Yüzyılın hırsızları

Fizik denince akla Einstein gelir. Tıp deyince Pastör’ü hatırlarız. Elektrik, icat deyince Edison… Bu ve benzer isimler çalıştıkları sahada yüzyıllara rehber olmuştur. Portekizli filozof António Vieira “Hırsızlık bir sanattır ama ahlaksız bir sanattır” der. Böyle olunca hayatını bu ‘sanat’a vakfetmiş, ‘çalan’ ama ‘çalışan’ büyük ‘usta’ları yâd etmemek olmaz.

Buyrun bu ustaları okuyup en başarılısına “Nobel Hırsızlık Ödülü” verelim:

1- MİTHİLESH KUMAR SRİVASTAVA

Meşhur olduğu isim Natwarlal’dı. Hindistan’daki tarihi Kırmızı Kale’yi satarak hırsızlar dünyasına girdi. Sonra kariyerini Taç Mahal’i satmakla taçlandırdı. Parlamento binasını sattı. Ama ona şöhret kazandıran bu değildi. Asıl şöhreti binayı içindeki 545 milletvekili ile birlikte satmayı başarmasıydı. Natwarlal bu son işle efsaneleşti. Tam 8 kere yakalanan Natwarlal, 8 seferinde de hapishaneye adım atmadan kaçmayı başardı. Köylüleri ölümünden sonra Bangra köyünün adını duyuran bu büyük şahsiyete borçlarını ödemek için heykelini dikmişlerdir.

2- ALBERT SPAGGIARI

İşe 1976 yılında Societe Generale bankasına giderek kendisine bir kasa kiralamakla başladı. Kasaya alarmlı saat koydu. Bu saat ile akustik veya sismik bir güvenlik sistemi olup olmadığını ölçtü. Spaggiari, böyle bir sistemin olmadığını öğrenince bir tünel kazarak girme kararı verdi. O gün Google Map olmamasına rağmen arkadaşlarıyla 420 metrelik tünelle kiralık kasaların olduğu bölüme milimetrik olarak ulaştı. Tam 400 kasayı boşalttı. 60 milyon Frank çalıp, duvara büyük harflerle “sans armes, ni haine, ni violance” yani “silah yoksa, nefret de yok, şiddet de yok” yazarak barış ve sevgi mesajı bırakıp bankadan kaçtı. Polis peşine düştüğünde çoktan Arjantin’e doğru yola çıkmıştı.

3- GREGOR MAC GREGOR

Güney Amerika’da Portekiz ve İspanya kolonileriyle savaşan İskoç bir generaldi. Londra’ya döndüğünde Orta Amerika’da “Poyais” diye adını uydurduğu bir ülkeyi işgal edip ele geçirdiğini ilan etti. Kendisini bu ülkenin prensi olarak tanıttı. Poyais ile ilgili 350 sayfalık bir rehber kitap bastırıp dağıttı. Sonra kendi imzasının bulunduğu Poyais Doları’nı bastı. Ele geçirdiği toprakların kıymetli madenlerle dolu olduğunu herkese anlattı. Kendi elleriyle çizdiği haritaları göstererek Poyais tahvillerini 200 bin Sterlin’e binlerce kişiye sattı. Tahvil alanlar pasaportla Poyais’e gitmeye kalkınca yalanı anlaşıldı. Venezuella’ya kaçtı. Ama orada kıymeti bilindi ve bir “kahraman” olarak yaşadı.

YÜZDE YÜZ YERLİ VE MİLLİ ADAYLARIMIZ:

4- SÜLÜN OSMAN

Ödülü hak etmek içi yaptığı pek çok ‘çalışması’ var. Mesela köyden gelen paralı birilerini beklemek üzere Dolmabahçe saat kulesinin dibine oturur. Böyle biri geldiğinde kendi adamları sırayla sökün edip kuleye bakıp saatlerini ayarlar sonra Sülün Osman’a saat ayar parası ödermiş. Bu kârlı işi fark eden uyanık vatandaşlar ilgi duyar tanışmak işin yaklaşırmış. Bir süre hoş beşten sonra da cebindeki tüm sermayesini saat kulesini satın almak için Sülün Osman’a ödermiş.

Başka değerli ‘çalışma’ları da var. 50‘li yıllarda Beyoğlu’nda hareket halindeki tramvayı, Galata kulesini ve şehir hatları vapurunu satmışlığı ve kiraya vermişliği var. Tam Galata köprüsünü satmak üzereyken yakalanır. Uzun süre hapis kalır. Hatta hapisteyken ‘Alınteri ile Yaşamak’ konulu konferans verip bilgeliğini topluma kanıtlar.

5- EYÜPLÜ HALİT

En önemli ‘çalışması’ İstanbul’un işgal altındaki son günlerinde kendi özel karakolunu kurmasıdır. Kendisini ‘komiser’, arkadaşlarını da ‘bekçi’ olarak tanıtıp, mahallenin zenginlerini haraca bağlamıştı. Kentteki otorite boşluğu nedeniyle kimse bunu garipsememişti. Ama ‘Karakol’unun hududu diğer mahallelere de sarkmaya başlayınca sihir bozuldu ve hapse girdi. Hapishanede kasa hırsızı bir İtalyanla tanışır. Onu kafaya alıp Mussolini’ye bir mektup yazar: “Sayın Mussolini ben sizi çok seven, fikirlerinizi çok takdir eden bir Türk’üm. Antalya’nın sizin hakkınız olduğunu savunduğum için hapis yatıyorum. Yardımınıza muhtacım…” der. Mektup postalandıktan bir ay sonra İtalyan Başkonsolosu ziyaretine gelir ve yüklüce bir parayı Eyüplü Halit’e teslim eder.

6- GÜNEY ZOBU
 Uzmanlık alanı, döviz alım-satım işleriydi. Dolar taşımanın suç olduğu yıllarda iyi İngilizce bildiğinden Amerikalı kılığına girer büyük otellerde döviz satardı. Dolar alacağım diye bavulla Türk parası getirenler çoğu kez eli boş döner, kanunsuz bir iş peşinde olduklarından da polise başvuramazdı. O yıllarda beş yıldızlı otellerdeki “çalışma”larıyla şöhret buldu. Aynı otele çok fazla döviz bürosu(!)açınca yakayı eleverdi. Gurur duyduğu olaysa başkaydı. ABD 6. filosu İstanbul’a geldiğinde, dönemin en lüks mekanı olan Hilton Oteli’nde kalmaktaydı. Otele dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in geldiğini duyunca Amerikan Subayı kıyafetiyle hemen aşağı inip onunla uzun uzun sohbet eder. “Türkiye’nin 70 sente muhtaç olduğu” o yıllarda Demirel’i döviz açığını kapatmaya ikna edip etmediği bir devlet sırrı olduğundan hala öğrenilemedi.

7- CEM UZAN

İşi babasından öğrendi. Babası, tribünü ilk maçta çöken Ali Sami Yen Stadı inşaatıyla piyasaya girmiş zengin olmuştu. Ama boynuz kulağı geçti. Diğer bankaların verdiği faizin 2–3 katını vererek önce İmar Bankası ve Adabank’ı tıka basa doldurdu. Sonra kendi bankalarını hortumladı. Daha doğrusu soydu. İhlas Finans gibi diğer banka sahiplerine yol gösterdi, öncülük etti. Telsim cep telefonu işine girdi. Evinin havuzunun altına yaptırdığı odalarda milyonlarca liralık kontörle yolsuzluğa yeni bir yorum getirdi. Nokia ve Motorola’yı dolandırınca popüler olup halkın sevgilisi oldu. Girdiği seçimlerde yüzde 7,25 oy aldı. Hırsızların siyasette başarılı olabileceğini sonrakilere kanıtladı ve onlara öncülük etti.

8- (.. …..) Bu adayın adını milli birlik ve bütünlüğümüzün zedelenmemesi ve Türkiye’nin tökezlenmemesi şimdilik açıklamıyoruz. Bildiklerimiz şunlar: Siyasi yetkisini kullanarak Türkiye’nin devlet olarak altına imza koyduğu BM ambargosunu bakanlarıyla beraber gizlice deldi. El altından 100 milyarlarca dolarlık petrol ve doğalgaz satışına onay verdi. Kara para trafiğini yönetti. Bu müthiş “çalışma”sındaki bazı minik rüşvetler ABD mahkemesinde ortaya çıktı. Mesela o günün Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan 32 milyon euro almış. Fakat ABD yargısı henüz yüzde 5’lik komisyonun oranının yüzde 2,6’lık kısmının kime gittiğini açıklamadı. Bu oran milyarlarca dolara tekabül ediyor. Bu isim açıklandığında veya Reza Zarrap kime verdiğini itiraf ettiğinde milyarlarca doların kime gittiğini kesin olarak öğreneceğiz. İran devlet yetkilileri o dönemde 12 Milyar doların Türkiye’de buharlaştığını iddia etmişti. Bu bilgi doğruysa karşımıza çıkacak zatın dünya siyaset tarihindeki en büyük zengin ve de hırsız olduğu öğrenmiş olacağız.

***

En etkili çok “çalışan” hırsızı bulmak için Portekizli filozofun şu sözünü unutmayalım: “Hırsız tanımını hak edenler, ülkenin, ya da şehirlerin başına getirilenlerdir. Bu türler, insanları kurnazca veya zorla soyarlar, yağma ederler! Sıradan hırsızlar bir kişiyi soyarken, bunlar tüm kentleri, krallıkları, memleketleri soyarlar.” Tabi Vieira şöyle bir avantajı da ekler: “Sıradan hırsızlar kendilerini tehlikeye atarak soyarken, bunlar hiçbir tehlikeden korkmazlar. Çünkü güç ellerindedir!”

Evet, ister milli ister gayrı milli tüm adaylar bunlar. Buyrun seçin!

Yanıtlarınız için: @TC_Basbakan , @yüzyılınhirsizlariyarisiyor


Originally published at www.tr724.com on September 14, 2017.

Like what you read? Give Veysel Ayhan a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.