Dünya dönüyor, sen ne dersen de….

Ortaçağda, Dünya’nın evrenin merkezi olduğuna ve tüm gökcisimlerinin dünya etrafında döndüğüne inanılıyordu. (Camille Flammarion, 1888.)

Bilim tarihi ile ilgili bir yayın başlatıp, burada modern bilimin öncülerinden kabul edilen Galileo Galilei’den bahsetmemek olmaz. Galileo, bugün yaşadığımız dünya ve evreni anlamamıza katkıda bulunmuş isimlerin başında geliyor.

Galileo Galilei 1564 -1642 yılları arasında yaşamış ve bilim devrimine azımsanmayacak katkısı olmuş bir bilim insanı. O dönemlerde yaşamış çoğu bilim insanı gibi tek bir alanda sınırlı kalmamış; fizik, matematik, astronomi ve felsefe konularında çalışmalarda bulunmuş. Sıkılıkla kendisinden modern gözlemsel astronominin babası ve modern bilimin kurucusu olarak bahsedilir.

Galileo Galilei (Wikipedia)

Kilisenin ve dini öğretilerden köken alan dogmaların hüküm sürdüğü orta çağda, ağırlıklı olarak kabul gören güneş sistemi modeli Dünya merkezli sistem modeliydi (Jeosentrik Model). Aristonun betimlediği bu modelde, Dünya evrenin merkezi olarak kabul ediliyor, tüm gök cisimlerinin dünyanın etrafında döndüğüne inanılıyordu. Her ne kadar, tarih içinde zaman zaman tek tük bilim insanı Güneş merkezli sistem (Heliosentrik Model) fikrini ortaya sürdülerse de, bu fikirler genelde felsefik tartışma boyutundan öteye gitmemiş ve hiçbir zaman genel olarak kabul görmemişti. 1543 yılında Polonyalı Nikolas Kopernik “Semavi Kürelerin Dönüşü Üzerine” isimli kitabını yazdı ve bu kitapta ilk kapsamlı Güneş merkezli sistem teorisini ortaya sürdü. Bu teorinin Avrupa’daki Rönesans ortamında yavaş yavaş yayılması ile çeşitli bilim insanları bu teoriyi incelemeye ve tartışmaya başladılar. İşte Galileo da bu bilim insanlarından biri idi.

Aristo’nun Dünya merkezli modeli. (Wikipedia)

Her ne kadar pekçoğumuz teleskobu keşfeden kişiyi Galileo olarak bilsek de bu doğru değil, ancak Galileo’nun teleskobu ilk defa gök cisimlerini incelemek için kullanan insan olduğunu söyleyebiliriz. Orta çağda teleskop benzeri dürbünler denizcilikte sıklıkla kullanılıyordu. Galileo 1609 yılında Hollanda’da yaşayan bir optik bilimci olan Lippershey’in teleskop benzeri bir düzenekle çok uzakları görüntüleyebildiğini duydu ve kendi optik bilgisini kullanarak cisimleri 30 kat yakın ve bin kat büyük gösterebilen benzer bir cihaz geliştirdi.

Yaptığı teleskopla Galileo, Samanyolu, Ay, Venüs, Jüpiter ve Satürn’ü gözlemledi ve bu detaylı gözlemlerini, ekli çizimleri ve vardığı sonuçları ile birlikte 1610 yılında Venedik’te Yıldızsal Haberci (Siderus Nuncius) isimli kitabında yayınladı.

Siderus Nuncius için o zamana dek yazılmış en kapsamlı Astronomi kitabı denebilir. Galileo, o zamana kadar bulutsu bir madde sanılan Samanyolunun aslında milyonlarca yıldızdan oluştuğunu, yüzeyi pürüssüz sanılan Ay’ın kraterleri olduğunu, Ay-Güneş ve Dünya konumuna göre Ay’ın aydınlık yüzeyinin nasıl değiştiğini detayları ile kitabında anlattı. O tarihe kadar varlığı bilinmeyen Jüpiter’in en büyük dört uydusunu ilk defa gözlemledi ve bunları son derece aslına uygun şekilde resmetti.

Günümüzde hala Galilean Uydular olarak adlandırılan Jüpiter uyduları: Io, Europa, Ganymede, Callisto. (Wikipedia)

Galileo’nun yaptığı gözlemler, o zamana dek sorgusuz şekilde Dünya-merkezli sisteme inanan bilim insanlarını derinden rahatsız etti. Öyle ya, artık evrendeki herşeyin Dünya etrafında dönmediği, küçük de olsalar bazı gökcisimlerinin başka gezegenlerin –Jüpiter’in — etrafında döndüğü bulunmuştu. Aristo kozmolojik modeline göre uzaydaki tüm cisimler kusursuz ve pürüzsüz birer küre olması gerekirken Ay’ın yüzeyinin kraterlerle dolu olduğu ortaya çıkmıştı.

Aristo modelini derinden sarsan bu buluşlar hakkında herkes Galileo kadar heyecanlı değildi, hatta dogmalarına sıkı sıkıya bağlı olan ve kişisel inançlarının sarsılmasından korkan bazı bilim insanları Galileo’nun teleskobuna şüpheyle yaklaştılar. Öyle ya, artık evrendeki herşeyin Dünya etrafında dönmediği, küçük de olsalar bazı gökcisimlerinin başka gezegenlerin –Jüpiter’in — etrafında döndüğü bulunmuştu. Aristo kozmolojik modeline göre uzaydaki tüm cisimler kusursuz ve pürüzsüz birer küre olması gerekirken Ay’ın yüzeyinin kraterlerle dolu olduğu ortaya çıkmıştı. Aristo modelini derinden sarsan bu buluşlar hakkında herkes Galileo kadar heyecanlı değildi. Çoğu meslektaşı Galileo’nun teleskobuna şüpheyle yaklaştı.

Galileo’nun çağdaşlarından olan ve Aristo sistemini savunan Cesare Cremonini, kuşkuyla yaklaştığı Ay ve Jüpiter ile ilgili bulguları teyit etmek için Galileo’nun teleskobu ile gökyüzüne bakmayı dahi reddemişti.

“Bu anlattığı şeyleri Galileo’dan başka gören olduğuna inanmıyorum, ayrıca böyle merceklere bakmak başımı döndürecektir. Bu konuyu daha fazla konuşmak istemiyorum, ne yazık ki Galileo kendini böyle şaklabanlıklara adamış durumda.” — Cremonini (Wikipedia)

Bir başka matematik profesörü teleskoptan bakıp kendi gözleriyle Jüpiter’in uydularını görmüş olduğu halde Galileo’nun cihazının hileli olduğuna, dürbün olarak doğru çalışmasına rağmen gökyüzüne çevrildiğinde insanı kandırdığına karar vermişti. Hatta Jüpiterin uydusu olarak görünen cisimleri teleskobun içine Galileo’nun yerleştirdiğine kendini inandırmıştı.

Yaşadıkları dönemin dayattığı inanışların esiri olan ve kendi inançlarını sarsmamak için gözlem yapmayı dahi red eden bu bilim insanlarına Galileo’nun verdiği tepki dikkate değer:

“Floransa’daki profesörlere teleskobumla Jüpiter’in uydularını göstermek istiyorum, ancak ne onlara ne de teleskoba bakıyorlar. Bu insanlar, doğada incelenmesi, gözlenmesi, araştırılması gereken bir şeyler olduğunu düşünmüyorlar. Onlara göre bilim, metinleri karşılaştırıp tartışmaktan ibaret.”

Yaptığı gözlemler, topladığı veriler ve Kopernik teorisi ile ilgili edindiği bilgiler ışığında modern bilimsel yöntemin temellerini atan Galileo, evrenin merkezinin Dünya olmadığı, ve Dünya’nın Güneş etrafında döndüğü sonucuna vardı. Her ne kadar ilk eseri Siderus Nuncius’tan sonra Katolik Kilisesi tarafından Güneş merkezli teori konusunda herhangi bir çalışma yapmaması konusunda uyarılmış olsa da, bilime olan inancı üstün geldi ve 1632 yılında “Diyalog (İki Ana Dünya Modeli Üzerine Diyaloglar)” adlı eserini yayınladı.

Galileo’nun Engizisyon mahkemesinde yargılanmasına neden olacak bu eserde, biri Dünya merkezli diğeri Güneş merkezli evren sistemini savunan iki bilim insanının kurgusal tartışmasına yer verilmişti. Kitap boyunca bu iki karakter tartışıyor, ve sonuçta Kopernik sistemi savunucusunun görüşleri baskın çıkıyordu.

Kitabın üstü kapalı da olsa Güneş merkezli sistemin doğruluğunu savunuyor olması nedeniyle Kilise Galileo’yu Roma’ya çağırdı. Burada Engizisyon mahkemesi tarafından yargılanan Galileo “kafirlik” suçu nedeniyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Mahkemede olanların detaylarını bilmiyoruz. Ancak mahkemenin yayınladığı bildiriye göre Galileo sıkı bir “sorgu”ya tabi tutuldu ve sorgulama sonrasında da “suçunu” yazılı olarak itiraf etti. O zamanki Engizisyon mahkemelerinde sorgulama denen sürecin aslında işkence olduğu bugün bilinen bir gerçek. Suçunu “itiraf” eden Galileo, yaşı ve sağlık durumu nedeniyle 1633 yılında ömür boyu ev hapsine mahkum edildi ve 9 yıl sonra, 1642’de evinde vefat etti.

Galileo Engizisyon mahkemesi karşısında. (Banti, 1857)

Galileo’nun Diyalog’ları 1835 yılına dek Katolik Kilisesi’nin Yasaklanmış Kitaplar listesinde yer aldı. Ancak yasaklı bir kitap olmasına rağmen, Galileo’nun fikirleri bir çığ gibi yayıldı. Zaman içinde Aristo’nun modeli terk edildi ve Güneş Merkezli Sistem Teorisi tüm bilim dünyasınca benimsendi.

1992 yılında, insanoğlu’nun Ay’a ayak basıp Galileo tarafından çizilen kraterleri kendi gözüyle görmesinden 23 yıl, Voyager’in ilk defa Galileo’nun varlığını duyurduğu Jüpiter’in uydularının yanından geçmesinden 13 yıl sonra Papa II. Jean Paul tarafından kaleme alınmış resmi bir özür ile Galieo’ya itibarı iade edildi.

Galileo’nun öyküsü, akıllı insanların bile inanışları ile çelişen veriler karşısında bu verileri görmezden gelmek için nasıl gözlerini kapattabildiğinin ve dogmalara saplanıp kalmanın insanlığın ilerlemesine nasıl ket vurabildiğinin güzel bir örneği. Objektif gözlemler ve verilere dayalı değerlendirmeden uzaklaştıkça ve yerine belirli ideolojileri haklı çıkartmak için manipülasyonlara başvurdukça yanılgılara düşmemiz kaçınılmaz. Galileo’nun teleskobundan bakmayı bile red eden bilim insanlarını hep anımsamalı, ve bilimin dogmalardan, kişisel ve kültürel inanç ve şartlanmalardan uzak, politikadan bağımsız şekilde yürütülmesini sağlamalıyız.

Mahkeme kararından hemen sonra Galileo’nun mırıldandığı gibi(*):

“Dünya, yine de dönüyor…”

Yazıyı, Alman Senfonik Metal grubu Haggard’ın Galileo için yazdığı “Eppur Si Muove” şarkısıyla noktalayalım.

Bu yazının ilk halini daha önce Açık Bilim Dergisi için kaleme almıştım ve Dünya Yine de Dönüyor: Bilimsel yöntem, dogma ve Galileo Galilei adıyla yayınlanmıştı. Bu sayfadaki halini orjinal yazımı baz alınarak Trepenasyon’a uygun hale getirdim.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Isil Arican’s story.