Trump, ırkçılık ve eğlence… ‘Oscar’ 89 yıldır ayakta

87. Akademi Ödülleri ya da meşhur adıyla Oscar Ödülleri için adaylar açıklandığında yoğun bir eleştiri yükselmişti. #OscarsSoWhite etiketiyle sosyal medyaya da yansıyan kampanya, Oscar ödülleri için hep ‘beyaz’ oyunculara şans tanındığını vurguluyordu. O kadar yoğun bir itirazdı ki, bir sonraki yıl, yani 88. Oscar Ödül Töreni’nde sunucu olarak siyah komedyen Chris Rock tercih edildi. Rock, kendi üslubunca Akademi Heyeti’ni yeterince hırpaladıktan sonra, gene de ortamı yumuşatmaya çalışmıştı. Ancak 88. Oscar Ödülleri de yeterince ‘çeşitli’ bulunmadı.

Nihayet, 89. Akademi Ödülleri’nde bu çeşitliliği kutlama şansına eriştik. Önceki gece Amerika’da gerçekleşen törende, Miami’de siyahların yaşadığı bir gettodaki yaşama odaklanan Moonlight (Ayışığı) filmi, biraz tuhaf bir anons skandalının ardından, ‘En İyi Film’ ödülünü aldı. Eleştirmenler, bu ödülün La La Land’e gitmesinden korkuyordu ve ilk anonsta da bu filmin adı açıklandı. Hatta ekip çıkıp teşekkür konuşması bile yaptı ancak neyse ki yanlıştan geç olmadan dönüldü.

GÜÇLÜ HİKÂYELER GECEYE DAMGA VURDU

Moonlight ne kadar ‘öteki Amerika’yı anlatıyorsa, La La Land o kadar ‘beyaz Amerika’yı’ anlatıyor. Ancak La La Land’in anlattığı ‘beyaz Amerika’, Trump’ın temsil ettiği muhafazakâr, yoksul seçmeni değil daha ziyade nefret ettiği California insanının, hayatını sanata adamış, en büyük hayali müzik ya da tiyatroda kariyer yapmak olan insanları anlatıyor. Ryan Gosling (Sebastian) ve Emma Stone’un (Mia) oynadığı karakterler, bir lakabı da La La Land olan Los Angeles’a, herkes gibi, büyük işler başarmak için gelen iki genç. Aşkları, onlara kariyerlerinde yükselme imkânı sağlarken, sonunda bu aşktan feragat ederek hayallerine ulaşıyorlar. ‘Yetişkinler için bir müzikal’ olarak nitelenen La La Land, “Hollywood müzikalleri seviyor” klişesinin ötesinde gerçekten de harika bir iş.

Uzun zamandır ortalarda dolaşan “Hollywood hikâyesiz kaldı” söylemlerini çöpe atmak istercesine, bu yılki filmler konularıyla ön plana çıktı. En İyi Film kategorisinde yarışan 9 filmin hepsi de, yepyeni hikâyeler sundu bize. ‘Arrival’, son yıllarda bilimkurgu alanında yükselişe geçen Çin asıllı yazarlardan Ted Chiang’ın bir hikâyesinden uyarlandı ve ilginç konusuyla dikkat çekti. ‘Manchester by the Sea’, Casey Affleck’in oyunculuğu ile anılsa da, hikâyesi ve işleniş biçimiyle Hollywood’a resmen soluk aldırdı. Moonlight’ın ve La La Land’in da yine sanatsal özelliklerinin yanı sıra konularıyla tartışılması dikkate değer. Bir diğer kaçırılmaması gereken film, Denzel Washington’ın yapımcı, yönetmen ve başrol olarak karşımıza çıktığı ‘Fences’ ise 1950'lerde siyahî, yoksul bir işçi ailesinin yaşadıklarına odaklanıyor.

İlk 9'a giren filmlerden ‘Hacksaw Ridge’ cephede öldürmeyi reddederek, ‘kurşun atmadan madalya alan ilk Amerikalı ordu mensubu’ doktor Desmond T. Doss’un hayat hikâyesine odaklanırken, ‘Hidden Figures’ ise NASA’nın ilk uzay yolculuklarının gerçekleşmesinde hayatî önemdeki siyahî kadın matematikçilerin yaşadıklarını anlatıyor. Böylece zengin bir kültüre ve sosyal çeşitliliğe sahip Amerika’da, ‘gerçek hayat hikâyelerinin’ tükenmediği de görülmüş oldu. Nitekim, ilk 9'daki diğer film Lion da, yaşanmış bir hikâyeyi beyaz perdeye taşıdı.

ÖDÜLLER DOĞRU TERCİHLERE GİTTİ

Bu kadar güzel film arasında, kim ödüle uzansa, ‘hak etmişti’ diyecektik muhtemelen. Ancak en iyi oyuncular konusunda, Oscar Akademisi uzun zaman sonra ilk kez tatminkâr bir tercih yaptı denebilir. Tabi hakkındaki cinsel istismar iddiaları sebebiyle aday olması bile eleştirilen Casey Affleck’i saymazsak. Filmde harikalar yaratan Affleck, ‘dağınık görüntüsü’ ile de tepki çekti. Emma Stone’un uzandığı ‘En İyi Aktris’ ödülü, kategorideki usta isimleri düşününce, bir miktar beklenmedikti. Ancak La La Land’de çok iyi bir iş çıkardığını herkes kabul etti. Moonlight ile En İyi Yardımcı Aktör ödülünü alan Mahershala Ali, en çok hak edenlerden biriydi. En İyi Yardımcı Aktris ödülünde de çekişmeler vardı ama Denzer Washington gibi bir efsanenin yanında enfes görünen Viola Davis, beklenen adaydı.

Whiplash’le parlayan ve La La Land’le ‘En İyi Yönetmen’ ödülüne uzanan Damien Chazelle, bu başarıya ‘en genç yaşta’ ulaşan yönetmen oldu. Chazelle’in müzikle iç içe geçen projeleri, caz müziğe benzeyen emprovize yönetmenlik denemeleri, alkışı hak ediyor. Manchester by the Sea filmiyle ‘En İyi Orijinal Senaryo’ ödülü ise Kenneth Lonergan’a, yani tam da hak eden isme gitti. Geceye damgasını vuran konuşma, ‘En İyi Yabancı Film’ kategorisinde ödül alan fakat Donald Trump’ın vize yasağını protesto etmek için törene katılmayan İranlı yönetmen Ashgar Farhadi’nin mesajıydı. Farhadi’nin mesajını ise, Amerika’nın önde gelen İran kökenli iş kadınlarından Anuşe Ansari yaptı. ‘En İyi Kısa Belgesel’ de Suriye’de insanî yardım faaliyetleri için kurulan AKUT’un eğittiği Beyaz Baretliler’le ilgili yapıma gitti.

TÖREN POLİTİK GÖNDERMELERLE DOLDU TAŞTI

Ödül töreni beklendiği gibi ‘politik’ göndermelerle doluydu. Programın sunucusu Jimmy Kimmel, sahneden Twitter adresine girdi ve ABD Başkanı Donald Trump’a “Uyanık mısın?” şeklinde mesaj attı. Oscar Töreni verdiği her kararla, Amerika’daki mevcut siyasî tansiyon çerçevesinde değerlendiriliyor. Bu sebeple, hem siyah Amerikalıların onurlandırılması hem de çeşitliliğe vurgu yapılması, sürekli olarak Trump’a karşı mesajlar olarak algılandı.

89 yıldır süren ve bütün dünyada en çok takip edilen organizasyonlardan birisi olarak görülen Akademi Ödülleri, Hollywood’un ne kadar büyük bir endüstri olduğunu göstermekle kalmıyor, her yıl yeni isimleri sektörde yücelterek bu büyük şovun sürmesini de sağlıyor. Bunun yanı sıra, perde arkasında iş gören güçler var ki, onlar da yapım şirketleri ve dağıtıcılar. Son yıllarda Amazon ve Netlflix gibi dijital teknoloji merkezli şirketler, önemli işler yaptı ve Hollywood’a damgasını vurdu. 35 milyar Dolar’dan fazla değer üreten pastadaki payları her geçen gün artıyor.

Avrupa sineması, sanatsal değerini korumaya devam ederken, Amerikan film endüstrisini çeşitli şekillerde kopyalamaya uğraşan Hindistan (Bollywood) ve Çin sineması, yüksek bütçeli, teknoloji ağırlıklı filmlerle önümüzdeki yıllarda küresel markalar yaratmaya çalışacaklar. Elbette Hollywood kadar köklü bir geleneğin üstüne çıkmak, hiç de kolay değil…

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Tr724’s story.