Çocuk Kalbi ❤

“Bir müddet sustuk… Kafamın içinde ona söylenecek uçsuz bucaksız şeyler bulunduğunu hissediyordum, senelerce söylense bitmeyecek şeyler… Fakat hiçbiri şu anda aklıma gelmiyordu.” diyor Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’da.

Çoğumuzun başına gelmiştir herhalde. Bulunduğumuz yerde olmadığımızda ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı bilirken olay anında kitlenir kalır ne diyeceğimizi ne yapacağımızı bilemeyiz. Aslında komik bir durum. Çünkü, bedenimiz ele geçirilmiş gibi davranmaya engel olamayız. Heyecan böyle bir şeydir işte. Geldi mi hakimiyeti eline hemen alıverir, dışa vurmasını istediği her şeyi içine hapsediverir insanın. Bu haller duruma göre hem tatlı hem gergin anlar yaşatır. Halden anlayana denk gelemezseniz ters de anlaşılabilir tabi.

Ben heyecanı severim. İnsan her daim heyecanlı olmalı bence. Yaşamaya, sevmeye, yeni bir şey öğrenmeye, alışkanlıklarını yaşatmaya… Aksi halde donuk geçer zaman. İşte bu yüzden heyecan, yaşadığımız duygu ve olayları cila gibi parlatır. Sürekliliğine eşlik eder, aldığımız hazzı katbekat arttırır. Dolu dolu yaşanırsa istekler bundan daha güzel ne olabilir? Peki bunun için ne yapılabilir?

İşin sırrı çocuk kalabilmekte! “Çocuklar gibi şen” kavramı çok şey ifade ediyor bu yüzden. Bedeni kaç yaşında olursa olsun ruhu çocuk kalmalı insanın. Çocuk gibi koşmak, uyumak, düşmek, kalkmak, gülmek, ağlamak gerekir. Çünkü tüm duyguların en saf hali biz deneyim kazanmadan önce yaşanmıştır. Kendimizi geri çekmeye, sınırlamaya başladığımızda, yanılıp tekrar yanılmaktan korktuğumuzda duygularımızın doğal hallerinden uzaklaşma serüvenimiz başlamış, bizi olmak istemediğimiz bir hale getirmiştir. Bunu fark edip zararın bir köşesinden dönmek aslında o kadar da zor bir şey değil.

Önce bazı cümle gruplarını hayatımızdan çıkarıp atmalı: “Bu yaştan sonra bununla mı uğraşıcam”, “Kazık kadar oldun hala bunu mu istiyorsun?”, “Yaşından başından utan”, “Yaş yetmiş iş bitmiş” ve daha birçok saçma kalıp! Hayat bize bu cümleleri vaad etmiyor. İnsan istedikten sonra her şeyi her yaşta çocuksu bir heyecanla yaşayabilir. Gülerken kendini frenlemeden, koşmak için etraf ne der diye tereddüt etmeden de hayat yaşanabilir. İkinci olaraksa çocuk kalmaktan korkan ciddiyet meraklısı insanları hayatımıza almamak mantıklı olucaktır. Bu tip insanlar kendilerine çektirdikleri eziyeti lafla sözle başkalarına yaşatmaya pek bir meraklıdır. Kendi kayıp zamanlarında kendileri gibilerle yaşasın onlar.

Çocuk ruhu özgürdür, neşelidir, dürüsttür, istekli ve heyecanlıdır. İstediğini de istemediğini de bilir. Kendi çocukluğunuzu hatırlayın. Bir şey isteyip de “nolur nolur nooolur” derkenki ruh hali henüz çok da gerilerde kalmadı aslında. Yerlerde sürünmek, koşmak, düşmek, öğrenmek, heveslenmek güzel değil miydi? Hayat, çocuksu heyecanları bastırmak için yeteri kadar uzun değil. Güzel olan ne varsa istemekten korkmamalı insan. Daha fazla öğrenmek, daha fazla dinlemek, okumak, konuşmak, gülmek; yaramazlık yapmak, çılgın olmak, oyunlar oynamak, öğretmek ve ne varsa paylaşmak… Ne çok şey var yapacak! Aslolan hep çocuk ruhuyla yaşamak!

Like what you read? Give Başak Bingüler a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.