Bedavanın Yüksek Maliyeti!

Sektörümüz, hazırlaması yüzlerce saat süren çalışmalardan ve uzun yıllar süren çabalar sonucunda edinilen bilgilerden ücretsiz olarak yararlanabilmeye alıştı.

Ben, son bir kaç yılda boş vakitlerimi Grid Layout’a adadım. Hemen her gün, ekmek paramı kazandığım işime başlamadan önce, yüklediğim örneklerle ilgili epostalardaki soruları cevaplayarak güne başlıyorum.

Buna alışkınım. Sektördeki çoğu arkadaşım, çeşitli etkinliklere hiç bir ücret önerilmeden konuşmacı olarak davet edildi bugüne kadar. GitHub’daki kişisel projeleriyle ilgili soru yağmuruna tutuldular. İnsanların epostayla web geliştirme ile ilgili sorular sormalarına alıştılar.

Ekmeğimi kazandığım ve boş vaktimi ücret kazanmadığım işlere ayırabilmemi sağlayan şey, ürünüm Perch. Ama Perch’ü yayına alırken, açık kaynak kodlu olmadığı için tepkiyle karşılandık. İnsanların bir ürünü neden açık kaynak olarak almak isteyebileceklerini veya buna mecbur tutulabileceklerini anlayabiliyorum. Ama neden böyle istediklerini sorduğumda, neredeyse hiçbir zaman tatmin edici bir cevap alamadım. Açık kaynak derken, bedava demek istiyorlar.

Bu yıl 41 olacağım. 41 yaşında gibi hissetmesem de, bir noktada işimi sürdürmek, konuşmalar ve eğitimler düzenlemek, kitap yazmak, parçası olmaktan gurur duyduğum sektöre katkıda bulunmaya çalışmak gibi işlere yetişemez hale geleceğim. Geride gurur duyduğum katkılar bırakmanın yanı sıra, bu işleri yapamaz hale geldiğimde, ekonomik olarak güvende olduğumdan emin olmalıyım. Evet, bu ücretsiz çalışmalar sonunda, bazen birisi ürünümü deniyor veya bana danışmanlık ücreti ödüyor ama bu sandığınızdan çok daha nadir oluyor. Pazarlama yeteneğim yüksek olmasına rağmen, bir evim yok, sadece mütevazi bir emeklilik ve tasarruf hesabım var.

Diğer bağımsız ve serbest web işleri para kazanmak ile katkı sağlamak arasındaki bu tezatla nasıl başa çıkıyorlar diye merak ediyordum. Yine, saatin işlediğinin sadece ben mi farkındayım, diye düşünüyordum. Bir anket yaptım ve bazı sonuçlar birden netleşti (Cevaplar, muhtemelen diğer bazı araştırmaların temelini oluşturacak).

Anketimi cevaplayan ve serbest çalıştıklarını söyleyen 211 kişiden %33'ü bir miktar para biriktirdiklerini, ancak tamamen emekli olmaya yetmeyeceğini söylüyorlardı. %39'unun hiç bir tasarruf veya emeklilik hesabı yoktu. Hatta, 211 kişinin %30'u “günübirlik” yaşamak zorunda kaldığını ve acil durumlar için bile kenarda parası olmadığını ifade ediyordu. 40 yaş altı katılımcıların sonuçları çıkarıldığında bile, sonuç neredeyse aynıydı.

Şöyle bir soru sormuştum: “Açık kaynaklı projelere katılıyor musunuz veya ücretsiz olarak ders, danışmanlık, konuşmacılık gibi faaliyetlerde bulunuyor musunuz?”. %59, “Hayır” dedi. Bunların %27'si zaman kısıtlılığını gerekçe gösteriyordu. Bazıları, web dışında alanlarda gönüllü çalıştıklarını açıkladılar. 40 yaş altını çıkardığımda, olumsuz cevap verenlerin oranı %70 oldu.

Konuşmacılara ücret ödememenin ve giderlerini karşılamamanın, etkinliklerin çeşitliliğini azalttığını biliyoruz. Zamanı, enerjiyi ve profesyonel yetenekleri ücretsiz olarak sunabilmek bir lüks. Herkesin başlangıçta sahip olamayabileceği veya sorumlulukları arttıkça - yaşı ilerledikçe, zamanla kaybedebileceği bir lüks. Belki de bu ücretsiz işlerin bizleri ailelerimizden, arkadaşlarımızdan ve hobilerimizden ne kadar uzaklaştırdıklarının farkına varıyoruz. Durumumuzu iyileştirecek ve geleceğimize katkı sağlayacak işlerden ne kadar uzaklaştırdıklarının farkına varıyoruz.

Yirmili yaşların başındaysanız, pek borcunuz yoksa, bu sektörün aşkına geceler boyu çalışmaya istekliyseniz; adınızı duyurmak uğruna açık kaynaklı projelerde çalışmak ve fikirlerinizi paylaşmak çok doğru bir hareket olacaktır. Hepimiz böyle başladık, ben ve iş arkadaşlarımın çoğu böylece bir isim edindik. Yaşım ilerledikçe, ne yazık ki, sınırlı olan zamanımızın üzerimdeki baskısını hissetmeye başladım. Neslimden insanların, bir adım geri çekildiklerini gördüm. Sektörden, yoruldukları için, geçici veya kalıcı olarak ayrılanlara şahit oldum. Diğerleri şirketlerde kayboldular, bir çoğu yönetici pozisyonlarında yer aldı ve topluluğa bir şeyler katacak kadar vakitleri kalmadı.

Bazıları, topluluğa katkı sağlayabilecek pozisyonlarda çalışmaya başladılar. Bir çok şirketin, çalışanlarına yolculuklar yapıp insanlara web’i veya çalışma standartlarını anlatmaları için para ödüyor olması harika bir şey. Yine de, bağımsız seslerin de önemli olduğuna inanıyorum. Bağımsız uygulamaların önemli olduğuna inanıyorum. Mesela , standartlar akışına katkı sağlayan insanlar arasındai büyük bir şirkete bağlı olmayan insanların daha fazla sayıda olmalarını isterdim. Bunu teşvik ediyorum, ama bir yandan da bunu söyleyerek insanları parasız bir iş daha yapmaya yönlendirdiğimi biliyorum.

Sektöre yeni başlayanların heyecanlarına değer veriyorum. Kızımdan çok da büyük olmayanlar tarafından fikirlerimin geliştirilmesi, gözlerimin açılması için konferanslara katılımcı oluyorum. Ama tecrübenin de değeri var. Yeni fikirlerle tecrübe bir araya geldiğinde, en iyi şeylerin ortaya çıkacağına inanıyorum.

Geleceğimizin, bağımsız katkıların sadece parasız çalışabilecek gençler ve ayrıcalıklı bir kesim tarafından yapıldığı bir dünyada, büyük firmalar tarafından dikta edilmesini mi istiyoruz? En parlak zihinlerimizin heba olarak sektörü terk etmelerini veya en iyi ihtimalle çalışma şartları altında katkı sğalayabilecekleri işlere yönelmelerini mi istiyoruz? Yaptığımız işleri yapabilmemiz için çalışan insanların, hayatlarını sürdürebilmek veya tıbbi destek alabilmek için yardımlara muhtaç kaldıklarını görmek mi istiyoruz? Hiç kimsenin bunları istediğini sanmıyorum. Bir şeye para ödemekten kaçındığımızda veya bir projenin tek sürdürücüsüne bir hatayı hızla düzeltmesi için baskı yaptığımızda, sadece işimizin yürümesini istiyoruz. Ama bu esnada, hepimizin işlerini ve bütün sektörümüzü değersizleştiriyor. Topluluğumuzun en harika özelliklerinden birinin, her şeyini bu topluluğa verenleri kaybetme sebebimize dönüşmesi riskiyle karşı karşıya kalıyoruz.


Bu yazı, Rachel Andrew tarafından A List Apart’ta yayınlanan The High Price of Free yazısından, yazarın ve yayıncının izniyle tercüme edilmiştir.

This post is the Turkish translation of Rachel Andrew’s The High Price of Free post.

Translated with the permission of A List Apart and the author[s].

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.