Bakış açısı

“Dünya yaşam şartları için mükemmel bir yer. Öyleyse, dünya, canlıların yaşayabilmesi için özel olarak yaratılmış bir alan.”

İnsanların cehaletlerine başvurup aldıkları bu en zararlı cevap, her zaman yanılgıya düşerek saçma sapan şeylere inanmasına neden olan büyük bilgisizlik işte bu noktada başlıyor… Bu yanılgıya düşen insanların büyük çoğunluğu, bilimsellikten uzak, orta çağ teist bakış açısının esareti altında. Yanlışları yıkmak için tam tersi açıdan da bakılması gerektiğinin ve bilim insanlarının da bunu zaten yaptığının farkında değiller. Çünkü onlara anlatılan herhangi bir şeye hemen inanmaları ve doğru olduğunu kabul etmeleri çok daha kolay. Uzayın derinliklerinden bakıldığında, dünyanın bir toz zerresi kadar değersiz bir gök cismi olduğunun farkında da değiller. Sonsuz bir hayat süreceklerini sanarak dev bir ego kafesi içinde yaşamalarının nedeni de bu fark etmezlik.


Soluk mavi nokta

Dünya, sıradan bir gök cismi. Tamamen doğal yollarla oluşmuş, yaşam şartlarının gelişebilmesi için uygun bir gezegen. Dünyamızdaki yaşam, bu doğal yollarla oluşmuş şartların üzerine gelişti. Teist düşünceye sahip kişilerin anlattığı gibi, “dünyanın yaşama uygun yaratılması” söz konusu değil. Yaşam, dünyaya uyum sağlayarak süregeldi. Yaklaşık 3.000.000.000 (üç milyar) yıl süren bir süreç sonunda, dünya şartlarına sürekli uyum sağlamak zorunda kalarak yaşam gelişmeye, evrilmeye devam etti.

3 Milyar yılın ne kadar uzun bir süre olduğunu anlamak için şöyle bir ipucu vereyim: İnsan ömrü ortalama 2,5 Milyar saniye sürüyor! 

Uzayda maddenin oluşması için hassas denge ve kurallar var. Çünkü, bu evrenin maddesi de, yine bu evrenin doğasına uygun olarak şekillendi. İlk kuantum dalgalanmasından, 13.500.000.000 (on üçbuçuk milyar) yıl önceden günümüze kadar her şey, bu evrenin şartlarına uygun şekilde, tamamen doğal bir süreçte ve dışarıdan “doğa haricinde herhangi bir müdahale almadan” şekillendi. Bu mucize değil. Sadece doğa. Daha detaylı bilgi sahibi olmak isteyen herkesin önünde internet engin bir derya. Ayrıca bilim insanları tarafından yazılmış, bilimin tüm yeniliklerini içeren binlerce güncel kitap da mevcut. Okumak, araştırmak, bilgisizlikten kurtulmak için şart!


Bir dini liderin, “bilinmez bir kaynaktan haber aldığını” iddia ederek, toplumların peşinden sürüklenmesini geçmişte sağlaması çok kolaydı. (Christ the Consoler by Carl Bloch)

Tarih boyunca bazı insanlar kendi çıkarları için sürekli bir şeyler uydurup diğerlerinin kendilerine inanmasını sağlamaya ve güç elde etmeye çalıştı. Bugünün hayalcileri, geçmişte büyük toplumsal etkiye sahip, kahinler, büyücüler ve dini liderlerdi. Bu insanlar, dönemlerinde ya kral ya da kralların bile peşine takıldığı güç sahipleri oldu. Dini liderler tarih boyunca değişse de ilk uydurulan büyük yalanların üzerine inşa edilmiş, kitaplaştırılmış bu büyük yalan ağı, laf söylenemez, inkâr edilemez, karşı gelinemez bir büyük güç halini aldı. Kimse onlara “yalancı” diyemedi. Cesaretli kişiler zaman zaman çıksa da, ya kafaları kesildi ya da zindanlarda çürütüldü. Dini liderler saldıkları bu korkunun meyvesini lüks mekânlarında yerken, ellerinin altındaki toplumlar “Ya haklıysa?” sorusunun arkasında korkuyla yaşatıldı ve çoğaldı. Bugün hâlâ dinlerin yaygın olmasının sebebi de sadece bu korku ve bilinmezliğe karşı savunmasız içgüdüler. Aslında, inanç, günümüzde, sadece tembellik. Araştırma, okuma ve sorgulama tembelliği. Çünkü teknoloji ve bilim, tüm din masallarını çürüten engin bilgilerle, yalancıların yüzlerine vuruyor!


Albert Einstein ve yüzlerce bilim insanının sonsuz çalışmaları sayesinde, artık cevaplarımız var. Fotoğraf: Fred Stein

Son 150–200 yıldır, ilkel düşünceleri aşmaya başladık. Bilim insanları, büyücü şaklabanlardan ve inanç tüccarlarından daha fazla itibar görmeye başladı.
(Dinleri el üstünde tutan ilkel toplumlar hariç…)
Bilimin ışığında neyin gerçeğe daha yakın, neyin insan uydurması olduğunu görebilir olduk. Bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle keşfedilen mikrodan makroya, hemen her şeyin içindeki soruları, cevabı verilmiş bilgiler haline getirmeyi başladık. Artık yaşamın, bir varlık “ol” dediği için oluşmadığını, abiyogenez süreci ile başlayan canlılığın, sürekli evrim geçirerek dünya şartlarına uyum sağladığını biliyoruz. Heisenberg’in belirsizlik ilkesinin, maddenin varlığını nasıl sağladığını biliyoruz. Evrenin toplam enerjisini sıfıra eşit olduğunu, hiçlik ile varlık arasındaki farkın ne olduğunu biliyoruz. Evrenin büyük patlamadan sonra ne gibi süreçler geçirdiğini de biliyoruz. Büyük patlama öncesine dair fikirlerimiz var. Evrenin ötesinde ne olacağına dair de çeşitli teorik düşünceler üretebiliyoruz. Hepsi de bilim destekli, güncel bilimsel birikimle yanlışlanamayacak bilgiler. Yüz yıl sonra yeni keşiflerle şuan bildiklerimiz silip, yeniden yazmamız gerekebileceğinin de farkındayız. Çünkü, bilim sürekli farklı açılardan bakarak bilgileri geliştirir veya yeniler. 1400 yıllık bir tek kitabın esiri olarak takılıp kalmaz. İnananların, korkuyla inançlarına sarılıp, bilimi kötülemesinin nedeni bu gerçeğe karşı içten içe yaşadıkları kıskançlık gibi.

Mars’ın dünyalaştırılması konusunda temsili görsel.

Şimdilerde bilim insanları, başka gezegenleri insan yaşamına uygun hale getirip, yeni dünyalar kurma peşinde. Eğer ileride bir gün dünyanın başına bir felaket gelecek olursa, yeni bir gezegene, (muhtemelen Mars’a) taşınabilme şansımız olabilir, bilim sayesinde. Benim aklımda şu soru var;

Dindar insanlar, diş biledikleri bilime karşı gelip, dünyada kıyametlerini mi yaşayacaklar, yoksa tanrılarını ölüme terk edip yeni dünyada dinlerin vahşetinden uzak, huzurlu bir toplum kurmayı seçebilecekler mi? Öyle ya, bilimden bu kadar uzak durduktan ve bilimi yalanlama girişimlerinden sonra, peşinden gidebilecek yüzsüzlüğe sahip olamazlar değil mi?

Belki de bir gün, yeni bir dünyada, yeni şartlara uygun, bambaşka bir hayat şekillendireceğiz. Umarım o yeni dünyaya kimse hayali arkadaşlarını karıştırmayı istemez…

Yeni yazım:

Aşağıdaki “♡ Recommend” tuşunun, Medium yazarlarının yeni yazılar yazması için motive edici etkisi olduğunu duymuştum.

Twitter’da takip etmek isterseniz: @uzaykalemdar