Artık Hepimize Bir Fatih Terim Lazım

İnanın artık hayaller bile bir sonraki adımı atmak için yeteri kadar motive etmiyor. Çağırın Fatih Terim’i! Ağzımın payını versin.

Uzun zamandır motivasyon ve girişimcilik üzerine bir yazı yazma düşüncesindeydim. Ancak ülkemizin malum gündemi, kendince bir şeyler üretmeye çalışan kişilerin yakasını pek kolay bırakmıyor. Tüm yaşananları göz ardı ederek yaptığımız her neyse buna devam etmek ise o kadar kolay değil (en azından benim için).

Bu sebeple her zaman olduğu gibi üretme hevesi ile yanıp tutuşan gençlerin perspektifinden olaya bakarak yazıyı “kalkışma” öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırmaya karar verdim.

Kalkışma Öncesi

Çok mu farklıydı? Hayır.

90 Kuşağı modern zamanlarda bir ülkenin başına gelebilecek çoğu şeyi gördü. Krizler, darbe, direniş, faili meçhuller, bir sürü seçim ve dahası… Bu neslin diğer temsilcileri Dünya’nın diğer köşelerinde bilim, teknoloji ve sanayi alanında kendilerine çoktan yer edinmişken biz ülkemizin jeopolitik konumu (evet, hepsi onun yüzünden) sebebi ile başına gelenler ile mücadele etmenin yollarını arıyorduk. Hali hazırda sahip olduğumuz dezavantajlar yetmezmiş gibi…

Ancak yine de içimizde bir umut vardı. Toplumun kültürel seviyesinin bizim nesil ile beraber artacağına olan inancımız, silikon vadisinde ülkesini başarı ile temsil eden girişimcilerden gelen haberler ve gündelik hayatta yaşanan ahlaksızlıklara karşı toplumun giderek bilinçlenmesi heyecanımızı bir noktada tutmaya yetiyordu.

Kendim için konuşacak olursam, sözlüklerde ve çeşitli facebook sayfalarında “X ülkesine nasıl yerleşirim?” ve “Türkiye’den kaçış” temalı yazılar midemi bulandırıyordu. Kimi zaman kalmak için hiç bir neden bulamasam, en kötü Çanakkale destanına sarılıp kendimi “Bu memleket için yapmam gereken şeyler var” diye inandırıyordum. Bu topraklardan çıkartacağım bir ürün/hizmet ile istihdam yaratıp, benden sonra gelecek nesiller için örnek teşkil edecektim (şu an yok olduğunu iddia etmiyorum). Belli bir yaşın üzerindeki kişilerin dijital dünyaya olan güvensizliklerini ortadan kaldırıp, bu Dünya’nın bize sunduğu nimetlerden toplumun genelinin faydalanmasını sağlamayı hedefliyordum. Evet, -dum.

Kalkışma Sonrası

Anladım ki buraların bize ihtiyacı yok.

Bunu her hangi bir siyasi görüşe tutunarak söylemiyorum. Son 5 senedir tüm zorluklara göğüs gerip, dişinden tırnağından arttırarak hayallerini gerçekleştirmek isteyen genç ve tecrübeli girişimcilerin refahı kimsenin umurunda değil.

Üst kademelerde ki çarpık yapı, hükümetin yaşananlardan sonra aldığı tedbirler ve bundan sonra gelecek memurların olası iş yapış şekillerini düşündüğümüzde sıkı denetimlerin ve uzun prosedürlerin yolda olması muhtemel. Darbe girişiminden hemen önce haberlere düşen teknopark ortaklıkları ve fon arttırımları ise mevcut gündem sebebi ile bir süreliğine rafa kaldırılabilir veya öncelik sıralaması değişebilir. Yabancı yatırımcıların ise Türkiye’de tohum yatırımları için ne kadar istekli olacakları şüpheli.. Umarım ivme düşmez, aksine artar.


Çok öncesine gitmeye gerek yok. İlk önce 17 Aralık, ardından gezi süreci, terör eylemleri, PayPal’ın kapanması ve son olarak kalkışma… Neredeyse kullandığı tüm araç ve yazılımları dolar üzerinden satın alan, fiyat politikasını buna göre belirleyen girişimler için tüm yaşananların sonucu yıkım oldu.

Peki kişisel olarak bende ne değişti?

Aslında kahvedeki dayıların dahi bildiği “devlet içinde devlet” kavramı gün yüzüne çıkmış oldu. On yıllardır bir şeylerin hayalini kuran ve bunun için çabalayan bir kişinin tüm emeği güç ve iktidar hevesi ile yanıp tutuşan kendini bilmez bir grup tarafından heba edilebiliyor. Ve bunun ardından söyleyebileceğimiz tek söz: “Burası Türkiye”

Ben artık buna dayanamıyorum.

2016 yılında hala sınırlarımızda top, tüfek ve jetlerle savaşan, benzinle çalışan araba üretmeye çalışan ve teknolojinin geldiği noktayı görmezden gelip eğitim-çalışma hayatını buna göre optimize etmeyen bir düzenden çıkacak başarı hikayeleri çok kıymetli olmakla beraber bir o kadar da sınırlı kalacaktır. Özellikle genç bireylerin sahip olduğu vizyon ve misyonun üst kademelere sirayet edememesi (tam tersi olması beklenir) günden güne motivasyonu bi tık aşağıya çekmekte.

Osmanlı’dan günümüze çoğu gelişmeye “Fransız” kalan sonradan görme Avrupa ülkeleri dahi kendi başarı hikayelerini bir bir çıkarırken, dış mihrakların oyuncak gibi bizlerle oynaması ve bir kısım insanın canı istediğinde yüzlerce kişiyi kolaylıkla öldürebilmesi artık odağımdan sapmama ve sadece canımın derdine düşmeme sebep oluyor.

Hayallerimi satmadım. Ancak burada yaratacağım istihdam ve örnek olacağım gençlerden yavaş yavaş vazgeçiyorum. Artık hedefim, şampiyonlar ligi kupasını kazanmış Türk oyuncu gibi, her bir engeli aştığımda Amerika sokaklarında sırtımda Türk bayrağı ile tur atmak.

Ne zaman ülke problemlerimiz muassır medeniyetler seviyesindekiler ile eş değer olur, o zaman umut fidanlarımız tekrar yeşermeye başlar.