin biri dev fotoğrafı ile bu şahsa ayrılmıştır. Malum damadı başbakanlığa ya da Allah korusun Başkan’ın 1. Yardımcılığına hazırlıyorlar ya. Gazete kendilerinin her türlü yalakalık her türlü yerli yersiz Berat haberleri gırla. Zaten Erdoğan yanında her zaman çanta gibi taşıyor. Dev ihalelerin yeri Enerji Bakanlığı. Başkasına nasıl güvensinler. Partide 30 yaş üstü herkesin mecburiyetten yüzüne güldüğü ama içinden küfrettiği zavallı.

Neyse başla bir şey diyeceğim zaten. Geçen gün internet sitelerinde ‘Çocuklara Enerji’yi Ali anlatacak’ diye bir haber, bakanın da kocaman fotoğrafı. Haberin ne olduğu belli ama ben Berat’ın resmini görünce merak ettim. Acaba bir basın lansmanı yapılmış da Berat hazır mı bulunmuş falan bir tıklayayım dedim. Haberi okudum, içinde Berat falan yok. Ama hem içerde hem dışarıda kocaman Berat fotoğrafı var. İşte Sabah’taki sizinle aynı meslekte olmaktan dolayı utanç duyduğumuz editör arkadaşlar, hem kendinizi hem de yalakalık yaptığınız efendinizi böyle rezil edersiniz. ‘Keşke simit satsaydık da…’ diyeceğiniz günlerin bir an önce gelmesini dileyerek bitirelim.


Originally published at www.tr724.com on June 9, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.