Zalime kimlik sorulur mu?

Abdullah Salih Güven

“Mazluma kimlik sorulmaz.”

Klişe bir sözdür, doğrudur, hakikattir, hatta hakikatin ta kendisidir.

Dini inancımıza göre hakikatin, doğrunun, isterseniz bunlara mutlak vasfını da ekleyerek söyleyelim, “mutlak hakikat ve mutlak doğrunun” yegâne temsilcisi Allah ise -ki öyledir- nice Kur’an ayetleri ile ispat edebiliriz bu klişe sözün doğruluğunu.

Bu açıdan “Mazluma kimlik sorulmaz” cümlesinin ifade ettiği mutlak hakikate Allah’a imanım ölçüsünde inanıyorum.

Bir Google yaptım bu söz hakkında ne denmiş acaba diye.

Karşıma çıkan ilk sayfada “İnsan Hakları Beyannamesinin bir cümlede ifadesi” diyor.

Katılıyorum.

Mazluma dini, cinsi, ırkı, mesleki vb. hiçbir kimlik sormadan imkanların ölçüsünde yardım etme; mazlumiyet ve mağduriyetinin son bulması için elinden gelen her türlü gayreti gösterme; Allah’ın yaratılıştan insana vermiş olduğu tabii haklarına kavuşması için mücadelede bulunma…

Söz konusu yardımların, gayretlerin, mücadelelerin toplamı bana göre bir şeyin ölçüsü olabilir.

Neyin mi?

İnsanlığın.

Eğer insan, insanlığının hangi kıratta, hangi ayarda, hangi ağırlıkta, hangi uzunlukta olduğunu görmek istiyorsa, zulme karşı tavrına ve mazlumun mazlumiyetinin bir an önce son bulması için yaptığı şeylere bakabilir.

Farkındayım; bir endam aynasından bahsediyorum.

Fakat, insanın o aynanın önüne geçip kendisine bakması cesaret ister, cür’et ister, yürek ister.

Zalim, mazlum, zulüm kelimelerinin geçtiği yüzlerce ayet var Kur’an’da.

Hadisler hakeza.

Peygamber Efendimizin (şaş) bir ömür boyu mücadelesi zulme karşı çıkmak üzerine kurulu.

Dikkat edin, küfre değil, kafire değil; zulme.

Kafirin yaptığı zulme.

Önemli bir cümle bu.

Tekrar edeyim isterseniz; kafire değil, küfre değil, zulme, kafirin yaptığı zulme.

Neden?

Çünkü Allah yaratmış olduğu her bir ferde inanç ve düşünce hürriyeti tanımış.

Kafir de bu dahil.

Herhangi bir dine inanmamayı da, hürriyet kapsamı içine almış Allah.

“Dileyen iman etsin; dileyen nankörlükte bulunsun” buyurmuş.

Yarattığı ama kendisini inkar eden insana, kendisine inanan bir insana verdiği her türlü nimetten istifade imkanı tanımış.

“Sen bana inanmıyorsun, varlığımı ve otoritemi kabul etmiyorsun” diye ona menfi planda ayrımcılık yapmamış; tıpkı Müslüman’a da yapmadığı gibi.

Müslüman ile Müslüman olmayana eşit bir şekilde muamelede bulunmuş.

Dolayısıyla yaşayan Kur’an olarak Hz. Muhammed (şaş) bu çerçevenin dışında hareket edemezdi.

Nitekim etmemiş de.

Kafirin küfrüne değil, zulmüne karşı çıkmış.

Yanlış anlaşılmaması için ilave de bulunayım; kafirin hak dine inanması için elinden gelen gayreti göstermiş fakat iradeyi ellerinden almamış.

Baskıda bulunmamış.

Şiddete baş vurmamış.

Ama onlar şiddete baş vurduğunda karşıt mücadele de bulunmuş.

Pekâlâ, şimdi can alıcı soruya dönelim; mazluma kimlik sorulmaz da zalime sorulur mu?

Allah Resulü (sas) zalim kafir, Yahudi, Hıristiyan olunca kimlik sormamış ve mücadele etmiş.

Zalim Müslüman olsaydı ne yapardı?

Hiç şüpheniz olmasın, aynı şekilde hareket ederdi.

Zalim kafir olduğunda nasıl mücadele ederse, zalim Müslüman olduğunda da aynı mücadeleyi sergilerdi.

Nitekim sergilemiş de.

Muhatabı gayrimüslim de olsa haksızlıkta bulunan, hukuku ihlal eden, toplumsal sözleşme kurallarına muhalefette bulunan Müslüman’a karşı çıkmış.

Zalimin Müslüman kimliğine aldırmamış.

Ayrımcılık yapmamış, kayırmacılıkta bulunmamış.

“Kol kırılır yen içinde kalır” dememiş.

Türkçe deyimle ‘işi kitabına uydurmaya’ çalışmamış.

Hakkın ve hakikatin, adl ve adaletin tahakkuku adına nasıl tavır alması gerekiyorsa, öyle tavır almış.

İsterseniz Nisa süresi 105. ayet ile başlayıp devam eden ayet kümesini okuyun.

Ayetler, Müslüman birisinin yaptığı hırsızlığı Yahudi’nin üzerine atması üzerine nazil oluyor.

Hasılı; mazluma kimlik sorulmadığı gibi zalime de kimlik sorulmaz.

Aksini düşünmek, “Benim zalimim senin zaliminden iyidir” anlamını taşır.

Şimdilerde piyasa, bunu lisan-ı haliyle söyleyen insanlarla dolu.

Ben de onlar arasında mıyım diye merak ediyorsanız; endam aynasının karşısına çıkın.

Gösterin o cesareti, o cür’eti, o yüreği.

Zulmün tarihine yeni sayfalar eklenirken, ne olduğunuzu ve nerede durduğunuzu öğrenirsiniz.

Korkmayın, ulaştığınız sonucu kimselere söylemek zorunda değilsiniz.

Şimdilik kendiniz bilin yeter.


Originally published at www.tr724.com on February 16, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.