KİBİR

Ben kibrimin hiç mi hiç farkında değildim. İlk tanışıklığım Barışın Anatomisi kitabı ile başladı diyebilirim. Kitapta “durumlara ve insanlara hangi pencerelerden/kutulardan bakarız” konusu uzun uzun işleniyor. Kitabı okurken bazen dünyaya “Daha iyiyim” penceresinden baktığımı fark etmiştim.
Bu kutudan insanlara baktığımda benim daha iyisini bildiğime dair bir inancım var: “doğrusunu ben bilirim”. Bu genel bir üstünlük duygusu olmak zorunda da değil bu arada. Türk filmlerindeki karikatürize kötü adamın “Sen bir hiçsin. Nihahahahaa. Çekil sefil! ” dediği sahneler gelmesin gözünüzün önüne :)

Her hangi bir konuda “ben daha iyiyim” diye hissedip karşımızdakini önyargısız dinlemeyi bıraktığımız anda düşüyoruz bu kutuya. Ya da karşımızdakini değiştirmekle ilgili bir ajandamız varsa mesela. “Yaaa, bi’kere ben onun iyiliği için istiyorum. Değiştirmesi laaaazım kendini” dediğimizde. İçimizden “Ben ona iyi gelecek şeyi ondan daha iyi biliyorum” diye düşündüğümüzde… Çok kolaymış di mi düşmek?

Bu kutuya nasıl düştüğümü ve bu kutunun hayatımı nasıl kısıtladığını şaşırarak öğrenmiştim. İnsanlarla etkileşimimi öyle engelliyormuşum ki!!! Başkalarından öğrenmemi, başkalarından etkilenmemi ve başkaları ile beraber yaratabilmemi kısıtlıyordum. Ve bittabii, “o başkaları” da benden etkilenmiyorlardı; ben de onları ikna edemiyordum. Karşımdakinin içinde bir ses “Bu üstünlük duygunu sen farketmiyor olabilirsin ama ben seziyorum, ben de senden etkilenmicem canım kardeşim, hahahaha!” diyordu adeta.

“Daha iyiyim” kutusu dediğimde daha kabul edilebilir bir tınısı var. Kibir öyle değil. Ağır geliyor insana… Bu “Daha bilgiliyim” “Doğrusunu ben biliyorum” durumlarının bal gibi kibir olduğunu ben Dost Can Deniz’den öğrendim. Kendisinden çok şey öğrenmişimdir, minnettarım. Ama tek bu kibir konusu için bile sonsuz şükran doluyum kendisine.

Ve şimdi tüm ülke, bir kibir deryasında boğulurken kendimi fark ediyorum bir sürü zaman. “AKP’ye oy verenler şöyle aptal böyle aptal” diyen arkadaşlarımın kibrini görüyorum. Bazen üzülüyorum, bazen kızıyorum. Bazen de bu kibirlerini göremedikleri için, -ve ben gördüğüm için!!!- hop kibirleniyorum! Kötü haber: hoşgeldin kibir kısır döngüsü! İyi haber: kibir gün yüzünü hiç sevmiyor! Fark ettiğim anda, adını koyduğum anda yok olup gidiyor…

Yaşadığım her deneyimin “öğrenmem” için olduğuna inanıyorum. Şimdi doğduğum güzel ülkem kendi kibrimle yüzleşmek için şahane bir fırsat sunuyor bana. Ve kibrin öbür kutbundaki cehaletimle de… Ülkede olup bitenleri anlayamıyorum, anlasam da beğenmiyorum. Ülkemi hala ne kadar az tanıdığımla, dolayısıyla “bilmeme durumumla”, dolayısıyla cehaletimle yüzleşiyorum.

Ve tabii kibirli tarafımın işine gelmiyor bu. “Doğrusunu ben biliyorum” diyor kendisi. Cehaletim ve kibrim içimde tepişirken garip bir haz duyuyorum

Artık farkındayım çünkü içimde olup bitenin!

Bu kibir ve cehalet konusunda alınacak çok yolum var aaa dostlar. Birbirimize yardımcı olalım mı? Ne dersiniz?