Image for post
Image for post

Ürün ekibinde bir klişeden ötesi: ‘Değerlerimiz’

Aykut Bal
Aykut Bal
Feb 10, 2017 · 5 min read

Kurumsallık sürecini tamamlamış firmaların olmazsa olmazlarından birisidir firma değerlerini belirlemek. Bir çok çalışan için de sıkıcı bir geyikten öteye gitmez ne yazık ki. Oysa, biraz çabalayınca bütün kavramların altını doldurmak mümkün. Tıpkı bizim yaptığımız gibi…

Önce biraz arkaplan…

2017 benim adıma oldukça heyecanlı başladı. Twentify’a geçişim ve yeni bir ürün ekibi oluşturmak benim için neredeyse kendi girişimimi yaptığım günlere yaklaşır bir değişiklik. Bir firmaya yeni gelen isimler olarak kültürel dönüşümü başlatmak ve yeni süreçleri oturtmak; çözülmesi inanılmaz zevkli ve öğretici bir problem. Daha önce birlikte çalıştığım ekiplerden en büyük farkı, henüz herhangi bir kültürün, alışkanlıklar silsilesinin oturmamış olduğu, ve neredeyse bütün yüzlerin firma için de yeni olduğu bir ortamda işe başlamış olmamdı.

Neredeyse her teknoloji girişiminin yaşadığı kaotik çocukluk döneminden; ayaklarımızın yere daha sıkı bastığı olgunluk dönemine geçiş; yani metafordan yola çıkacak olursak bir ergenlik yönetimiydi önümüzdeki.

İlk bir kaç gün durum tespiti ve tanışmalarla geçti.

The Dark Side

  • Hiçbirimiz için sürpriz olmayan bir kaos vardı önümüzde. 2 tane developer ile 5 adet ürün(mobil uygulamalar, internal/external dashboard, backend) yönetilmekte ve geliştirilmekteydi.
  • Ürünün aksayan yönleri hem satış ekibi hem operasyon ekibi için oldukça yıpratıcıydı. Haliyle bir çok sorunun sebebi, ürünün aksaması olarak algılanmakta ve ekip içerisinde öğrenilmiş çaresizliğe yol açmaktaydı.
  • Teknik tarafta devasa bir code base, neden yapıldığı dökümanlaştırılmadığı için kullanılmayan bir çok özellik yığını bizi bekliyordu.
  • Ekip ufak olmasına rağmen, üründe bir sonraki güncellemede neyin güncelleneceğine, neyin önemli neyin önemsiz olduğuna dair bir fikir birlikteliği yoktu.
  • Daha önce herhangi bir metodoloji uygulanmamış olduğundan ötürü herhangi bir yazılım geliştirme kültürü yoktu.
  • Ürün yönetiminin ne olduğuna, neden ihtiyaç olduğuna ilişkin şirket genelinde net bir algı yoktu.

The Force

  • Kurucu ekip, ürün ile alınabilecek riskin sonuna gelindiğini farketmişti ve 2017'yi ürün ve topluluk yönetimine odaklayacağı konusunda netti. Yani yönetim ‘hep destek, tam destek’ modundaydı.
  • Şirket içerisinde yardımseverliği ve yeniliği kabul eden bir anlayış oturmuştu.
  • 5 kişilik yeni bir yazılım ekibi ve 1 ürün yöneticisi(bendeniz) ile birlikte yeni bir ürün takımı oluşturulmuştu.
  • Code base büyük bir yığın olmasına rağmen, oldukça kaliteli yazılmış ve kolay anlaşılırdı.
  • Geliştiricilerden bir kişi, şirketin kuruculardan sonraki ilk çalışanıydı ve bilgi aktarımı konusunda inanılmaz yardımcı oldu.

Önümüzdeki resim aşağı yukarı böyleydi. Problem çözmenin akla gelen ilk yolu tabii ki problemleri bölmek ve adım adım çözüme ulaşmak. Fakat önünüzde ucu bucağı olmayan(hayal gücünüz kadar) bir tuvaliniz varken; çözümlere ulaşmak o kadar da kolay değil.

Biraz ekibimizden de bahsetmenin tam zamanı. Hem CTO’muz hem de backend yazılım geliştiricimiz olan Serdar benden 1 hafta kadar önce başlamıştı. Ekibimizin feyiz kaynağıdır. Faruk bizim Android uygulamamızı geliştirmesinin yanı sıra ‘abi burası nasıl çalışıyor ya??’ sorularımızın muhattabıdır. Yukarıda bahsettiğim, Twentify’ın kuruculardan sonraki ilk ekip arkadaşı da odur. Benimle aynı gün işe başlayan Onur (@onursahindur), iOS yazılım geliştirici. Kendisi instagram ve scorp fenosu, ekibimizin ‘az ünlü’sü. Mücahit de aramıza frontend yazılım geliştirmesinden, ‘son bişiy kaldı abi’lerden ve ‘test mest yok, bam bam bam’lardan sorumlu olarak katıldı. Recep de genç yeteneğimiz ve İsviçre çakımız.

Biz toplamda 6 kişi ürün ekibi kollarımızı sıvayıp yeni bir hikayeye başladık.

İlk adım, bizi yönlendirecek referans noktalarını belirlemekti. Tam da bu yüzden; ilk işimiz değerlerimizi tanımlamak oldu. Değerler, bizi sistemimizi oturturken yönlendirecek ve seçimlerimizi kolaylaştıracaktı.

Değerlerimizi nasıl seçtik?

Bunun için genelde önerilen yöntem, tamamen ofis dışında bir çalışma hazırlayıp, burada takımın yapıtaşları üzerine konuşmak. İleriki yazılarda değineceğim bir çok grup çalışması metodu mevcut. Fakat bizim bunu yapmak için yeterli zamanımız yoktu ve aslında önümüzdeki resim bize nelerden asla vazgeçemeyeceğimiz konusunda önemli bir cevap veriyordu.

Bütün ekibin sorunları arasında en kritik olanları;

  • Ürünün ne durumda olduğu, hangi özelliğin hangi sebeple geliştirildiği hakkında bilgi/iletişim eksikliği
  • Acil son kullanıcı taleplerinin çokluğu, operasyonel işlerin fazlalığı
  • Ürüne ve geliştirilen özelliklere duyulan güven

şeklinde özetleyebiliyorduk. Çözüm, problemde saklıydı. Değerlerimizi de bize bu liste gösterdi:

Şeffaflık — Hızlı Cevap Verme— Güvenilirlik

Tek tek bu değerlerin bizi nasıl yönlendirdiğine ve bizim için ne anlama geldiğine değinmeli.

#1 — Şeffaflık

Şirket içerisinde ürün geliştirme süreciyle ilgili yeterli bilgilendirme yoktu. Bizim ürün ekibi olarak, geri kalan herkesi her an ulaşabilecekleri ‘biz neredeyiz?’ bilgisiyle doyurmamız hem kendi güvenimizin artmasında hem de ilerlemenin görünür hale gelmesinde başat rol oynayacaktı.

Neler yaptık?

  • Geliştirme yaptığımız odanın dış tarafını, yani şirketteki herkes tarafından görünen yüzünü bir panoya çevirdik(hayır, scrum board değil). Şirketteki herkesin gün içerisinde en bir kere önünden geçtiği pano aracılığıyla, hangi üründe ne üzerine çalıştığımızı, neyi planladığımızı ve neyi test ettiğimizi gösterme imkanı yakaladık. Burada her ürün için ayrı renkli post-itleri kullandık ve taskları herkesin anlayabileceği dilde yazmaya özen gösterdik.
Image for post
Image for post
  • Ürün geliştirme ile ilgili hem yol haritamızı, hem haftalık planımızı, hem çalışma metodumuzu anlattığımız bir internal google sites hazırladık.
  • Release notlarını herkesin anlayabileceği bir formatta, bütün şirketle paylaşma başladık. Burada kullandığımız template’i bulabilirsiniz.
  • Yeni özellik istekleri için slack’te bir kanal oluşturduk ve bütün isteklerin herkes tarafından görülebilmesini sağladık. İstekler için user story formatını kullandık: (As a <type of user>, I want <some goal> so that <some reason>).

#2 — Hızlı Cevap Verme

Şirket içerisinde operasyonel işlerin yoğunluğu oldukça fazlaydı. Bu şekilde çalışan ekiplerde sıkça rastlanan bir durum bizim için de geçerliydi: arayüz üzerinden yapılmasına imkan olmayan bir takım talepler, yazılım ekibinden rica ediliyor ve buradaki odak değişimi yazılımcıların verimsizliğine yol açıyordu. Fakat bu kadar operasyonel işin olduğu bir platformda bu isteklerin önüne geçmek mümkün değil; haliyle herkese en hızlı şekilde cevap verebilen bir sistem oturtmamız gerekiyordu.

Neler Yaptık?

  • Çalışma günümüzü 16:00 öncesi, 16:00–18:00, 18:00 sonrası olmak üzere üçe böldük ve operasyonel talepleri yalnızca 16:00 ve 18:00 arasına aldık. Burada bu saatleri seçmemizin tabii ki bilinçli bir sebebi var. Operasyonel işlerin çoğu yaratıcılığa ihtiyaç olmayan işler ve herkesin yavaştan günün sonuna geldiği saatte bu işleri yapmak en kolayıydı. Zaman geçtikçe bu 2 saate ihtiyacımız azalmaya başladı. Güzel bir başarı metriği bizim için bu saati kısabilmek.
  • Canlı ortama çıkışlarımız için standart getirmeye çalıştık. Her 3 haftada bir mobil uygulamamızı her hafta dashboardlarımızı güncellemek üzere planlama yaptık.

#3 — Güvenilirlik

Geliştirdiğimiz her yeni özelliğin yeni problemlere yol açmaması ve kronik problemlerin her yeni release’de çözümlenmesi gerekiyordu. Bu hem herkesin güveninin artmasında hem de operasyon verimliliğinde artış için önemli rol oynayacaktı.

Neler Yaptık?

  • İlk etapta kısa çabalarla çözümleyebileceğimiz sorunlara odaklandık ve özellikle operasyon ekibimizin panelinde yaşadığı kullanıcı deneyimini iyileştirdik.
  • Planlanan release’leri ekiple öncesinden paylaştık. Her zaman söz verdiğimizden daha fazlasını yaptık. Bu cümle aslında bir gizli sosla ilgili. Başka bir makalede söz verdiğimizden fazlasını yapmak neden önemli detayına gireceğim.
  • QA’e yeterli önemi vermediğimiz için ilk etapta ciddi bir ‘fuck-up’ yaşadık. Fakat bunun ardından ilk iş olarak bir test suite oluşturduk. Ardından da şirket içerisinde QA Gönüllüleri ekibi oluşturduk ve ürünlerin canlı ortama çıkışından önce toplu testler yapmaya başladık.

Tabii ki dönüşüm süreci bunlarla sınırlı kalmadı. Halen her geçen gün kendi yaptıklarımızdan öğrenip kullandığımız yöntemleri geliştiriyoruz. Bundan sonraki yazıda yazılım geliştirme süreci için yarattığımız sistemi geliştirme alanlarını anlatacağım. Twentify ekibinden ve yaptığımız deneylerden haberdar olmak için takipte kal!

Sevgiyle.

Image for post
Image for post

Medium Türkçe

Resmi Türkçe Yayın

Medium is an open platform where 170 million readers come to find insightful and dynamic thinking. Here, expert and undiscovered voices alike dive into the heart of any topic and bring new ideas to the surface. Learn more

Follow the writers, publications, and topics that matter to you, and you’ll see them on your homepage and in your inbox. Explore

If you have a story to tell, knowledge to share, or a perspective to offer — welcome home. It’s easy and free to post your thinking on any topic. Write on Medium

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store