Benim Hikayem
Daha çok gencim, 21 yaşındayım. Ne istediğimi bilmeyerekte olsa bir üniversiteye girdim ve her şey o girişten sonra başladı. Koç Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliğinde okuyorum ve seneye okulda ki 4. seneme başlayacağım sınıf olarak 4 değil. Hedefim İTÜ işletme mühendisliğiydi ama olmadı. Bu arada İyi ki de olmadı. Başka bir yandan da Türkiye’nin en pahalı üniversitesini ödemekte zorlanıyor olabilirim ama asıl hikayem de burada başlıyor. O kadar fazla anlattım ki bu yazacaklarımı, belki benimle aynı durumda olan veya üniversiteye gidipte kendine bir yol arayan herkes için bir hikaye olur.
4. senem dedim az önce ama 2. sınıfa başlayacağım karman çorman bir ders programıyla. Bunun sebebi 1 yıl hazırlık okumuş ve olmam ve 2 dönem okula gidememiş olmam. Gidemememin nedeni tamamen ekonomik bu arada. Bazen söylemeye çekinirsin, teredüt edersin ama gerçek bu iken saklamanın ne alemi var ki. Kısacası hazırlıktan sonra ki 4 dönemin 2'sin de yoktum ve o iki dönemde güz dönemine denk geldi, bu da ders programı mı alt üst etti ama bir şekilde devam ediyorum. Yanlış anlaşılmasın son dönemde burs aldım öyle devam edebildim okula.
Ama dışarıdan çok kötü gibi görünen o 2 dönem, yaklaşık 16 aya denk geldi, belki de hayatımda başıma gelebilecek en güzel değil ama verimli ve yararlı aylardı. Bütün arkadaşlarınızın işi var, hepsi başka bir şehirde veya sınava çalışıp, ödev yapıyorlar. Siz de kalıyorsunuz bir başınıza.
Bilgisayar oyunu oynamayı hiç sevmem, izleyecek dizi kalmıyor hepsi birgün de bitiyor, televizyon zaten sinir bozucu. Geriye kalıyor kitaplar, kağıt-kalem ve internette bulduğunuz yeni “şeyler”.
Yıllarca çok konuşkan biri olmadım, içime kapanık biriydim. Nasıl olduysa bu dönemde kitaplarla tanıştım ve tanıştığım günden beri elimden de pek düşürmüyorum. Çünkü kitapların içinde bambaşka hayatlar var, belki de kendimiz için hayal ettiğiniz bir hayatı bir kitabın içinde bulabiliyoruz. Başka bir şekilde baktığınızda ise kitaplara, eğer doğru kitabı seçerseniz, içinde bir yaşanmışlık bulabiliyor insan. Onu hissetmeye başlıyorsun ve o seni son noktasına kadar peşinden sürüklüyor. Bazen o da yetmiyor, günlerce etkisi altında bırakıyor seni; sana kancayı bir atıyor, kurtul kurtulabilirsen. Peki bu kitapları okudukça ne oldu? Paragrafın başında bahsettiğim içine kapanıklık yerini bambaşka bir şeye bıraktı. Fikirlerini tartan, okudukça okuyan, konuşmayı seven birine dönüştüm. Bu yüzdendir kitap okumak için birbirimizi zorlamamalıyız diye düşünüyorum; gün gelince doğru zamanda, eğer içten de geliyorsa, o istek kendini gün yüzüne çıkarır.
Peki kitap okumak bu kadarla mı sınırlı kaldı? Hayır.
Her okuduğum sözcükte içimde bir şey dışarı çıkmak için güç buluyordu ve bu elime aldığım ilk kalemle çok güzel gösterdi kendini. Belki o kadar başarılı değildi ama rahatlamıştım. O yalnızlıkta kendime arkadaşlarım ve ailemden başka bir dost edinmiştim: Kendim. Kalemi alıp kağıda yazdıkça düşüncelerim hayat buluyordu. Güzel de cümleler kuruyordum, kendimi âna bırakıp sadece yazıyordum, sayfalarca. Bu arada edindiğim yeni dostumla konuşmaya başladım. Herkes kendi içinde konuşur ama başka bir seviyeye taşıdım ve bu benim hayatımda çok etkili oldu, çünkü kendimi daha iyi tanımaya başlamıştım. Yanlışlarım, doğrularım çıkmaya başladı meydana ve en güzeli de ne biliyor musunuz? Kendi kendimi eleştirdikçe dışarıdan gelen eleştirileri daha da kolay kabul etmeye başladım. Her geçen gün daha da açılıyordum, kabuğumu kırdım ben buyum diye de çıkmadım ortaya. Başka bir şeydi, tarif edemediğim bir duygu.
Bunların sonucu olarak, yani okudukça ve yazdıkça, araştırmaya başladım. Tarihi, sporu, siyaseti, iş dünyasını, ekonomiyi… Çünkü hala bolca vaktim vardı. İnternette sörf yapmanın gerçekte nasıl bir şey olduğunu keşfettim ve bu araştırmalarım sonucu dünyayı başka bir gözle görmeye başladım. Aslında hiçbir şey ulaşılamaz değildi. Bazen çok çalışma, bazen şans, bazen inanmak gerekiyordu ama ortak noktaları alınan risk ve kendini ne kadar geliştirdiğinle alakalıydı benim gözümde.
Bu kadar araştırıp, okurken “startup” lar çıktı karşıma. Çok büyük başarı hikayeleri ama bir yandan da batan yüzlerce girişim. Zor bir platform, hele bizim ülkemizde daha da zor ama başaran vardı. Bunları keşfetmeden önce okudukça, düşündükçe ve sokakta yürüdükçe aklımda gördüğüm sorunlara çözümler üretmeye başladım, bazılarını yazdım, bazılarını unuttum ama başka bir dünyanın kapısını aralamıştım artık ve geri dönüşü yoktu bu dünyanın. Çünkü aşırı çekici geliyordu, sadece ortada dönen paralar değildi bu çekicilik; çalışma ortamları, arkadaşlıklar ve bu şekilde uzayıp giden bir liste. Projeler oluşturmaya başladım, çokta keyifli gidiyordu ta ki okula dönene kadar. Dersler, sınavlar, sorunlar, zamanı bölememe, zaten burs almışım onu koruma derdi. Her neyse yine kaldık bütünlemeye, çünkü zaten parçalanmış 2–3 sene. Toparlamaya çalışıyorum kendimi, bir çıkış buluyorum ama bölünüp gidiyor. Niye? Bunun sebebi de bende kalsın, derin psikoloji yapmayalım :-).
En sonunda bu dönem boyunca yazdığım onlarca yazı, okuduğum kitaplar, gözlemlerim ve çıkış kapım dörtlüsünün noktaları birleşmeye başlamıştı. Bende bunları insanlarla paylaşmak istedim. Başka platformlarda da denedim ama medium.com da artık okuyan insanları bulmayı başarmıştım ve bu beni çok mutlu ediyor.
Çok özel bir insan değilim, herkesin olduğu gibi benimde bir tecrübem oldu, bazısına göre çok erken bazısına göre geç ama oldu ve çokta iyi oldu. İnanmak veya umut etmekten başka bir çaremin olmadığını düşünürken karşıma bunlar çıktı. Bunların yanına bir de bisiklet eklenince, kendimi gerçekten hissedebiliyordum artık.
Bu yazıyı yazmak için çok uğraştım. 5 kere sildim baştan yazdım. Hergün bir daha düşündüm, daha medium.com’da paylaşmaya başlamadan önce düşünüyorum ama sonunda bitirdim. Çok uzun değil ama yazdığım en düzgün yazı olduğunu düşünüyorum.
Buraya kadar sabredip okuduysanız çok teşekkür ederim.