Yargıda da ‘birlik’!

Taraflı ve partili Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın birinci önceliği kendisi. Bütün planlarını bundan sonra yargılanmamak üzerine kuruyor. Yargı, normal insanlara caydırıcı olmak için var, böylece hukuk egemen oluyor. Erdoğan ise başka bir yoldan gidiyor, yargıyı ve onun amentüsü hukuku ortadan kaldırarak kendini garanti altına almaya çalışıyor. Bu çok riskli, Rus ruleti gibi bir kumar. Tetiğe bastığın anda mermi namluda değilse yaşadın! Ama tetiğe basmaya devam ederse kaçınılmaz son seni buluyor. Erdoğan attığı her hukuksuz adımla o sona bir adım daha yaklaşıyor. Oyunu devam ettirmek zorunda hissediyor ve gittikçe kıyıdan uzaklaşıyor. Yorulduğunda üzerinde soluklandığı adacıklardan da birer birer ayrılıyor. Onları, varlığına tehdit olarak görmeye başlıyor. O adacıklar üzerinde düşmanlarının tuzak kurabileceğini düşünüyor. Hukuk sahilinden ne kadar uzaklaşırsa o kadar güvende olacağını sanıyor. “Geçici olarak soluklandığı, güç topladığı adacıkları terkediyor” tezinin son örneği yargıdaki koalisyon. ‘Yargıda birlik bitti’

ÖNCE LİBERALLER…

Dönemin AKP İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu, 2010 referandumundan sonra liberallerle yollarının ayrılacağını açıklamıştı. Yeniden inşa sürecinde birlikte hareket etmeyeceklerini duyurmuştu. Dediği çıktı, Erdoğan gemiden en önce liberalleri attı. ‘Hasan Abi’ diye uçağın baş köşesine oturttuğu Hasan Cemal, rica minnet anayasa hazırlattıkları Ergün Özbudun, Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler, Cengiz Çandar, Eser Karakaş şimdi kara listede. Hizmet Hareketinin başına gelenler de ortada. Partililerin giremediği mahallelerde broşür dağıttıkları için teşekkür edilen ‘ablalar’ şimdi cezaevinde. Erdoğan’ın Çözüm Süreci’nde onlarca defa Öcalan ile Kandil arasında kuryelik yaptırdığı HDP’liler aynı gerekçeyle yargılanıyor. 15 Temmuz’dan sonra sırf o fotoğrafa ihtiyacı olduğundan yanına aldığı Yenikapı gazisi Kemal Kılıçdaroğlu, tekrar boy hedefinde.

Partiye ilk harcı birlikte koydukları eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, trollerini üzerinden çekmediği için sadece sitem edebiliyor, Erdoğan’a. Bülent Arınç’a sanki Çin işkencesi yapıyorlar. Yakında ‘buna değmiş buna değmemiş’ Manisa’da kimse kalmayacak. Arınç da kuşatmanın farkında olduğunu söylüyor ancak elinden bir şey gelmiyor.

PELİKAN’A YEM OLAN İSLAMCILAR

‘Tekkeye mürit aramıyoruz’ sözleriyle İslamcılara kapıyı gösterdi. ‘Yok canım Reis bizi satmaz, Pelikan yemi yapmaz’ sayıklamaları devam edenler var. O tatlı rüyadan uyanmak istemiyorlar. Kemal Öztürk, Başbakan Binali Yıldırım’ı dolduruşa getirip “kimse racon kesemez” dedirtmiş. Pelikan canlıları sesle gülüyor bu hallere. Ben Erdoğan’ın bir siyasal İslamcı olduğuna hiç inanmadım. Bir kere donanım ve birikimi buna müsait değil. İslamcılık da onun için sadece kullanışlı bir koltuk değneği. İslamcılar fazlasına talip olunca tokatı yiyor. Mavi Marmara konusundaki taban tabana zıt duruşlar Erdoğan’ı özetliyor. Kitleyi uyuşturmak adına İslamcılık afyonuna ihtiyacı var. Onu da Necip Fazıl’dan uygun dozlarda bulabiliyor. Daha fazlasını iktidar alanına tehdit görüyor.

YARGI KOALİSYONU DAĞILIRKEN

Bit pazarına düşen son parça, yargıdaki ‘ulusolcular’ (onlara solcu, ya da sosyal demokrat demek, solculara hakaret). Düşünsenize Mehmet Yılmaz bu kategoride.) Adliyeyi, Yargıda Birlik tepsisiyle saraya sunmuşlardı. Şimdi satışa çıkmanın şaşkınlığını yaşıyorlar. Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberini acı tebessümlerle okudum. Hakimler Savcılar Kurulu üyeliklerinin AKP ve MHP arasında pay edilmesinden hoşnut değillermiş. “Yeni kurul oluşturduktan sonra tabloya bakacağız. Eğer dışlanırsak biz de adımlarımızı bundan sonra ona göre atacağız ve yol haritamızı belirleyeceğiz” diyorlarmış.

Ne demişti Erdoğan referandumdan sonra: ‘Atı alan Üsküdar’ı geçti’. Bunu referandum sonuçlarıyla sınırlı sanıyorsanız geçmiş olsun! Her anlamda Üsküdar geçildi. Son umut, ulusolcu ve sosyal demokrat yargıçların sandığa sahip çıkmasıydı. Yapmadılar. Bilmiyoruz belki sahip çıktıkları için yüzde 51 buçukluk yüz ekşiten sonuç çıktı. Fakat nihayetinde at da gitti Üsküdar da…


Originally published at www.tr724.com on May 14, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.