Yargı gerçeklerin ortaya çıkmasını istemiyor [Akıncı Üssü İddianamesi]

15 Temmuz darbe teşebbüsünün komuta merkezi olduğu iddia edilen Akıncı Üssü İddianamesi geçtiğimiz hafta mahkemeye sunuldu.

Ankara Adliyesi Cumhuriyet Savcılarından Ramazan Dinç tarafından hazırlanan 4658 sayfalık iddianamede 10 tanesi sivil kalanı asker 481 şüpheli/sanık, müştekiler kısmında başta Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan ve Adalet bakanı olmak üzere toplam 520 isim yer alıyor.

Beklentimiz o ki, bu aptalca darbe teşebbüsünün failleri ve bu yüzden hayatını kaybeden 250 vatandaşımızın katilleri hak ettikleri cezaya çarptırılsın. Ama birileri bunun böyle olmasını pek istemiyor gibi.

Darbe girişimini eniştesinden öğrenen (!) Erdoğan, anında faillerinin Cemaat mensupları olduğunu anlamış ve ilk andan itibaren bütün konuşmalarında orayı işaret etmişti.

Okyanusun öbür tarafında başka bir hareketlilik yaşanıyordu. Kapısına yığılan onlarca kameranın karşısına çıkan Fethullah Gülen, canlı yayında “Bu girişimi benim idare ettiğim yolunda bir iddia varsa; uluslararası bir komisyon darbeyi araştırsın, sonucunu şimdiden kabul ediyorum” teklifini yaptı.

Darbeleri araştır(ma)ma komisyonu

Önce TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu kuruldu. Başına da hayatının çoğunu Cemaatten nemalanmakla geçirmiş, devran dönünce de Cemaatten olmadığını ispatlamak için her türlü iftirayı atmaktan çekinmemiş eski başsavcı, yeni vekil Reşat Petek getirildi.

Hayatta olan eski genelkurmay başkanlarından tutun, ömrünün son deminde kameraların karşısına çıkıp ben de varım diyen eski ünlüler veya beni de çağırın, ben de Cemaat aleyhine konuşurum diyen kim var kim yoksa bulunup komisyon önüne çıkarıldı. Bu arada AKP’li bir komisyon üyesinin “Madem bu teşebbüsün arkasında o var, Fethullah Gülen’i de dinleyelim” teklifi apar topar geri çekildi.

Ama nedense o gece olayların tam ortasında olan asıl aktörler, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan veya Zekai Aksakallı vb. gibi kritik isimler ısrarla komisyondan kaçırıldı. Şimdi de yargıdan kaçırılıyor, kontra bir soru gelir endişesiyle olsa gerek mahkeme huzurunda ifade vermeyip ayrı ifade veriyorlar.

Bu arada darbeye karıştığı iddiasıyla gözaltına alınan askerlerin, esaslı bir işkenceden geçirilerek kafa göz dağılmış görüntüleri devletin ajansı tarafından servis ediliyor. İşkence altında alınan ifadeler çarşaf çarşaf gazetelerde yer alıyordu ancak bir terslik vardı. Onca işkenceye rağmen alınan ifadelerin tamamına yakınında bu teşebbüsün arkasında cemaatin olduğuna ilişkin doğru dürüst bir veri yoktu. Buna da derhal tedbir alındı ve 15 Ağustos’tan itibaren askerlerin ifadelerine yayın yasağı getirildi.

Gerçekler itinayla çarpıtılır

Bundan yaklaşık 10 yıl önce Türkiye, Ümraniye’de bir gecekonduda ele geçirilen 27 adet el bombasının izini sürerken ortaya çıkan Ergenekon isimli örgütle tanıştı. 2010 yılının başlarında Taraf Gazetesinde yayınlanan haberler ve ses kayıtlarıyla da Çetin Doğan’ın başını çektiği bir grubun Balyoz Darbe Planları yaptığını öğrendik.

Aynı mahallede büyümüş, sol tandanslı darbeleri her zaman mazur görmüş pek çok ‘aydın’ bir anda darbecilerin hamisi kesildi. Soruşturmalar ve dava aşamasındaki maddi hatalar büyütüldükçe büyütüldü, yandaş gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlar yapıldı. Hele bir de ortaya çıkan ses kayıtlarında asla şüpheye yer vermeyecek şekilde darbe planladığı belli olan emekli orgeneral Çetin Doğan’ın damadının yaptıkları var ki, Allah herkese böyle damat nasip etmez. Yandaş kalemleri de arkasına alarak, savcıların yaptığı küçük hatalardan yola çıkıp koca davayı lime lime etti.

Bir karar verin artık, kumpas mı değil mi?

AKP ise bütün darbe teşebbüslerini işine geldiği zaman kabul etti, işine gelmediğinde Cemaatin kumpası olarak yansıttı. Yalçın Akdoğan’ın Aralık 2013’te Erdoğan’ın Başdanışmanı iken ‘milli orduya kumpas kuruldu’ demesi şaşkınlıkla karşılanmıştı. 1 hafta sonra sözlerini düzelterek Ergenekon ve Balyoz’u kastetmediğini yazdı. Bundan 1 yıl önce Adalet Bakanı Bozdağ, Balyoz, Ergenekon, Kafes, Yakamoz ve Eldiven Darbe teşebbüslerini kabul ettiğini söyledi. Başbakan Binali Yıldırım’a göre ise “Balyoz ve Ergenekon vardı, FETÖ’cüler o dönemde bu iddiaları sulandırdı, gerçek olan yalan oldu”.

Madem Ergenekon ve Balyoz gerçekti, neden o zaman bugün Cemaati bitirmek için AKP savcılarının düzenlediği iddianamelerde kumpasmış gibi gösteriliyor?

***

Neyse bizim konumuz o değil. Darbe teşebbüsüne dair hazırlanan iddianamenin akıbeti de Ergenekon ve Balyoz gibi olacak diye korkarım. Zira savcı Ramazan Dinç’in hazırladığı (?) 4658 sayfalık iddianamede çok fazla boşluklar var. Kes yapıştır yöntemiyle sayfa sayısı şişirilmiş iddianamede delil olsun olmasın herkes her şeyle suçlanmış. Konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayanlar da dahil edilerek dava sulandırılmış. Zaten son dönemde savcıların ‘sanığın aleyhine delil topladığı gibi lehine olan delilleri de toplamakla görevli olduğu’nu unuttuklarını biliyoruz.

Dün (5 Nisan) Hürriyet gazetesinde yer alan bir haberde darbeci olduğu iddia edilen bir tümgeneralin yurtdışı bağlantıları yazılmış ve her zamanki gibi işin içinde ‘dış mihraklar’ın olduğu ima edilmiş. Bu söylem Erdoğan ve AKP’nin son yıllarda çokça kullandığı ve prim de yapan ‘üst akıl’ söylemine uygun. Üşenmeyip iddianameden o generalle ilgili kısmı okudum.

Darbe girişimi sırasında koordinasyon sağlamakla suçlanan Tümgeneral İdris Aksoy, belli ki iyi bir koordinatör değilmiş. Zira o gün, 15 Temmuz günü 17.40’ta Savunma Sanayii Müsteşarının da katıldığı bir fuar için gittiği Londra’dan İstanbul’a dönmüş. Anadolu yakasındaki meşhur düğüne gitmek istemiş ama trafik nedeniyle yetişemeyeceğini anlayınca rotasını değiştirip o sırada Erdek’te bulunan kızlarını görmek için Yenikapı Feribotu’na binip Bandırma’ya gitmiş. Feribottan indiğinde saat 21.30. Yani ‘koordinatör general’ 2,5 saat boyunca telefonunun kapalı olduğu feribotta iken çarşı çoktan karışmış tanklar yürümeye uçaklar uçmaya başlamış bile. Belli ki yargılama sonucunda kolayca bu işten yırtacak biri.

Hürriyet’in haberine göre Tümgeneral Aksoy’un HTS kayıtları incelenmiş, 15–16 Temmuz tarihlerinde İngiltere ve ABD’de kullanılan bazı telefon hatlarıyla görüştüğü tespit edilmiş. Ama iddianamede bu hatların kim tarafından kullanıldığı, şüphelinin kendisine bu konuda soru sorulup sorulmadığı bilgisi yok. Halbuki yine aynı iddianameden öğreniyoruz ki ABD makamları Adil Öksüz ve Kemal Batmaz’ın ABD’ye giriş sırasında çekilen fotoğraflarını (ihtimal başka bilgilerle beraber) paylaşmışlar. Bu numaraların da kime ait olduğunun bilgisini almaları zor değildi sanırım.

Geçmişte benzer bir olayda HTS kayıtlarını delil diye iddianameye koyan savcı, sanığın yurtdışında bulunan kızı ve ailesiyle yaptığı konuşmaları ‘dış mihraklarla bağlantı’ delili olarak göstermişti de ortaya çıkınca rezil olmuştu. Umarım savcı Ramazan Dinç aynı hataya düşmez.

Hele bir de her sanık için ayrı ayrı yazılan ‘yurtdışı giriş çıkış analiz raporları’ var ki evlere şenlik.

A isimli şahıs İngiltere’de iken Adil ÖKSÜZ ve Kemal BATMAZ ABD’de bulunmuştur.

A isimli şahıs Katar’da iken B isimli şahıs KKTC’de bulunmuştur.

A isimli şahıs ABD’de iken C isimli şahıs Yunanistan, B isimli şahıs KKTC’de bulunmuştur.

Eee? Ne ilgisi var konumuzla?

***

Savcı Ramazan Dinç, bunları yazdıktan sonra sanığa Cumhurbaşkanına suikast ve o gece Ankara’da 44 kişiyi öldürmek de dahil olmak üzere 13 ayrı suçlama yöneltmiş. Yani, Akıncı üssünde fiilen bulunup da darbe girişimine iştirak eden veya havadaki uçaklarda görev yapanlara yönelttiği suçlamanın aynısını Ankara’ya 500 km uzakta tatil yapan birine de yöneltmiş. Benzer bir durum İstanbul’da Korgeneral Mehmet Şanver’in kızının düğününe katılanlar için sözkonusu. Düğüne katılan generallerden bazıları tutuklandı bazıları görevi başında. Nedeni, kim tarafından hazırlandığı belli olmayan darbe sonrası görevlendirme listesinde isimlerinin yer alması.

Böyle saçma sapan bir iddianame olmaz. Bu kafayla o gece gerçekten darbe yapmak isteyenler bulunup ortaya çıkarılamaz ve cezalandırılmaz.

Darbenin 1 numarası olduğu iddia edilen Adil Öksüz hala meslekte olan iki hakim tarafından kaybedilmiş ve hala kayıp. İşkence altında alındığı devlet ajansı tarafından belki de kasten ifşa edilen askerlerin ifadelerinin hukuki anlamda bir değeri yok. Delil diye iddinameye konan argümanlar yetersiz, çoğu zaman konuyla ilgisiz.

Öyle anlaşılıyor ki bu dava da Balyoz ve Ergenekon gibi davaların akıbetine uğrayacak. Yine asıl failler cezalandırılmayıp, dini hassasiyetleri gereği burs veren, kurban bağışlayan amcalar, fakir öğrencilere yardım için kermes düzenleyen teyzeler, tweet atan veya haber yapan gazeteciler hapislerde çürüyecek. Çocuğunu cemaat okuluna veren, gazetesini okuyan on binlerce insan ya hürriyetinden ya işinden olacak ve sivil ölüme mahkum edilecek.


Originally published at www.tr724.com on April 5, 2017.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Mehmet Yıldız’s story.