Beşiktaş, Leicester City ve Hayat

3 aydır yazılarıma ara verdim. Biraz kafa dinledim, kendimi sorguladım, anlayacağınız rollercoaster baya bir yerin dibine girdi… Bu dönemde karaladıklarım oldu tabii ama yazıya dökmedim. Kendimi ve yazılarımı kendime saklamanın daha uygun olacağını gördüm. Şimdi yükselişe geçiyoruz tekrar.

Bu dönem içerisinde, yaşadıklarımı hayat ile bağdaştırmaya başladım. Mesela koşarken yaşadıklarımı, hayattaki deneyimlerime benzetiyorum artık. 10 kilometre koşarken 7. kilometrede bırakmayı istemek, yapmak istediğim herhangi bir çalışmada “acı yoksa, kazanç yok” mottosunu aklıma getiriyor. Böylelikle dişimi sıkıyorum. Ya da uzun zaman sonra bisiklete binmeyi, uzun zaman sonra İngilizce konuşmaya benzetebiliyorum. İkisinde de kitlenme, tıkanma serbest. Tıkanmak istemiyorsan, arada tekrar yapacaksın. Sürekli benzetmeler yaparak geliştirmem ve değiştirmem gereken yanlarımı daha da kolay anlayabiliyorum böylece. Güzel bir metod, mutlaka öneririm.

Bu yazımda da uzun zaman sonra şampiyon olan Beşiktaş’ın ve kulüp tarihinde ilk defa şampiyonluk yaşayan Leicester City’nin 2015–2016 yılında elde ettiklerinden, benim aldıklarımı paylaşacağım.

Not: Bu yazı futbol odaklı değildir. Birşeyler kapmak için Beşiktaş ve Leicester City hakkında çok fazla bilgi sahibi olmanıza gerek yoktur.

Beşiktaş son 3 senesini statsız, parasız, vefa, feda kelimeleriyle geçiren bir takım. Borcu olduğu için UEFA’dan ceza alan, aldığı oyuncuların bonservisi, rakiplerine göre çok daha aşağıda olan bir takım. Statsız olduğu için iç saha maçlarını sürekli başka takımların stadlarında oynayan, göçebe takım! Bu takım geçen sene güzel top oynamasına rağmen, sonunu getiremedi ve ligde 3. oldu. Bu sene aynı Leicester City gibi sezon başında antrenörlük kariyeri boyunca hiç şampiyonluk yaşamamış bir antrenörü başa getirdi ve kısıtlı bütçesiyle takıma takviyeler yaparak kağıt üstünde etkili topçuları olan bir takım oldu. Takım geçtiğimiz sezon gibi bu sezona da iyi başladı ve ligin ilk yarısını lider bitirdi. İkinci yarıya sakatlarla ve ilk 11'de başlayan bir oyuncusunu satarak başlamasına rağmen, ipi göğüslemesini bildi. Tabii yine akıllarda bu sene de mi olmuyor düşüncesi vardı ama uzun bir aradan sonra zafer geldi. Takım sezonun büyük bir kısmını stadsız geçirerek, kısıtlı imkanlarıyla şampiyonluğa ulaştı.

Leicester City ise geçen sene 20 takımlı İngiltere Ligi’ni son haftalarda gösterdiği performansla 14. olarak tamamlayan bir takım. Geçtiğimiz sezonun başında antrenör değişikliğine giderek hedeflerini, yine ligde kalmak olarak koyuyorlar. Yönetim, antrenörlük tarihi boyunca çeşitli kupalar kaldırmış ama hiç sampiyonluk yaşamamış bir antrenörü takımın başına getirerek 40 puana fit olduklarını söylüyor. Ardından bu antrenör takım oyuncularıyla öyle bir arkadaşlık kuruyor ve bu oyuncuları öyle geliştiriyor ki, ligde oynanacak olan 38 maçın 20'sinin sonunda 40 puan hedefine ulaşıyor. Bu durumda da liderin sadece 2 puan gerisinde ikinciler. 38 maç sonunda ise bu takım en yakın takipçisine 10 puan fark atarak şampiyon oluyor. Enfes bir performans ortaya koyan takım, yeni yıldızlar çıkarıyor… Belirtmeden geçmeyeyim, Leicester City’nin oyuncularının toplam değeri 120 milyon euro civarında ki, İngiltere Ligi’nde değeri 400 milyon euro üzerinde olan çok sayıda takım mevcut.

Peki neydi bu takımların başarılarının sebebi?

  • Öncelikle kurulan iki takım da antrenörleri dahil başarıya açtı. Hayalleri vardı ve ona ulaşmak için gece gündüz çalışıyorlardı. Olmaz demiyorlardı.
  • Onlar için para herşey değildi. Çoğu takımda olmayan ekip ve arkadaşlık ruhu çok daha önemliydi. İşler ters gittiğinde, ayağa kalkabildiler. Pes etmediler. Para da zaten başarı gelince, bir şekilde gelecekti.
  • Oynadıkları futbol keyif veriyordu. Taraflı tarafsız herkesin sempatisini kazanmışlardı.
  • Oyuncuları medyada çok göremezdiniz.
  • İyi günde kötü günde destekleyenleri hep oldu.

Bu iki başarı hikayesi sonucunda herkesin çıkarabileceği birkaç şey olduğunu düşünüyorum. Hayatta her ne yapıyorsanız yapın, kritik olan belli başlı faktörler var. İşin gönülden yapılması, insanlarla kurulan pozitif ilişkiler, kafaya koyulan şeyin gerçekleşmesi için sarf edilen çaba, verimli çalışma, para ile üretkenliğin doğru orantılı olmadığını bilmek, mütevazilik, dürüstlük, dereyi görmeden paçayı sıvamamak, mazeretlere sığınmamak, kendini tanımak ve eksiklerini bilmek bunlardan en öne çıkanlardan. Biraz kan, ter ve gözyaşı olacak anlayacağınız!

Aşağıdaki video da bu bahsettiklerime çok güzel bir örnek. Sevgiler…