Marksistlerin Transhümanizm Çıkmazı

The Agora
The Agora
Sep 5, 2018 · 6 min read
Diego Riviera — Man At The Crossroads

Geçmiş 50 senede insan hayatını, yaşam standartlarını ve mevcut kapasitelerini arttıran, ya da transhümanist teknolojiler olarak tanımlanabilecek teknolojilerin yayılması ve bir çok teknolojik bariyerin birbiri ardına hızla aşılması ile birlikte transhümanist düşünce de insanlar arasında hızla yayılmaya, kabul görmeye başladı.

İçinde bulunduğumuz devrin en büyük özelliği ya da geçmiş devirlerden en büyük farkı, bu devrin insanlarının artık geleneksel yaşam tarzlarını sürdürmek zorunda olmamasıdır. Büyük bir eşik geçilmek üzere, yaşlanma ve hastalıklardan dolayı insan ölümlerinin tarihe karışmasına bir taş atımı mesafedeyiz artık, uzmanlar 20–30 sene içerisinde bugün mücadele etmekte olduğumuz bir çok soruna çözüm bulunacağına dair haberler veriyorlar her gün. Bu kapsamda hayatımıza giren robotlaşma, insansız araçlar, tam otomasyon ve Endüstri 4.0 gibi kavramlar, üretim anlayışımızı, ekonomik yaklaşımlarımızı, bunlarla bağlı olarak gelecek beklentilerimizi de yavaş yavaş değiştirmeye başladı bile.

Yalnız her zaman olduğu gibi, dünyaya Karl Marks’ın onlara verdiği daracık gözlükler dışında bakamayan, devamlı olarak her gelişmeyi kapitalizmin çöküş alameti olarak yorumlamaya çalışan ve tarihin önceden bilinebilir bir sonu olabileceğini düşünen, evrenin diyalektik üstüne kurulu olabileceğine inanan insanlar bu gelişmeleri de kendi kafalarına göre yorumlamaya kalktılar, yine yalan yanlış sonuçlara vardılar. Bu vardıkları sonuçlardan birisi, yine bir “tarih sonu” tezi olarak Endüstri 4.0 ve tam otomasyonun kapitalizmin sonunu getireceği yanılgısı oldu.

Bu şekilde düşünen insanlara göre tam otomasyon ile insanların üretim alanlarından çekilmesi, bazılarının alışıldık meslekler dışında mesleklere geçmesi ve bir çoğunun da Evrensel Temel Gelir gibi kaynaklarla yaşamasıyla sonuçlanacak bu süreç, kapitalizmin de sonu anlamına geliyor, bunlar kendilerince bu gelişmelere pozitif bakan ve kapitalizmin sonu geliyor diye sevinenler.

Bir de aralarından bazıları var ki onlara göre bu teknolojik gelişmeler çok korkunç ve insanlığın sonunu getirecek. Bu kötümser beklentiler içerisindeki sosyalistler ise üretim araçlarının asla kamu malı haline gelmeyeceği, yapay zekanın bizzat onu geliştirmekte olan özel girişime hizmet etmeye devam edeceğini ve şirketlerin bu yeni teknolojiler sayesinde gittikçe daha da büyüyüp zenginleşeceğini görüyorlar.

Fakat, bir noktada pazara giriş yapacak olan gençleşme terapilerinin, genetik modifikasyonların, elektro-mekanik, biyonik augmentasyonların ve benzeri ürün ve tekniklerin de sadece zenginlere erişilebilir kılınacağını, kalan insanların da dev bir soykırımla ortadan kaldırılacağını, insan sayısının 1 milyar civarına çekileceğine inanıyorlar. Kapitalizmin bitmesinden umutlanan iyimser bakan yoldaşlarından farklı olarak bu ideologlar transhümanizme karşı çıkmaktadırlar hatta, anket yapsak 1975'in teknolojik gelişme seviyesinin insanlığın pineklemesi için uygun bir plato olacağını istediklerinin de ortaya çıkacağı kesindir.

Tarihin gördüğü en sistematik soy kırımlarını ortaya koymuş olan Marksist ideolojilerin günümüzdeki savunucularının (Nazizm de bir Marksist ideolojidir bunu unutmayalım), geleceğin kapitalizminden soykırım beklemeleri de aslında şaşırtıcı değildir, insan kendinden bilir derler ya. Yine bu görüşün savunucularının insanların yaşam süresinin fazla uzatılmasına “nüfus çok artar” bahanesi göstererek karşı çıkmaları ve dünyada sosyalizmin ancak “azaltılmış” bir nüfus ile mümkün olacağı, aba altından insan-holokostu göstermeleri de gözden kaçmayan detaylardır.

Meseleye olumlu bakan sosyalistlere dönmek gerekirse, bu ideologlara göre geleneksel üretim-tüketim olgusunun değişmesi, ne şekilde değişirse değişsin, neden değişirse değişsin hep sosyalizm ile son bulmak zorunda. Ne yapılırsa yapılsın, insanlığın son ideolojisinin sosyalizm olacağına inanıyorlar. Bunun bir sebebi yine tabi Marks’ın son gelecek ideolojinin daima sosyalizm olacağını iddia etmesidir (tanıdık geldi mi, son ideoloji biziz, son düşünür Marks, son sistem komünizm, ondan da sonrası gelmeyecek)

Bu görüşleri taşıyan insanların transhümanizmi de yeni endüstri devrimini de tam anlayamadıkları açıkça görülmekte, mevcut süreçlerde sadece görmek istedikleri şeylere odaklanıp büyük resmi bilerek göz ardı etmekteler bu da onları “istedikleri sonun” yaklaştığı safsatasına inanmaya sevketmekte. Tabi piyasada dolaşan bir takım art niyetli yazarların kitapları ve Zeitgeist belgeselleri gibi propaganda materyalleri yine onların bu safsatalara olan inançlarını beslemekte.

Özellikle Zeitgeist-Venüs belgesellerinin yaydığı Kaynak Bazlı Ekonomi safsatası, izleyenlerde hiç çalışmadan herkesin aynı anda zengin hayatı sürdüreceği, tüm üretimi robotların ücretsiz yaptığı, herkesin büyük tek bir kaç şehirde yaşayacağı, yönetiminin nasıl olacağı bile belli olmayan garip bir ütopya çizerek kafalarında çok yanlış bir tablo çizmiştir. Kaynak Bazlı Ekonominin yazılmış tek bir kitabının dahi olmaması, hiç bir ekonomist tarafından ciddiye dahi alınmaması da yine istemli olarak göz ardı edilen detaylardan biridir, konuyla ilgili yapılan internet aramalarının hep Post-Sovyet Rus ekonomisine çıkması da hayli enteresan bir başka detaydır.

Peki Endüstri 4.0'ın dünyada sosyalizmin kurulmasıyla sonuçlanması için ne olması gerekmektedir? Öncelikle, Intel, Nvidia, Microsoft, Amazon, Mitsubishi, ABB, Siemens ve onlar gibi Yapay Zeka veya Otomasyon için alt yapı geliştiren yüzlerce irili ufaklı firmanın tamamının devletleştirilmeleri gerekecektir, zira kendi başlarına ellerindeki teknoloji ürünlerini ücretsiz herkese dağıtmalarına olanak yoktur, buna yanaşmayacaklardır da. Tabi kamulaştırmanın yapılabilmesi için uluslar-üstü yeni bir devlet benzeri bir yapı kurulması gerekecektir zira bu firmaların hepsi ayrı ayrı ülkelerde yerleşmektedir. Bunlara ek olarak ham madde sağlayan tüm firmalar ve ait oldukları ülkelerin de bu sisteme katılmaları gerekecektir çünkü ham madde ve lojistik olmadan bu bu dev sistem üretim yapamaz, üstelik tüm bu bahsettiğimiz gelişmeler aniden kendi kendine olacaktır, çünkü farkındaysanız, kapitalizmin bu teknolojileri geliştirerek kendi kendini bitireceğini iddia etmekteler, devrim falan değil bekledikleri, kendileri de biliyorlar sosyalist devrimin asla gerçekleşmeyeceğini.

Bunu bir kenara koyduk, sosyalist devletimiz kuruldu ve halkın “orta noktada” eşitlenmesi için çalışmaya başladı, dünyanın her yerinde otomasyon sağlandı, tüm vatandaşlara ücretsiz olarak gıda, giyim, ev ve araç vs ne isterlerse dağıtılmaya başlandı, herkes büyük şehirlere toplandı ve “çok mutlu” yaşamaya başladı.

Bütün bu teknolojilerle, soru, sıradan vatandaşın kendisini ne kadar ileriye güncelleyebileceğine geldi. Yani bu yeni sistem, hepimize yaşlanmama, hastalanmama, süper zeka, çok gelişmiş biyo-mekanik vücutlara erişme, bilincini internete ya da bir cihaza yükleyebilme gibi imkanlar tanıdı, bunlar ücretsiz ya da herkese açık.

Çok kısa sürede halkın içinden istekli, vizyonlu, cüretkar olan bireyler çıkıp bu teknolojileri kendilerinde bol miktarda kullanıp arayı hızla açıp insanlıkla olan bağlarını bile koparmayı — mesela dünyada bu sistemde yaşamak yerine — yörüngede ya da ayda yaşamayı tercih etmek istediklerini öne sürdüler, sıradan insanlardan çok daha yüksek kapasitelere sahip olduları için otomasyonun bile sağlayamadığı bir takım imkanlara sahip oldular ve daha da ileri gitmek için adımlar atmak istediler.

Bir çokları da bu kurulan “cennetten” memnun olduklarını ve daha öteye gitmek istemediklerini dile getirdiler ve ileri giden bireylerle aralarındaki derin farkların açılmasından rahatsız olmalarına rağmen, transhümanizm yoluna girmek istemediklerini söylediler, imtina ettiler her şeyden, yiyor içiyor eğleniyorlar bütün gün.

Şimdi bu bizim uluslar üstü, her şeyi ve herkesi kapsayan sosyalist hükümetimiz ne yapacak? Eşitlik için her şeye el konmuş ve bu sistem kurulmuştu hatırlarsak, ve bazıları eşitliği hızla geride bırakıp insan-ötesi, insan-sonrası, süper-insan haline gelme istek ve iradesi gösterdiler. Hükümetimiz ne yapacak? ileri gitmek isteyenlere yasaklar mı getirecek, yoksa geride kalmak isteyenleri zorla ileri mi götürecek? Sonuçta SONUÇ EŞİTLİĞİ (equality of outcomes) istiyordu sosyalistler, fırsatların değil her şeyin eşit olması…

Kolektivist sistemler, daima bireyin sosyo-ekonomik özgürlüğüne müdahale eder, bedeniyle, zihniyle ne yapacağına karışırlar, çünkü bu mantaliteye göre bireyin bedeni, zihni, emeği kendisine ait değildir, ait olduğu gruba, sınıfa, devlete, millete, dine aittir, yani kolektife aittir. Birey kendisine sahip değilken, kendisiyle her istediğini yapma hakkına da doğal olarak sahip değildir. Bu yüzden marksizmin herhangi bir türevi transhümanist düşünceyle uyuşmaz, bu yüzdendir ki transhümanizm liberal değerlerle ortak yürür, sosyo-ekonomik özgürlüğün olduğu yerde yeşerir, teknoloji ve bilim liberal değerlerin hakim olduğu ülkelerde niye yeşeriyorsa, transhümanist düşünce de aynı sebepten oralarda can bulur.

Dünyada sosyalizm asla kurulmayacak, şirketlerin sahip olduğu ve geliştirdiği teknolojiler aniden sosyalizme çıkmayacak, kimse entelektüel veya mal varlıklarından sırf birileri istedi diye vaz geçmeyecek, adalet isteyen fırsat eşitliği (equality of opportunity) için söylemler üretebilir, bunu savunabilir, ama sonuçlar eşitliği asla olmayacak, olması yolunda herhangi bir müdahale medeniyetin bunun denediği yerde gerilemesiyle sonuçlanır, daima böyle de olmuştur geçmiş denemelerde.

Bütün bu tartışmalar bir kenara, liberal ekonominin dünyada yarattığı olumlu ilerlemelere, insan ömrünün 2 katına çıkmış olmasına, refahın her jenerasyonda katlanarak artmasına, bilimin ve teknolojinin her alanında hızla yaşanan atılımlara, şirketlerin kendilerinin “evrensel temel gelir” sağlayalım demesine hiç bir doyurucu açıklama getirememektedir marksistler. Onlara göre pozitif gelişmeler bile kapitalizmin sonu anlamına gelmektedir belli ki.

Sosyalizm ilgili eski bir fıkra gelir akla bu şartlar altında:

Devrimcilerden birisi çıkmış bir tümseğe bağırıyor

“Yoldaşlar, devrimden sonra hepiniz bal ile kaymak yiyeceksiniz, herkese dağıtacağız”

Aradan bir köylü çıkıp,

“Ama ben bal ve kaymak sevmiyorum, istemem” diyor.

Devrimci bu defa;

“Yoldaşlar, devrimden sonra hepiniz bal kaymak sevmeye başlayacaksınız”

Transhümanizm Türkiye

Bu sayfanın amacı Transhümanizm ve Teknolojik Tekilliği Türkiye ve Azerbaycan merkez olmak üzere bu coğrafyada yaşayan bireylere tanıtmak, son teknolojik, bilimsel ve sosyal gelişmeleri meraklısına ulaştırmak ve genel bilgilendirme yapmaktır.

The Agora

Written by

The Agora

Freedom of speech is the solemn pillar that carries the civilization.

Transhümanizm Türkiye

Bu sayfanın amacı Transhümanizm ve Teknolojik Tekilliği Türkiye ve Azerbaycan merkez olmak üzere bu coğrafyada yaşayan bireylere tanıtmak, son teknolojik, bilimsel ve sosyal gelişmeleri meraklısına ulaştırmak ve genel bilgilendirme yapmaktır.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade