Ajanstaki işimi neden bıraktım?

İkna edebilme sanatını yitirdik

Bugün sevdiğim bir dünyadan, 2o yıldır evim olan ajans ortamından, birçok yetenekli ve sevgili insandan ayrıldım. Bu haberi sektördeki yakın arkadaşlarımla birkaç hafta öncesinde paylaştım ve herkes beni tebrik etti. Bir kişi bile kararımı sorgulamadı. Herkes mümkün olan en kısa sürede ajans dünyasını terk etme arzusunu dile getirdi. Kime sorarsanız sorun, hemen hemen herkes uzaklaşmak için hazır. Bu "kaçabiliyorken kaç" hissiyatı oldukça yaygın.

Neler oluyor?

Nereden başlasam? Arızalı ajans modelinden kaynaklanan arızalı ajans-müşteri ilişkileri, çağdışı müşteri yapılanmaları ve günümüzün gerçekleriyle örtüşmeyen süreçler, kötü ürünlerin iyi reklamlar sayesinde satılabileceğine dair bitmek bilmeyen inanç, gerçekdışı hedefler, inovasyona bütçe ayrılmaması, sunumlarda çok miktarda iş vaat edilmesi ancak bütçe kesintileri ya da düşüşleri yüzünden teslim edilen iş miktarındaki azalma, ve tabii ki, her yerdeki politik ilişkiler. Çok fazla markanın sektörel/geleneksel düşünce yapısını dijital dünyaya aktarmaya çalışması. Bu kadar da değil, sektör olarak teknoloji saplantımız o kadar arttı ki, teknolojinin asıl görevini unuttuk: İnsanları harekete geçiren mesajları iletmek.

Reklamcılık eskiden ilham işiydi. İnsanlara markanızla ilgili düşünmeleri için ilham vermekti, markanızla kurdukları iletişimin yaratıcı olması için onlara ilham vermek ve markanızı ilham kaynağına dönüştürmekti.

Ancak ilhamın yerini korku aldı. Reklamcılık sektörü korkmuş insanlarla dolu. Bu korku, işbirliği yerine rekabet kültürünü yaratıyor. Üst düzey yöneticiler ajanslarından sürekli gelişmelerini isterken, onların orta düzey yöneticileri kendi işlerini kaybetme korkusuyla yenilikçi her fikri eziyorlar. Her şirket hataların hızlı yapılmasından bahsediyor. Çok az şirket kendi söylediklerine göre hareket ediyor. Korku, hiç bitmeyen bakış açıları, emniyet kemeri sayılan bilgi takıntısı, PowerPoint revizyonlarının revizyonları ve daha önceden verilen revizyonların revizyonlarından oluşan bir kültür yaratıyor.

Markalar güçlü bir değişim öncüsü olabilir, kitleleri harekete geçirebilir ve herkesin hayatını değiştirebilir. Güçlü bir marka olmak büyük bir sorumluluktur. Bu, medyadaki büyük boşlukları yaratıcı işlerle doldurmaktan daha fazlasıdır. Teknolojiyi optimize etmekten, programlanmış satın almalar ya da sofistike hedeflemeler yaparak insanlara mesaj iletmekten çok daha fazlasıdır. Teknolojinin fikrin kölesi olmasındansa biz, teknolojinin kendisine aşık olduk. İyi reklamcılık ikna edebilmektir. Günümüzün reklamcılığında ise promosyon hüküm sürüyor.

Yolumuzu kaybettik, reklamcılıktan ve ikna edebilme sanatından uzaklaştık. Ve teknolojiyle Faustvari bir pazarlık yaptık.

Dolayısıyla, attığım adımları geriye doğru takip ederek reklamcılığa ve ikna edebilme sanatına geri dönmeye karar verdim. Reklamcılık sanatına olan tutkumu yeniden alevlendirmeye. Yanlış bir yolda ilerleyen ajans dünyasının statükosunu tamamen geride bırakmaya.

Sırada ne var?

Bu heyecan verici maceraya bir müşterime danışmanlık vererek atılıyorum. Reklamcılığın geri dönüşü ve reklamcılığın kökenlerine ulaşmak için adımlarımızı nasıl takip etmemiz gerektiğine dair bir kitap üzerinde çalışıyorum. Önümüzdeki günlerde yeni danışmanlık fırsatlarına ve konuşmacı olarak katılabileceğim organizasyonlara yoğunlaşacağım. Birkaç özel yayıncının teknolojik kahramanlıklarını ikna sanatı sayesinde hizaya getirebilmelerine yardım edeceğim. En önemlisi, uzun zamandır bu kadar heyecanlanmamıştım ve sizin de bu yolculukta beni takip etmenizi umuyorum.

Bu arada, büyük ve şaşırtıcı şeyler yapın. Size ihtiyacımız var.