Yakup Şevki Paşa’yı duymuş muydunuz?

İngiliz tarihçi Carlyle tarihin, büyük adamların ve kahramanların hayat hikayelerinden ibaret olduğunu savunuyor ve şöyle diyordu:

“Yeryüzünde başarılmış olan her şey, meydana getirilmiş bütün eserler, dünyamıza gönderilmiş olan büyük adamlardaki fikirlerin maddî sonuçlarından, gerçeklik ve varlık kazanmasından ibarettir. Hiç tereddütsüz diyebiliriz ki, bütün dünya tarihinin ruhu onların tarihidir.”

Geçmişe baktığımızda kahramanların tarihe yön vermede önemli rol oynadıkları bir gerçek. Onların yerinde ve zamanında verdikleri kararlarla olayların farklı bir şekil aldığı da açık bir şekilde görülüyor.

‘DEĞERLİ KUMANDANLARIMIZ’

Her rejim, kendi kahramanlarının ön planda olduğu bir tarihi topluma benimsetmeye çalışır. Zaferden sonra Kurtuluş Savaşı’nın önde gelen komutanları da yeni rejimin tercihlerine göre takdim edilerek yeni bir anlayış getirilmeye çalışıldı. Bu amaçla Orhaniye Matbaasında yazarının “P.S.” rumuzuyla belirtildiği ve “Değerli Kumandanlarımız” adını taşıyan risaleler basıldı.

Yazarının “Peyami Safa” olduğu anlaşılan seride M. Kemal Paşa, İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Refet Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Köprülülü Kâzım Paşa, Muhiddin Paşa, Rauf Bey, Ali Fuat Paşa “Anadolu’daki Faaliyetleri, Resmi Tercüme-i Hali ve Şahsiyeti” gibi başlıklarla kamuoyuna tanıtıldı. Bu risalelerden birinde de Yakup Şevki Paşa’ya yer verildi.

FARKLI BİR KUMANDAN

Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nın komutanları, 2. Abdülhamit döneminin Harp okullarında okudular. Bu komutanlar M. Kemal, Kazım Karabekir, İsmet Paşa, Fevzi Paşa örneklerinde görüldüğü gibi seküler bir dünya görüşünü benimsediler.

Yakup Şevki Paşa, dönemin komutanlarından farklı özelliklere sahipti. Harp Okulu’nda birlikte okuduğu, Çanakkale ve Kafkasya cephelerinde beraber savaştığı “okul ve cephe arkadaşı” Vehip Paşa, Yakup Şevki’ye yazdığı bir mektupta “Günümüzde bir Peygamber gelseydi, sen olurdun” diyordu.

Yakup Şevki, 1876’da Harput’ta doğmuş, 1896’da Harbiye’yi bitirdikten sonra Erkân-ı Harbiye Mektebi’nden 1900’de mezun olmuş, subaylığının ilk yıllarından sonra Erzincan Harbiye Mektebi’nde ve Dersaadet Mekteb-i Harbiyesinde öğretmenlik yapmıştı. Yakup Şevki’nin bu görevi, subaylar tarafından kendisine “Hocam” diye hitap edilmesine neden oldu.

SAVAŞLAR VE YAKUP ŞEVKİ PAŞA

Yakup Şevki, birçok subay gibi Çanakkale’de savaştı ve M. Kemal’in Anafartalar Grubu Komutanlığına atanmasından sonra 19. Tümen Komutanlığına tayin edildi. 1916 yılında da 15. Kolordu Komutanı olarak Galiçya cephesine gitti.

Kolordusu, Çanakkale Muharebelerinde savaşmış tecrübeli askerlerden oluşmaktaydı. Avusturya-Macaristan’a yardım etmek amacıyla gönderilen bu kuvvetler, ağır kayıplar verseler de Rus kuvvetlerinin püskürtülmesinde etkili oldular.

1916 Ekim’inde Mirlivalığa terfi ederek “Paşa” olan Yakup Şevki’nin yeni görev yeri Kafkas Cephesiydi. 1917 Ağustos’unda Vehip Paşa komutasındaki 3. Ordu’ya bağlı 2. Kafkas Kolordusu Kumandanlığı’na tayin edildi. Yakup Şevki Paşa, Kazım Karabekir ve Ali İhsan Paşa’nın emrindeki kuvvetler, 1918 Şubat’ında başlayan ileri harekâtla Doğu Anadolu’daki işgali sona erdirdiler.

Yakup Şevki Paşa’nın koordinesindeki birlikler önce 1914 sınırına ulaştılar, ardından Batum’a kadar ilerleyerek 1877 sınırının ötesine geçtiler. Paşa, daha sonra aynı cephede 9. Ordu’ya komutan olarak tayin edildi.

YAKUP ŞEVKİ’NİN MİLLİ MÜCADELEYE KATKISI

30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla Osmanlı kuvvetlerinin Kars, Ardahan ve Batum’u tahliyesi istendi. Yakup Şevki bu aşamada halkın Ermeni ve Gürcü saldırılarına karşı milli şuralar şeklinde örgütlenmesi için büyük bir çaba gösterdiği gibi para, silah ve cephane yardımı da yaptı. Özellikle Cenub-i Garbi Kafkas Muvakkat-ı Hükümeti Milliye’sinin kurulması, Milli Mücadele için önemli bir motivasyon oldu.

Paşa’nın bölgedeki faaliyetleri, İtilaf devletlerinin tepkisine yol açtı ve bölgede Hıristiyan halkın katledildiği iddia edildi. Böylece İngilizlerin hedefi haline geldiğinden İstanbul’a dönmesi için Harbiye Nezareti’ne baskı yapıldı. Bu sırada gözlerindeki rahatsızlık artmış ve hastaneye yatırılmıştı. İngilizler ise hastalığın bir bahane olduğunu düşündüklerinden görevine devamını istemediler ve dönmediği takdirde İstanbul’u işgal etmekle tehdit ettiler.

İstanbul Hükümeti’nin emrini yerine getirmek zorunda kalan Paşa, Kars Milli Şurası’nın ve Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin başına geçme tekliflerine rağmen İstanbul’a geldi. Yerine Milli Mücadelenin doğudan başlayan örgütlenmesinde önemli bir rol oynayacak Kazım Karabekir tayin edildi.

Yakup Şevki, Kars ve çevresindeki çalışmaları ile halkın mücadele azmini kamçılayarak milli şuurun oluşmasına önemli katkılar yaptı. Askerin terhis edildiği bu dönemde “15. Kolordu” adını alacak birlikleri tahliye etmeyerek dönemin tek düzenli ordusunu Karabekir’e devretti.

YAKUP ŞEVKİ İSTANBUL’DA

Paşa İstanbul’a geldikten sonra da ülkenin kurtuluşu için çalışmalar yaptı. Önde gelen devlet adamları ve komutanlarla toplantılar düzenleyerek 1919 Haziran’ında Harbiye Nazırı ve Padişah Vahdettin’e layihalar sundu. Layihalarda devletin yıkılış nedenlerini ortaya koyduğu gibi kurtuluş için de öneriler getirdi.

Bu tekliflerini Anadolu’da teşkilatlanma çalışmaları yapan M. Kemal’e de ulaştırdı. Paşa’nın amacı, Anadolu hareketi ile İstanbul Hükümeti’ni uzlaştırmaktı. Bunun için Milli Mücadelenin İttihatçı bir hareket olmadığını ısrarla vurguluyordu.

Paşa, İstanbul Hükümeti’nin desteklediği Kuva-yi İnzibatiye ve Aznavur isyanlarını önlemek için teşebbüslerde bulunduysa da faaliyetleri yine İngilizleri rahatsız etti. Yakup Şevki bu sırada Anadolu’ya geçmeye karar verdi. Fakat 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal eden İngilizler, Paşa’yı teravih namazına giderken tutukladılar ve Malta’ya sürgüne gönderdiler.

Paşa’nın Malta sürgünü 1 Kasım 1921’e kadar devam etti. Sürgün esnasında boş durmayan Yakup Şevki, A. Emin Yalman’ın anlattıklarına göre birçok kişinin sıkıntıdan kâğıt oynadığı bir zamanda sürekli kitap okumayı tercih etti.

YAKUP ŞEVKİ PAŞA VE BÜYÜK TAARRUZ

Yakup Şevki, Malta’dan dönüşte istasyonda ailesiyle hasret giderdikten sonra evine bile gitmeden Anadolu’ya geçti. Yeni görevi 2. Ordu Komutanlığı oldu. Görevi, düşmana son darbeyi vuracak askerleri taarruza hazırlamaktı. Günlerce at sırtında geçen yorucu bir süreçle kuvvetlerini yetiştirdiği gibi temposuna ayak uyduramayan subayları değiştirmekten çekinmedi.

Türk ordusu savaşa hazır hale geldikten sonra sıra harekâtın zamanını belirlemeye geldi. Garp Ordusu Komutanlığı, taarruzun Nisan ayında yapılacağını bildirince Paşa, buna şiddetle karşı çıktı. Cevabında henüz bataklıklar kurumadığından mevsimin taarruz için uygun olmadığını, Malazgirt, Varna ve Kosova gibi büyük zaferlerin Ağustos’ta kazanıldığını belirtiyordu. M. Kemal “Hocam” dediği Paşa’nın önerisini dikkate alacak ve taarruzu Ağustos ayına bırakacaktır. Bu uyarı olmasa belki de büyük bir bozgun yaşanacaktı.

Yakup Şevki, Büyük Taarruz’un kazanılmasında da etkin bir rol oynadı. Daha taarruzun başında askerlerine “Biz şu ana kadar İngiliz, Fransız ve Ruslara karşı savaştık; yendik, yenildik. Ama bu savaşı kazanacağımızdan eminim” diyerek büyük bir moral verdi. Paşa’nın 26 Ağustos gününden itibaren dâhice bir taktikle birliklerini geceleri sessizce ilerletmesi ile düşman, taarruzu 2. Ordu cephesinden beklerken 1. Ordu harekete geçti ve zafer kazanıldı. 2. Ordu’nun süvari birlikleri de geri çekilen düşmanın Müslüman halka zarar vermesini engelledi.

ZAFER SONRASINDA TASFİYE

Yakup Şevki Paşa, “dindar, beş vakit namazını kılan, içki içmeyen, bilgili ve kültürlü” bir kişi olarak tanınıyordu. Muhtemelen yeni rejimle uyuşmadığından 1924 yılında Askeri Şura üyeliğine atanarak pasif bir göreve getirildi. 1926’da “Orgeneral” olan Paşa’nın Şura üyeliğinden hiç memnun olmadığı anlaşılmaktadır.

Yeni rejim, Peyami Safa’nın “Değerli Kumandanlarımız” serisinde yer alan Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Refet Paşa ve Ali Fuat Cebesoy’u İzmir Suikastı gerekçesiyle tasfiye ettiği gibi Türk ordusuna büyük faydaları olabilecek başka komutanları da tasfiye etti. Bu kişiler arasında Çanakkale kahramanı Esat Paşa ve Medine’yi kahramanca savunan Fahreddin Paşa da yer aldı. İşte bunlardan birisi de Yakup Şevki Paşa oldu.

Yakup Şevki yine de devlete küsmedi, göz rahatsızlığına rağmen sürekli projeler üreterek Şura toplantılarına iştirak etti. Hayatı harp meydanlarında geçen Paşa, 1939 yılında hayata gözlerini yumdu.


Originally published at www.tr724.com on August 30, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.