10 yıldır girişimciyim. Bakın neler öğrendim.

10 yıl önce bugün, çalıştığım ulusal medya grubunun Bilgi İşlem Müdürü’nün odasına girip, "Ben işten ayrılmak istiyorum" dedim. "Bir sorun mu var? Konuşalım, belki çözerdik" dedi.

Çözemezdik. CISCO’nun İTÜ’de açılan ve kaydolmak için o zamanlar aylarca sıra beklenen Network Mühendisliği sertifika programına katılmış, iki sertifika sahibi olmuş ve bir yıl kadar önce Network ve Sistem Mühendisi olarak işe başlamıştım. 28 yaşında biri için o zamanlar anlamlı bir titr idi, çünkü sertifikalı sayısı azdı.

Ama Bilgi İşlem Departmanı’nda, bir yazıcının çalışmaması ya da Excel’in becerilemeyen bir fonksiyonu ile ilgili gelen çağrıya gitmek durumunda kalabiliyordum. Bu işi yapmak durumunda kalmak değil de, işi yaptıranların yaptığı "Printer guy" muamelesi iş tatminimi yok ediyordu. Ayrıca bir yılı aşkın süredir yürüttüğüm online projemden elde ettiğim gelirin, dönemsel olarak da olsa maaşımın iki katına ulaştığı aylar oluyordu.

Son günlerde, işyerindeki son yarım saatimi elime bir dergi alıp, cafe’de okuyarak geçirmeye başlamıştım. Ve yanılmıyorsam 10 yıl önce bugün, aynı düşük enerjiyle ofise gittim ve öğle yemeği sırasında "bunu sürdürmenin anlamı yok" kararını alıp, ofise döndüğümde istifamı verdim.

Girişimcilik aslında "kanımda" var diyebilirim. İlkokulda okurken, bakkaldan aldığım çerez ve çikolataları, kendi açtığım standda satmışlığım var. Evde anne-babama (parasız) bilet keserek oynadığım tiyatro oyunları, lisede verdiğim özel dersler, üniversitenin ilk yılında internetle tanıştığımda başladığım "netrehber.com" portal girişimi… Hiçbiri maddi kazanç getirmese de kendisini ürettiğiyle tanımlayan biri olarak beni tatmin eden girişimlerdi.

Son 10 yıldır ise, (kurulan şirketler itibariyle) "resmen" uğraşıyorum. Ve bir B planım asla yok. Gerekirse ömür boyu "tırmalamaya" devam edeceğim. Bir kurumsal şirkete girip çalışmak ihtimal dahilinde değil. Alternatif maliyet konusu değil, büyük ve hantal bir kurumda çok küçük bir fonksiyonu sürdürmek bana göre değil.

Boş işler olduğunun farkında olmadan pek çok projeyle uğraştım, kazık atma girişimleriyle karşılaştım, kısmen başarılı olanlar oldu. Yorgunluk hissettiğim çok oldu, ama özellikle son zamanlarda bu yorgunluklar hiçbir zaman bir tam gün sürmedi. Ne kadar kötü haber alırsam alayım, hangi müşteriyi kaybedersem edeyim, birkaç ay sonra parasız kalma riski ne kadar ciddileşirse ciddileşsin, her seferinde, birkaç saat sonra kendi kendimi ayağa kaldırabildim. Çünkü başka çarem yoktu, kurduğum organizasyonun benden daha yetkili, bana moral verecek, yol gösterecek, beni motive edecek bir öznesi yoktu. Ya moralsizliğimi sürdürüp durumu daha kötüye götürecek, ya da bir an önce kendimi telkin edip, gereğini yapacaktım. Ve düzeltmek için adım atınca, neredeyse sihirli bir şekilde, çok kısa sürede "işler normale dönecek" sinyali veren gelişmeler oldu.

Bir süredir, kendime her tür moral bozukluğunda bir saat süre veriyorum. Gerekçesi de şu: Bugünden en geç bir ay sonra bu sorunu tamamen geride bırakmış olacak mıyım? Evet. O zaman neden koskoca bir ay kaybedeyim? O noktaya bir saat sonra gelmeye çalışayım, ve önüme bakmaya devam edeyim.

İtiraf edeyim, telkin konusunda bu noktaya gelmem yıllarımı aldı. Önceleri sorunu tekrar tekrar kafamda yaşayıp, dağılmasına engel oluyordum. Ama artık o bir saatin bile en fazla yarısını kullanıyorum ve sonrasında tekrar enerjimi toplamış oluyorum. Bir de haklarını vermem lazım, ekibim konusunda çok şanslı olmamın da bunda payı büyük.

Yaptıklarıma çarpan etkisi katan değerli ekibim. Soldan sağa Samed, Fatih, Alpay, Mustafa, Esen, (Ben), Safa.

Girişimcilik dediğiniz şey aslında, etki alanınızı artırma çabası. Şanslıysanız, bir kişi olarak yapabileceğinizin yüzlerce, binlerce katını, bir ekibin sayesinde, bir sistem kurarak yapma durumu. Sistem kurma işi ise IKEA’dan alınan mobilyanın resimli bir rehbere bakarak kurulmasına HİÇ benzemiyor. Yazılım alanında durum daha çok şuna benziyor:

Bir işi yapmanın binlerce yanlış, sadece birkaç doğru yolu var. Yanlış başlamışsanız, yamamakla da düzelmiyor.

İşte geçtiğimiz 10 yılda (birden çok proje ve şirkette) çok hata yaptım. Somut konuşalım: Müşteriye düşük fiyat verdim, parasını almadığım işi yapıp, -sözleşmeye rağmen- parayı alamayarak ekibimin emeğini boşa harcadım, yasal haklarımızdan yeterince faydalanmadım, müşterinin isteklerine gereğinden fazla kulak verdim, kötü niyetli insanların şirkete zarar vermesine izin verdim, yanlış bir üründe ısrar edip zaman kaybettim, birden fazla fırsatı kovalamak adına bazen odağımızı dağıttım, bazen ise yakalayabileceğimiz fırsatları kaçırdım. O kadar ki, artık geriye yapılabilecek fazla hata kalmadı gibi hissediyorum. Hataları tekrarlamıyorsanız, -Malcolm Gladwell’in önermesini doğrulayacak şekilde- 10 yıl gelişme yolunda gerçekten çok iyi bir süre. "Şimdiki aklım olsa" ifadesi o yüzden var, ama bir o kadar da anlamsız. Hangi konuda eksiksem, o konularda hata yaptım ve iş dünyasının zorlu eğitiminden geçtim. 28–38 arasını bu açıdan iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum ve 40. yaşgünüm için hedef büyütmek konusunda artık çok daha somut gerekçelerim var.

Kısa bir süre öncesine kadar "Olduğumdan çok daha ileri bir noktada olabilirdim" düşüncesi hakimdi. Şu anda biliyorum ki, olamazdım. Önce eksiklerimi gidermem gerekiyordu. Mutlaka hala eksiklerim vardır, ama geriye değil, sadece önüme bakmam gerektiğini biliyorum, çünkü yarışım başkalarıyla değil, kendimle.

Bir de pek çok örneğini gördüm ki, hiçbir iş dışarıdan göründüğü gibi değil. (Bazı) milyonlarca dolarlık exit’lerin aslında değersiz hisseler karşılığı yapıldığını, lüks aracının lease’ini ödeyemeyen girişimcinin hala maddi başarıyla anılma çabasını, küçülmek durumunda kalan bir şirketin anlamsızca bunu gizleme girişimini, yatırım alma şampiyonu, gıptayla izlenen girişimcinin karlılık baskısıyla yatırımcılarıyla arasının nasıl kötü olduğunu ve onlarca başka örneği gördüm. Suçlamak yersiz, “Başarı faşizmi” şeklinde adlandırmanın çok yanlış olmayacağı bir girişimcilik ekosistemi yarattık. Üretttiğimiz değerle değil, bir balonu şişirebilme başarımızla değerlendiriliyoruz. Bu duruma ilaç gibi gelecek bir yazıyı paylaşmak istiyorum. (Teşekkürler @barisergin)

Sözün özü, Webrazzi’deki haberlerde anılan rakamlara da, olumsuz yorumlara da kafanızı takmayıp, işinize odaklanın. Sizi ihya edecek olan da, batıracak olan da müşterinizin düşünceleridir, sektördekilerin değil.

Morale ihtiyacınız varsa eskiden ne boş, ne küçük işlerle uğraştığınızı görmek için 3–5 yıl önceki maillerinizi okuyun. Değerli hissetmeye ihtiyacınız varsa, daha ileri noktada olduğunuz birileriyle konuşun. Şirketiniz varsa henüz kurmamış olan, cironuz varsa henüz cirosu olmayan, kar ediyorsanız henüz kar etmeyen birilerine mentorluk verin. (Açıklama: Mentornity’nin yatırımcısıyım.)

Bunlardan daha fazla, sevgiye ihtiyacınız olabilir. Size değer veren insanlara başvurun, sizi ne kadar kazandığınızla değil, çabanızla değerlendireceklerdir.