30 Yaş Altı Yurt Dışına Gitmeyi Neden Kaçış Olarak Görüyor?

Gençliğimiz hayatından memnun değil. Hele hele 30 yaş altı kitlenin her güne küfürler ederek, ne yapacağını bilmeden evden çıktığı ve gününü geçirecek uğraş aradığı bir gerçek.

Büyüyünce ne olacağını bilmeden, deneyimi olmadan çok güzel işi olsun isteyen, rastgele üniversite tercihi yaptığı, puanı tutarsa evinden yüzlerce kilometre uzakta bir yerde okula başladığı, üniversitenin de her gününü zorla geçiren ve mezuniyet günü bile kafası netleşemeden kep fırlatan — o da son sınıfta okulu uzatıp ders bırakmadıysa — bitiren bir gençlikle baş başayız.

Tüm bu kararsızlık ve belirsizlikler arasında, neden gençlerimizin tek kaçış noktası sadece yurt dışı seçeneği oluyor? Neden “yurt dışı” nihai hedef olarak görülüyor? Bu ve benzeri soruların cevaplarına ve gençlerin ağırlıkla bu düşüncede olmasına sebep bazı kriterleri tek tek inceleyeceğiz. Bu yazıyı hazırlama fikriyle beraber bana pek çok done sağlayan ve yazının bu hale gelmesinde büyük katkısı olan sevgili eşim Simge’yle beraber yaptığımız gözlemler ve sohbetler ışığında aşağıdaki kriterleri derledik.

Umarız gençliğin sorunlarına ve çıkmazlarına ışık tutması noktasında faydalı bir derleme olur.

Gençlik kararsız, düşünmüyor, ne yapacağını bilmiyor

Ara sıra genç arkadaşlardan e-mailler alıyorum. Bu e-mailler genellikle liseyi bitirmiş ve üniversite tercihi konusunda ne yapacağını bilmeyen, üniversite son sınıfa gelmiş ama halen hangi işte çalışacağına karar vermemiş arkadaşların sorularından oluşuyor. Ben de naçizane yardımcı olmaya, e-mailde yazdığı kadarıyla tanıdığım bu insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Her sene neredeyse sil baştan değişen eğitim ve sınav sistemimiz sayesinde gençler de ne yapacaklarını şaşıyor. Herkes hemen bir şey olmak istiyor. Hemen başarı, hemen zenginlik, hemen iyi yerlerde olmak istiyor. Bunu olmak isterken de yaşadığı kararsızlık sonrası ne yapacağını bilemeden, çareyi yurt dışına kaçmakta arıyor.

Gençlerimiz sürekli hayatı erteleme kafasında

Üniversite tercihini zar zor yapmış bu insanlar her daim hayatı erteleme modunda yaşıyor. Okul bitse bile “hemen iş hayatına atılmayayım, azıcık gezeyim, yurt dışını göreyim, ailem beni desteklemeye devam etsin” diye düşünüyor.

Bunu yaparken de yaşıtlarının başladığı kariyer yolculuğunun gerisinde kalıyor. 3 aydan birkaç yıla kadar yurt dışında dil okuluna gidiyor. Geldiği zaman işinin hazır olacağını ve başvurduğu her yerin sırf dil okulu deneyiminden dolayı bu arkadaşı işe alacağını, istediği maaşla işe başlatacağını düşünüyor. Ama hakikat öyle değil genç arkadaşım. Bunun için daha çok çevre yapması ve okulda bulunduğu süreyi de verimli kullanması gerektiğini yurt dışından döndüğü sıra anlıyor. Bu da hayata bir türlü atılamama durumunu ortaya çıkarıyor. Günün sonunda yine yurt dışına kapağı bir atsa rahata ereceğini zannediyor.

Erkekler için askerlikten “yırtmanın yolu” yurt dışına gitmek

Biz erkeklerin üniversite bittiği zamanki tek derdi askerliği halletmektir. Bir nesil Yaşar Kurt’un Anne şarkısını dinleyerek büyüdü ve askere gitmemenin türlü yollarını sırtını bu şarkıya dayayıp aradı. Ben de son sınıfta mezuniyetime 2 ay kalıncaya kadar, askerliğin bu kadar ciddi bir mevzu olduğunu ve kariyerim için aradan çıkarmam gerektiğini fark etmemiştim. Mezun olmadan önce bir iş bulmuştum ve o işimle de askere gideceğim süreye göre bir anlaşma yapmıştım.

Cidden ne kadar ağır bir yük olduğunu, askerlik aradan çıkmadan kariyerinizde ilerleseniz bile, asker dönüşü sıfırdan başlama endişesi yüzünden tekrar tekrar anlıyorsunuz. İşte erkek arkadaşlar da 6 aylık kısa dönemde bile bu vaktini TSK’ya değil, tecili uzatabilecek bir alternatif olan yurt dışına harcamayı düşünüyordu. Mezun olduktan sonra 2 yıllık tecil hakkınız olmasına rağmen yurt dışı yine kaçış noktası olarak görülüyordu. 2 yıl içinde kariyerine başlasa da, 2 yıl sonra tecili uzatamazsa mecbur asker olacağı korkusu yüzünden, o 2 yıllık süreçte bir önceki maddede değindiğim hayata atılamama durumu oluşuyor.

İş ve maaş beğenmeme, işsizlik ve emek hırsızlığı endişesi

Gençlerimiz iş ve maaş beğenmiyor. Bir yerden de olsa işe başlayamıyor. İş seçiyor, maaşı az buluyor, emeği çalınır korkusu yaşıyor. Haklılar da. Çünkü deneyimsiz gençlerin çalışmaya başladığı maaş aralığı, iş tanımı ve sorumluluğu yerine göre değişse de, çok büyük çoğunluğunun düşük maaş olduğu bir gerçek. Ama işe başladıktan ve deneyim kazandıktan sonra maaş artışı gerçekleşiyor, yeni iş fırsatları doğuyor. Bu sabırsızlık yüzünden gençlerimiz yine hayatı ertelemeye devam ediyor.

Entelektüel birikimin getirdiği arayışın cevabı yurt dışı

Üniversite ortamının kattığı güzelliklerden biri, kişinin kendine yatırım yapması ve kendini hemen her alanda geliştirmesi. Okuyarak, araştırarak, yeni deneyimler yaşayarak entelektüel birikim sahibi olan gençler, yaşadığı yeri beğenmiyor. “İnsanca” yaşamak için yurt dışına gitmek istiyor. Öğrenciyken Work and Travel ya da Erasmus gibi programlarla gidip gördüğü yurt dışında, yola indiği zaman arabaların durup yol vermesi, kaos olmadan kurallara uygun yaşayan insanları görmesi sonrası yaşadığı yeri beğenmiyor. Metrobüsteki inanılmaz kalabalık arasında yer kapmaya çalışmak, trafikte saatlerce direksiyon başında kalmak, şehrin adam olmaz çehresinde nefes almaya çalışmak gibi sebepler yüzünden gençlerimiz böyle bir ülkeye çocuk getirmek, hatta böyle bir ülkede yer almak bile istemiyor. Kadın bakış açısına göre iş daha tatsız: Entelektüel birikimin de getirdiği özgüvenle beraber, her gün sokakta maruz kaldığı taciz nedeniyle de yurt dışını kaçış noktası olarak görüyor.

KPSS’ye girmek, kadro beklemektense yurt dışına gitmek

Özel sektörün aile büyükleri arasındaki yeri korkutucudur. Ertesi gün kapının önüne koyuverirler. Neticede orası özel sektördür. O yüzden aileler çocuklarının devlet işinde çalışmasını ister, çocuğu ona göre yönlendirmeye çalışır. Oysa kamuda çalışmak da artık o kadar kolay değildir. Zaten üniversiteyi zar zor bitirebilmiş gencimiz, bir de KPSS’ye hazırlanmak zahmetine katlanmak istemez. Onun yerine yine yurt dışını kaçış olarak görür.

Turist olarak gitmenin cazibesine kapılmak

Bir ülkeyi veya şehri turist olarak gezmekle, orada temelli yaşamak arasında çok fark var. O ülkenin vatandaşı olmadan, çalışma izni, vizesi, günü kurtaracak kazancı olmadan bir yerde yaşamak gerçekten zor. Çoğu genç işin bu tarafını düşünmüyor. Birkaç aylığına kaldığı yurt dışında, hayatı hep o şekilde toz pembe sanıyor. Davulun sesi uzaktan hoş geliyor. Oraya yerleşse çalışma izni olmadan kaçak çalışmaya, karnını doyuracak parayı kazanmaya razı oluyor.

Aileler çocuklarını fazla şımartıyor

Ailelerin çocuklarının üstüne fazla düşmesi, karakterlerinin oturmaya başladığı yıllarda bile ailenin gölgesinin hep üstünde olması nedeniyle genç kendine güvensiz, “şımarık” yetişebiliyor. Bu da hayata atılma döneminde gencin “nasılsa ailem arkamda” argümanıyla yaşamasını ve bir türlü gerekli sorumluluğu alamamasına neden oluyor. Bu da gencin aklına “bir şekilde yurt dışına giderim, burası çok umrumda değil” düşüncesini sokuyor.

Siyasi iklim gençleri yurt dışı seçeneğine itiyor

Ülkenin siyasi iklimi de gençlerin yurt dışına kaçış hevesini körüklüyor. “Bu ülkeden ve bu ülke insanından bir halt olmaz” diyen daha 20’li yaşlarda binlerce genç, çareyi ülkesini terk etmekte buluyor. Oysa sen daha bu ülkeye güzel aklınla, varlığınla bir hizmet vermemişsin ki. Vermek istememelerini de anlıyorum. Varsa yoksa yurt dışı… “Bu insanlara gram hizmet etmem” diyen de kendisi… Sanki yurt dışında süper maaşla, hayalindeki işle, çalışma ve oturma iznin elinde seni bekliyorlarmış gibi nedir bu yurt dışı sevdası?

Sonsöz: Gidene kal, kalana git demeyiz

Pek çok anne baba dahi çocuklarının bu ülkede kalmasını istemiyor. “Aman bir fırsatını bulun, kurtarın yavrum kendinizi” diyen ailelerin sayısı da az değil. İyi ama senin yavruna asgari şartlar sağlanamadığı için o yavrucak halen senin yanında.

Yurt dışı görmek iyidir. İnsana yeni ufuklar açar. Yeni kültürler, insanlar tanımak ve tarihte iz bırakmış yerleri bizzat ziyaret etmek son derece önemlidir. Ama bir noktada yurt dışını her durumda kaçış noktası olarak kullanmak da sağlıklı bir düşünce değil. Çünkü sen yurt dışı sevdan yüzünden ne buradaki kariyerine odaklanabilirsin, ne de geleceğini net şekilde çizmek için adım atabilirsin. Yalan mı? Hayatı erteleme dediğinde alelacele konuyu geçiştiren yine sensin genç arkadaşım. Naçizane bazı önerilerle yazıyı bitirelim:

  • Sen kendini bil, kendi potansiyelini açığa çıkaracak işlere kalkış.
  • Kararsız kalma. Kararsız kaldığın noktada bol bol araştır, oku, soruştur.
  • Hazıra dağ dayanmaz. Her dara düştüğünde cevapların kucağına düşmesini bekleme. Cevapları kovala.
  • Doğru soruları sor. Birden çok kişiden cevap topla, sentezle, kendi cevabını yarat.
  • Hiçbir şekilde kapağı yurt dışına atamıyorsan, bir işe gir, kendi paranı kazanmaya başla, yurt dışı yıllık izninde kaçış noktası olsun.
  • Ailenden tabii ki destek al, onlar hep yanında olsun ama kaç yaşında gençsin, o kadar da değil. Sorumluluk alma zamanını kaçırma.
  • Yeni insanlarla tanışmayı, ülke insanını daha iyi anlamayı ihmal etme.
  • Tamam yurt dışı güzeldir ama bunu takıntı haline getirme.
  • Empatiden yoksun kalma. Bu ülkede senin gibi 77 milyon insan daha var. Herkes senin gibi yaşasaydı, senin gibi düşünseydi, senin kafanda olsaydı zaten sorun yok. Ama burası çok acayip bir ülke.
  • Tarih oku. Gündemi oku. Yeni şeyler oku. Başarılı olmuş insanların hikayelerini oku.
  • Kariyer yolculuğunda kendine bir mentor edin. Etraftaki insanların deneyimlerinden faydalan.
  • Bilmediğin konularda “bilmiyorum” diyebil. Bilmemek değil, bilmiyorum diyememek ayıp.
  • Bilmiş olma. Her an, herkesten yeni şeyler öğrenebilirsin, unutma. Daha yaşımız kaç ki?
  • Unutma, günün sonunda dönüp geleceğin yer yine burası olacak. Bir noktada zaten fırsatın olursa, ismin duyulursa, bağlantın olursa yurt dışı kapıları ardına kadar senin için açılacak.
  • Geleceğe yatırım yapmak bugünden başlar. Bugünün için bir şey yapmıyorsan, geleceğin için pek fazla hayale dalma.

P.S: Beni Twitter’dan takip edebilir, bloguma ait e-mail listesine de kaydolabilirsiniz.


Originally published at alierkurt.com on July 21, 2015.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.