Nerede Hata Yaptık? — Şimdi Sakince Elindekini Bir Yana Bırak!

By The Photographer


UYARI: BU GERÇEK BİR UYARIDIR. EĞERKİ ŞUAN SAĞINIZDA SOLUNUZDA SİZDEN İLGİ BEKLEYEN, UZUN ZAMANDIR GÖRMEDİĞİNİZ, SOHBETİNE DOYAMADIĞINIZ, ÖZEL BİR ŞEYLER YAPMAK İÇİN VAKİT AYIRDIĞINIZ BİRİLERİ VARSA; YA DA GÜZEL BİR MANZARAYA KARŞI BİR ŞEYLER YUDUMLAYACAKSANIZ BU YAZIYI İŞİNİZİN OLMADIĞI MÜSAİT BİR ZAMANDA OKUYUNUZ!

AYRICA DA SİGARA ZARARLIDIR. (BAZILARINIZ TERSİNİ DÜŞÜNÜYOR DA OLABİLİR.)

Bir diğer yazımda belirttiğim gibi; Kurulu bu dünya düzeninde her şeyimizi daha ileri taşımaya ve ferah seviyemizi arttırmaya çalışıyoruz çünkü; “Her şey bizim için.”

Bugün teknoloji sayesinde evimizden dışarı çıkmadan market alışverişi yapmadan tutun elektronik eşyaya, giyime kadar her şeye bir tıkla uğraşabiliyoruz. Bir diğer — şuan yaşamakta olduğum bir örnek — Kıbrısta bir vatandaş haber almak için satın aldığı gazete geçmiş günün gazetesiyken elimizdeki bu cihazlarla anında habere ulaşabiliyoruz. Yine bugünlerde yaşadığım; kiraladığım araçtaki Kıbrıs haritasından o küçücük yazıları teker teker okuyup kendime rota çıkarmak yerine elimdeki cihazla hop her şey halloldu! Uzatarak devam etmek istiyorum; yine bu cihazlar vasıtasıyla bırakın KILIÇDAROĞLU’nu, BAHÇE’liyi ya da DAVUTOĞLU’nu bizim mahalledeki Gürbüz abinin siyasi görüşüne bile tek tıkla ulaşabiliyor; biz de düşüncelerimizi paylaşabiliyoruz. Peki gerçekten bu cihazların getirdikleri götürdüklerinden daha fazla mı?

“Burnumdan Getirdi.”

Elimden geldiği kadar özel hayatıma dair birşeyler paylaşmama taraftarı olsam da bu hem bir iç dökme — dertleşme — hem de (af buyrun) bir tavsiye yazısıdır. Olay şöyle gelişti efendim:

Okulumun yoğunluğundan ve ayrı şehirlerde yaşamamızın verdiği özlemden dolayı annemle birlikte bir tatile çıkma kararı aldık ve hop atlayıp Kıbrısa geldik ancak inanır mısınız sanırım ne annem bıraktığım anne ne de sanıyorum ben eski The Photographer…

Problemler dizimizin ilk bölümü daha uçağa dayımın bizi bırakması ile başladı. 6 aylık sıfır aracın içerisinde bir kez bile sigara içilmemişten tutturdu yol boyunca sigara içmek için. Yarım saat boyunca çenesini yaptı ve İllallah ettim. Araçtan inmemizle bir kibrit çakması (aslında kendileri çakmak kullanır.) bir oldu. Bekle Allah bekle. Sanki Parliament değil Djarum… Dakikalar geçti ve biz havaalanına girdik. Uçak da bir yarım saat rotar yapınca tüm bu çeneye maruz kalmam kaçınılmazdı.

“Free Shoptan Sigara Aldırmadım.”

Uçaktan inişimiz sırasında sigaranın gerçekten çok çok uzun olduğunu bilmeme ve aslında 10 gün boyunca ona yetecek kadar sigarayı buradan en az %50 ucuza alabileceğini bilmeme rağmen anneme hem söylemedim hem de o an ortalığı kaynatarak dikkatini başka yere çektim. Yapacak bir şey yok… Belki bir an dank eder de parasıyla zehirlenmekten vazgeçer ben de hem kokusunu çekmem hem de anlamlı anlamsız yerlerde beklemem dedim. Ancak hiç bir zaman olaylar beklediğim gibi olmadı.

Beni en çok kızdıransa sigara içmek için bana sunduğu saçma bahanelerdi. Yemeğimizi yediğimiz restaurantlarda sigara içmek yasak olmasından dolayı sigarasını içebileceği tek yer bahçeydi ancak buraya çıkma bahanemiz de ya bahçedeki çay ocağından çay ya da kahve bazense soda içerken tavla atmak oldu. Tamam bunları anlayabilirim belki ancak bu durum artık odaya gitmemi de etkileyecek duruma gelince — yalnız oturmayı sevmez — artık dayanamadım. Tartışmalar alevlendi.

“İki Kelam Edemez Olduk.”

Başta da belirttiğim gibi tatilin tüm olayı: baş başa kalıp dertleşme, sohbet etme, özlem gidermeydi ancak annem yeni bir arkadaş edinmişti.

❤ CEP TELEFONU ❤

Evet, maalesef annem ufaktan ufaktan telefonundan ayrılamaz duruma gelmiş. Ne whatspaptaki “Çıtır Kızlar” grubundan kopabiliyor ne de o Facebookta aşağılara inmeden duramıyordu. Tamam bunlara ek olan haber takip etme alışkanlığını takdir ediyorum ancak tüm bunlarla birlikte bu durum bile bana batar vaziyete geldi.

Ettiğimiz sohbetlerin konusu Facebookta gördüğü- paintte arkaplan hazırlanıp üstüne yazılmış saçma — aslında değil ama batıyor işte — sözleri bana okuması ve üzerine yorum yapması haline dönüştü. Artık durumun farkına varır ve bir iki kelam ederiz diye dakikalarca bir yere noktaya bakıp — özellikle yere — hiç bir şey yapmadan durdum ancak sanırım hiçbir zaman anlamadı.

“Hadi Napıyoruz Paylaşalım.”

Şükürler olsun belki de düşündüğünüz gibi sürekli Facebookta fotoğraf ve konum paylaşan 50 yaş üstü teyzelerden amcalardan olmamıştı ama yaptığı her şeyin fotoğrafını dahil olduğu gruplardan deliler gibi paylaşır olmuştu. Bu durum sadece benim sinirlerimi bozmakla kalmayıp KıbrısCELL in de canını sıkmıştı. 500Mb’lık — haritaların kullanılması için ayrılan — internet fotoğraflarla eriyip gitmişti ve sanırım artık gerçekten sinirlerim daha da bozuldu. Tamam, kahve içerken, tavla oynarken fotoğrafını paylaş ancak 50 kere bunu yapıyorsak 5osinde de aynı şeyi yapma… Daha bir çok şeyler…

Uzun lafın kısası;

Kullandığımız cihazların amacı bu olmamalı. Sosyal medya üzerinden aktif bir hale gelirken hayattan elini ayağını çekmek aslında bireye pek de mutluluk verecek bir durum değildir. Kullandığımız cihazların ekranlarına bakarken, bazen basit bazense şaşalı yazılar okurken ya da dünyanın dört bir yanından çekilmiş haberleri takip ederken bazen ne karşımızdakinin yüzüne bakıyor, ne karşımızdakinden bir haber alıyor ne de bulunduğumuz ortamın tablo gibi o cıvıl cıvıl renklerle ve insanlarla renklendirilmiş dokularını hissetmeden elimizden kum gibi akıp gitmesine izin veriyoruz.

Bu bir uyarıdırki hayat megabaytlardan, kilobaytlardan, gigabaytlardan ibaret değil. Lütfen güzel yaşayın. Anın tadını çıkarın.


Bir öneri film; Dead Poets Society belki ana fikirle ilgili olarak hoşunuza gidebilir.


“Seize the day, boys. Make your life extraordinary!”


DİĞER YAZIMLARIMA DA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ:




One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.