Çocuklu Evden Çalışmak

Image for post
Image for post

Bir önceki yazıda; “Eşim ev hanımı, birde yeni bebeğimiz oldu. Şimdilerde evin içinde 3 kişiyiz ve bu kesinlikle çok fantastik bir çalışma deneyimi oluyor benim için. Henüz bebek çok küçük, ilerleyen zamanlarda neler olacak bende çok merak ediyorum.” ifadesini kullanmıştım. Artık bebek çocuk oldu ve bu durumu da yazmanın zamanı geldi :)

Kaç tane babaya böyle bir deneyim nasip olur bilmiyorum, bildiğim tek şey zaman zaman cinnet noktasına gelip, zaman zaman da zevkten ölme arasında dolaşan bir ruh halinin varlığı.

Çocuk olayı kendi içinde zaten yeterince karmaşık bir hikayeyken işin içine çalışmakta eklenince çok daha acayip oluyor. Neyse çok dallandırmadan kendimce maddeler halinde sıralayayım olayları..

Bebek doğar ve eve gelir.

Image for post
Image for post

Ne Ev nede evlilik artık eskisi gibi değil, tüm düzen ve süreçler bebeğe göre yeniden şekilleniyor. Dışarıdan duymak ile tecrübe etmek her zaman çok farklı oluyor, yaşamın kuralı bu. Büyükler sürekli; “bebek olsun senide göreceğiz, eski düzenini mumla arayacaksın” diyorlardı ve ben heee hee diyordum, içimden. Fakat zaman şunu gösterdi, insanlar haklıymış. Üstelik zaman geçtikçe daha da haklılaşıyorlar.

İlk zamanlar gelen gidenin haddi hesabı olmuyordu. Bardağın, tabak -çanağın yetmediği bir durumdan bahsediyorum. Bende odamda çalışmaya çalışıyordum. Gürültü yerini uğultuya bırakmıştı. Şöyle düşünün; düğündesiniz, çalışmaya çalışıyorsunuz ama şu var! damat sizsiniz. Çok abartma diyenleri duyar gibiyim, başınıza gelirse görüşürüz :) (sülalemiz biraz kalabalık ve çok sıkı fıkıyız, bu çok önemli bir kriter.)

Her geçen gün, Apo burada mı çalışıyor diyip laaaps diye odama dalanların sayısı artıyordu, evden çalışmanın sonuna geldiğimi bir çok kez düşündüm o dönem.. Bu noktada ilker abi (boss) olmasaydı sanırım bu süreci atlatmam çok mümkün olmayacaktı, sürekli tadını çıkartmam yönünde telkinlerde bulunuyordu, çok sağol abi.

Gece — Gündüz ve Uyku

Image for post
Image for post

Beni tanıyanlar bilir uyku en zayıf tarafım. En az 8–9 saat uyumam lazım, aksi halde günüm kötü geçiyor. Bu bebek tayfası uyumuyor kardeşim, gerçi hepsi farklı davranışlar sergiliyor ama bizimki uyumayan, ağlayan cinstendi. Gece 2 de uyanmış ve ağlıyor. Susturmak imkansız, belki bir problemi var belki de yok, bilmek imkansız. Eyyy gidi apocuğum ağlayan çocuklara fitil olurdun, hatta üst katta sürekli ağlayan ikizlere saydırırdın, ne oldu? Gördün mü ebenin erökesini? Biliyorum uçakta, dolmuşta orada burada ağlayan çocuklardan nefret ediyorsunuz, edin edin :D

İstanbul’ dan Trabzon’ a gelirken bizimkinin ağlama krizi geldi, susmuyor adam. Hostesler, yolcular ne yaptıysak susmuyor. Uçak takside, gittik gidiyoruz. Eşim dediki sallayalım bari, la nasıl olacak molacak derken sallamaya başladık. Uçak hareketlendi gidiyriz resmen, biliyorsunuz geri vites yok uçakta, hep ileri :D bizimki baya bir sakinledi ve bir iki saniye sonra uyudu. Yerimize nasıl oturduk, o yolculuk nasıl bitti hatırlamıyorum.

Duurrr şuda var, bir gece yine ağlıyor, sallıyoruz yok, saç kurutma makinası yok, her şeyi deniyoruz susturamıyoruz adamı. Bir süre sonra uyuşuyor insan, hem sesten hem de yorgunluktan. Eşim dediki ışığı kapatsana, dedim nasıl göreceğiz kapatırsam, yahu dedi gün açtı, gündüz oldu, oha dedim ya ohaa (yazarken bile gerildim arkadaş)

Buraya şu paragrafı eklemem lazım. Kadınlar kesinlikle anne olduklarında ekstra güçleniyorlar. Sonsuz güç, sonsuz sabır, sonsuz sonsuz.

Döneyim şimdi konuya, sabaha kadar ağlama fasıllarıyla uğraşıyorsun sonra da sabah kalkıp yada kalkmayıp çalışacaksın. Tabi kimse gelmezse :D millet akıyor abiciğim, hele mevlüt falan anlatılır gibi değil.. Madam koko mağazasını düşünün, indirim var, millet havluları yiyor. O şekil bir kaos :D Ne yalan söyleyeyim o dönem aslında çoğu zaman verimli çalışamadım :S

Sağlık durumları

Image for post
Image for post

Yaptığımız iş gerçekten çok inanılmaz bir iş. Problem çözme, olayların işleyişini, mantığını anlama üzerine evrilmişiz resmen. Bunu normal zamanlarda algılayamıyoruz ama böyle.

Bizim uşakla yakın zamanlarda doğan baya bir tanıdığımız var ve hepsinde benzer şikayetler var. Orta kulak, boğazlar, virüsler falan. Şu anda 13 aylık ve halen daha zaman zaman tekrarlıyor bu durumlar. Çocuğun hasta olması demek benim psikolojik olarak bitmem demekti, şimdilerde baya alıştım. Ateşi çıkıyor mesela, o hareketli çocuk garip garip oturup baygın gözlerle sağa sola bakıyor. Sesi kısılıyor, ağlayamıyor. Allah’ ım diyorsun iyileşsinde ağlasın, uyumasın, oturmasın, yaksın yıksın ortalığı. Ne yaman çelişki ama, pehhhh. Sağlık bu daha ötesi yok.. Doktora gitmekten, okumaktan bir süre sonra teşhisleri koymaya başlıyorsun. Zaman zaman çok deli teşhislerde koydum, sırf doğrulatıp içimiz rahat etsin diye doktora gittiğimiz çok oldu.

Yan oda da hasta olduğunu bildiğiniz, ateşi var mı yok mu diye merak ettiğiniz bir çocuk varken işe konsantre olmak çok mümkün olmuyor, aklınız sürekli onda. En ufak seste irkilip içeriye koşuyorsunuz, bir şey oldu mu diye..

Akıl verenler

Tabiki akıl ver, tecrübelerini paylaş ama kardeşim liglerimiz çok başka, sırf konuşmak için konuşma. Akşama kadar evdesin yeahshasdh diyenlere, çocuklu evden çalışmak çok zor dediğimde; “derdine bak ya, kulaklığın yok mu? kapat kapını. tak kulaklığını aç müzüğü ohhhh, sıcak evinde çalış..” diyorlar ve halen daha diyorlar. Güzel insan, sen sabah evden çıkıp gidiyorsun, eşinin nelerle uğraştığından muhtemelen haberin bile yok. O dediğin yöntem üst kattaki komşu çocuğunu duymamak için belki uygulanabilir ama kendi çocuğun için söz konusu bile olamaz.

Kulağın her an eşinde oluyor, bez mi isteyecek, gel çocuğu yedirelim mi diyecek, az ilgilende çamaşır asayım mı diyecek, diyecekte diyecek. Hayat müşterek..

Yürümeeeee

Image for post
Image for post

Özellikle Emre abim sürekli; “yürüsün o zaman göreceksin” diyordu da inanmıyordum isjfalkdjfakd, tam bir korku filmi, tam bir dram, tam bir çatışma, tam bir mutluluk.

Bizimki hiç sürünmedi, önce yürüdü sonra sürünmeyi keşfetti. Yürümeye başlamadan önce sağı solu tutarak ayakta kalmaya çabalıyordu. Tam hızımı almış yardırıyorum, baaaaMM diye bir ses ve peşinden ağlama. Bizimki dengeyi kaybetmiş. Bu 1 ay falan sürdü sanırım, sonrasında ise bağımsızlığını ilan etti. Yazarken daha iyi anlıyorum, baya baya bir insanı doğumundan itibaren gözlemleme şansım oluyor. Gerçekten çok şanslıyım.

Kendini anlat deseler, ilk bir kaç cümlemde merak kelimesi kesin geçer. Yahu bizdeki de merak mı Allah aşkına? Bir saniye durmuyor, her yeri dolaşacak, her şeye dokunacak, ağzına sokacak vs.. Adamda henüz yanarım, hasta olurum, ölürüm gibi güdüler yok, dolayısıyla dilini prizlere çok rahat uzatabiliyor. Birinin bu çocuğu kollaması lazım, annesi zaten peşinde, bende elimden geldiğince kollamaya çalışıyorum.

Geleyim gene işin çalışma boyutuna, artık eskisi gibi değil, o fırtınalı günler geride kaldı. Şimdilerde babalık güdülerim gelişmeye başlıyor sanırım. İçimde ona karşı dizginleyemediğim bir sevgi mi diym ne diym bilemediğim ilginç hisler var. Adam kalkar kalkmaz kapıma dayanıyor, silüetini camda her gördüğümde aklım gidiyor. Ne yani kapıyı açmayacak mıyım? O kokuları içime çekmeyecek miyim? Ne yalan söyleyeyim yemişim işi, öncelik artık aslan oğlumun. İş kolik bir insan olarak bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama böyle.

Giderek öğrenme hızı artıyor

Image for post
Image for post

Kulağını, gözünü gösterdiğinde inanılmaz mutlu oluyorsunuz. Yukarıda ki olayları yaşarken, acaba bu fırtına bir gün dinecek mi diye çok konuşuyorsunuz eşinizle ve ihtimal bile vermiyorsunuz. Ama yaşam, zaman öyle ilginçki fırtına dinip yerini bambaşka şeylere bırakıyor ve farkına bile varamıyorsunuz, yaşadıklarınızın çoğunu çoktan unutmuş oluyorsunuz.

Öğrenmesinin aşama kaydetmesini şuradan anlıyorsunuz, artık problem çözmeye başlıyor. Prizleri koli bandıyla bantlamıştım, artık bantları söküyor. İlk resimdeki gibi güya çitle çevirdik etrafımı ama 10sn de çok kuul bir şekilde aşıp yanıma geldi. Kapının koluna boyu yetmiyor, yetse kapının oradan açıldığını biliyor. Bu şekilde bir sürü şey ve katlanarak hızlanıyor..

Yine dip gaz yardırıyorum, kopuyorum, ifler elseler, göz gözü görmüyor, çaaaat annesinin kucağında dalıyorlar içeri. Bak babası oğlum ne yapıyor? ile konuya giriliyor. Bu durumda kızılır mı? Adam yine birşey öğrenmiş, böyle bir mutluluk yok anasını satayım.

Sonuç

Aslında sonuç yok, bu ölenece kadar devam edecek bir süreç. Duygular karma karışık. Tüm hayatımız sil baştan yenileniyor, bunu hissediyorum. Artık biz yokuz, o var. Hayatımda ilk kez hasta oluyorum galiba diyip, doktora gittim ve serum takıldım, çünkü sürekli güçlü olmalıyım.

Bu kadar şeye rağmen ayakta nasıl kalınıyor sorusunun cevabınıda vereyim. Sadece gülmesi yetiyor, hemde nasıl yetiyor. 33 yaşındayım hayatı bu kadar anlamlı kılan başka birşey görmedim, duymadım, yaşamadım.

Bu yazarak bitecek cinsten bir hikaye değil, umarım isteyen herkes bu deneyimi yaşar, ben öneririm :) Bu arada oğlumun adı Tufan Ali, bu satırları bir gün okuyacak olması ihtimali bile insanı derin düşüncelere gark ediyor. Aslan oğlum..

La arkadaş ne güzel unutmuştum çoğunu, tekrar hatırladım. İkinci çocukta muhtemelen hepsinin sil baştan yaşanacak olması beni şimdiden derin düşüncelere sevk etti. İkinci çocuk ne zaman mı? Yolda, geliyor..

Medium Türkçe

Resmi Türkçe Yayın

Medium is an open platform where 170 million readers come to find insightful and dynamic thinking. Here, expert and undiscovered voices alike dive into the heart of any topic and bring new ideas to the surface. Learn more

Follow the writers, publications, and topics that matter to you, and you’ll see them on your homepage and in your inbox. Explore

If you have a story to tell, knowledge to share, or a perspective to offer — welcome home. It’s easy and free to post your thinking on any topic. Write on Medium

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store