Başkalarının Şarkıları

‘’Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız’’ diyerek giriş yapar şiirine büyük şair. Şiirin geri kalanını okumaya gerek bile kalmaz aslında. Her şey tek bir cümle ile özetlenmiştir. İçine girmeye çalıştığımız dar gömlekler ve kısa pantolonlar, imzalar attığımız okunmayan sözleşmeler, ateşkesine müdahil olduğumuz savaşlar aslında hep başkalarının aşkıdır.

Toplum olarak kendi aşkımızı başkalarına da yaşatmaktan keyif duyduğumuz zaten bilinen bir durum. Yani birisi bir yemeği seviyorsa muhakkak başkası da sevmeli yada bir şarkıyı seviyorsa başkasına da dinletmeli gibi..

Telefonlarımızın zil sesi genelde sevdiğimiz şarkılardan oluşur. Ben mesela zil sesinden telefon sahibinin hangi bölgenin insanı olduğunu anlayabiliyorum. Nuri Bilge Ceylan da bu gözlemi yapmış olacak ki 3 maymun filminde bayan karakterin telefon zil sesini Yıldız Tilbenin bir şarkısı olarak ayarlamış, verilen mesaj açık; bu kitle Yıldız Tilbeyi sever ve dinler. Yönetmenimiz burada sosyolojik bir gözlemin sonucunu izleyicilere aktarıyor. Alkışlar Nuri Bilgeye..

Evet benim de çok beğendiğim şarkılar var ama kendi içimde dinlemeye ve yaşamaya çalışıyorum. Yani kalkıpta kimseyi zorla favori şarkımı dinlemek zorunda bırakmıyorum.

Etnik müzikler özellikle telefon zil seslerinde ön planda. Karadeniz yöresi her zaman başı çekse de çok enteresan, mesela çerkesler de bu konuda hiç geri kalır vaziyette değiller. Güney doğu bölgesi daha çok kürtçe şarkılar tercih ederken henüz İzmir yöresinden ne bilim bir efe müziği yada bir rum havası falan çaldığına rastlamadım. Bu durum İzmirlilerin kendilerini bu ülkenin sahibi olduklarını iddia etmelerinin bir tezahürüdür aslında. Evet, bak ne güzel, adamların aşağılık kompleksi yok. Demek ki aslında bu bir aşağılık kompleksiymiş.

Mısırcıya gidiyorsun küçücük tezgahına takmış 2+1 müzik sistemini kendi oluşturduğu playlistini sana dayatıyor. Orada alacağın 2 liralık mısır ama 2 dk boyunca demet akalını dinlemek zorundasın. Ya da gidiyorsun bir mağazaya 40 milyon izlenmiş bir videoya bir katkı da sen bulunuyorsun.

Gençlerin arabalarında artık bagajlarda yer olmadığını fark ediyorum. Çünkü bagajın yarısını zaten tüp kaplıyor diğer yarısını ise amfi. Amfi deyip geçmemek lazım. Hali hazırda son teknoloji güç ile donattığı arabasının ses sistemine, bir de amfi ekleyerek bir bass gücü ile bir kaç bina yıkmayı planlıyor gençlerimiz. Bu baya baya çoğu gencin hayali. Çoğunuzun aklına apaçi diye adlandırğımız gençler geliyor olabilir ama hayır o şahinlerden kartallardan bahsetmiyorum. Kalbür üstü kitlenin mensubu gençlerin de bu amfi çılgınlığına dahil olduklarına şahit oldum defalarca. Dinledikleri şarkılar ise her zaman, aslında kimsenin bilmediği ama bir şekilde kendilerinin bulduğu DJ şarkıları oluyor.

Yurt hayatını tecrübe etmiş olanlar bilirler. Kulaklığı olduğu halde kendi sevdiği şarkıları diğer arkadaşlarına dinletmek için kulaklığını takmayanlar vardır. Uyarsan da 10 dk sonra kulaklığı çıkarırlar. Kanları kaynıyordur çünkü, dayanamazlar, o öle bir histir ki, ‘’billie jean is not my lover ‘ dır.

Kısacası, toplum olarak paylaşmayı çok seviyoruz buna şüphe yok. Fakat paylaşmak ile dayatmak arasındaki ince çizgiyi yakalamak konusunda bariz sıkıntılarımız var. Şu özgürlükler meselesini zaten bariz bir şekilde yanlış tarafımızdan anladık, özgürlük, aslında insanların başkalarının aşkına karışmadığı şey olmalıdır.

Bu bağlamda özgürlük eşittir saygı olmalıdır.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.