Bildiğiniz Sosyal Medya’nın Sonuna Geldik…

…bizi izlediğiniz için teşekkürler.

Şaka değil. Gerçek. Hatta eğer işinizin önemli bir kısmını sosyal medya iletişimi oluşturuyorsa, ve halen “Günaydın! Yeni bir haftaya mutlu başlayın!” metinli kahve fincanı görseli paylaşıyorsanız; size bir haberim var:

O kahveyi içecek kimse kalmadı.

2007 senesinde bizim sahillere vuran sosyal medya; 2008 senesinde baya baya topraklarımızda yürümeye başladı. Markalar önce pek oralı olmadılar, yeni bir dijital medya mecrası olarak gördüler burayı da. Yani reklam harcamalarına girecek yeni bir kalem.

Sonra işler değişti. Benim de içinde bulunduğum bir grup zirzop adam buraların önemli bir şeyler oluşturacağına hükmedip bu konuya dedike ajanslar, yapılar kurdular ya da bu yapıların içlerinde yer aldılar. Bu konuda projeler geliştirilmeye başlandı. Yani bu alanlar tipik bir “banner planı” olarak değil, varlık göstermelik yerler olarak konumlandırıldı. Biz de bunu kendi üstün aklımızdan bulmamıştık zaten, dünyayı takip ediyorduk ve Whooper’ın başı çektiği enteresan bir süreç başlamıştı dünyada.

O zamanlar dünya ile eşzamanlı olma şansını yakalamıştık ve bunu hayata geçirmek için de etrafımız zehir gibi adamlarla çevriliydi.

Böylece Türkiye markalarının sosyal medya yolculuğu başladı. Ve kendi adıma şunu diyebilirim ki; dijital ve sosyal medya pazarlaması namına en yaratıcı işleri o ilk 4 sene gördük. Ne işler yapılmadı ki? Ne markalar ne projelere imza atmadı ki…

Sosyal medya marka için mühimdi peki ajans için neden mühimdi?

Sosyal medya rüzgarı; dijital ürünler çıkartan ajansların algısının değişmesine de sebep oldu. Eskiden “web ajansı” olarak adlandırılan ve sadece web sitesi ile banner yapan ajanslar ufak ufak “sosyal medya ajansı” olarak da anılmaya başladılar, ki ilerleyen yıllarda da “Dijital ajans” olarak adlandırılacaklardı. Ve “geleneksel” olarak tabir edilen ATL (above the line — çizgi üstü) ajansların yıllardır yaşadıkları bir lüks ilk defa dijital ajansların da hayatına girmiş oldu; “fee”. Yani aylık sabit bir ücret. Daha önce sadece web sitesi yapan ajansın “maintenance”, yani bakım adına aldığı komik ücret yerine artık baya baya “sosyal medya ücreti” olarak aylık bir rakam kesilmeye başlanmıştı. Ajanslardaki ekipler hırslı ve hevesliydi. Marka tarafı genelde pek bilmiyordu konuyu, ama öğrenmeye açık ve hevesli olanlarla yukarıda bahsettiğim nefis işler çıktı ortaya.

Tabi her güzel günün bir gecesi olur.

Bu aralar oralara gelmiş durumdayız işte. Peki neden böyle oldu? Sebepler var:

  • Facebook artık içerikleri baya paralı hale getirdi. Adım adım taşıdığı bu süreç ile ne kadar yaratıcı bir içerik de girmiş olsanız, o içerik için bir medya bütçesi tanımlamazsanız artık hiç bir önemi kalmadı. Ulaştığı kişi sayısı ciddi oranda sınırlandı.
  • Twitter ha keza benzer yollara gitti. Ama burada da takipçi sayıları, sahte hesaplar, fenomenler derken güvenilirlik kayboldu gitti.
  • O zehir gibi çocuklar kendilerini marka tarafında güvenli sulara attılar, kendi ajanslarını kurdular ya da kazandıkları paralar ile bambaşka işlere yöneldiler.
  • “Daha” kavramı ipimizi çekti. Önceden furya “ilk” olmak üstüneydi, yerini “daha” aldı. Daha farklı, daha yeniliki, daha orijinal olsun. Ha, ama ucuz olsun. Bunun sonucu olarak da birinin yaptığı bir işi rakibi yapmak istemedi “Ama bunun benzerini onlar yaptı” diyerek, sanki TV’da yayınlanan tüm reklamlar özgün ve ilk defa yapılıyormuşçasına.
  • Dünya başka bir noktaya geldi. Teknolojik oyuncaklar hayatımıza girdi ve bilmem kaçıncı dünya ülkesi cinnet vatanımda proje yapmak giderek daha pahalı bir hale geldi.
  • Müşteri dijitali anlamadı. Cebinde taşıdığı telefona 4000 lira verirken “Ulan bu paraya ben bunu alıyorum da ne kadar kullanacağım ki?”yi sormayan adam; milyon dolarlık markasını emanet ettiği ajansı ile 500 liranın pazarlığına oturdu.
  • Ajanslar kendi kazdıkları çukura düştü. TV ve basılı reklamdan farkını belirteceğiz diye o kadar çok “ROI, KPI, rakam, interaction, engagement” dedik ki; yaratıcılık ve imaj için yapılmasından ziyade kelle hesabı üstünden ilerleyen bir medya imajının altını çizdik. TV’nin şaibeli rating rakamlarına ve basılı yayının farazi tiraj rakamlarına takılmayan markaların aklına tuhaf sorgulamaların tohumlarını ektik. Kendi ipimizi kendimiz çektik.

Ve bunun sonucu olarak da ne oldu biliyor musunuz?

Hemen yukarıda, yazının 2.paragrafında ne demiştik; “Markalar önce pek oralı olmadılar, yeni bir dijital medya mecrası olarak gördüler burayı da. Yani reklam harcamalarına girecek yeni bir kalem.

Böylece başa döndük. Markalar sosyal medyayı tekrar sadece bir dijital medya mecrası olarak görmeye başladılar.

Artık haftada 5–12 içerik yok hayatlarımızda. En iyi ihtimalle 4 içerik var. Ama genelde 2 ila 3.

Ve bunların hepsi de mümkünse video içeriği olsun. Ya da interaktif bir afacanlık.

Ve bu içeriklerin hepsine medya harcaması girilsin ki o kellelere, yani hedef sayılara ulaşalım.

O küfürlü yorumlar, “de’ler da’lar bitişik yazılıyor içeriklerde” şikayetleri ya da “Sayfamıza bekleriz” mesajları vardı ya hani deli gibi modere edilen ve hatta ajans değiştirten konular, hepsi rafa kalktı.

“Big data” var ya hani her yerde duyduğumuz, o da bundan 5 sene öncenin “CRM”i gibi. Herkesin fikri var ama bilgisi yok. Söylemesi havalı. O kadar.

Sosyal medya artık bir dijital medya mecrası oldu. Belki de hep olması gerekendi bunu zamanla göreceğiz. Ama bizim burada yapmamız gereken; tüh vah demeden konuyu idrak etmek.

Artık “mikro proje” dönemindeyiz. Yani bir sosyal medya postu bir proje olabilir artık. Bunun için de patır kütür prodüksiyon şirketleri çıkıyor her köşeden zaten.

Dijital sosyal medya projeleri ise; ya parası olan ve konuyu anlayıp konuya inanan markalar ile ses getiren işler şeklinde ortaya çıkıyor, ya da öyle bir kalem hayatımızda olmuyor artık. Daha net konuşmak gerekirse; artık 100 bin liralık projeler yok. Ya 50 bin liraya çekilmiş videolar var, ya da 400bin liraya yapılmış ciddi entegre projeler.

Dünyada ise “Nesnelerin interneti” ile (IoT — Internet of things) sosyal medya; sahaya inmiş durumda ve insanların sadece birbirleriyle iletişimi için değil, hem birbirleriyle hem de farklı objeler ile iletişimi olarak hayata geçiyor. Ama biz daha sosyal medyayı bu kadar senede tam anlatamamışken IoT terminolojisini anlatabilmemiz rahat bir 10 senemizi alır, biz onu anlattığımızda da dünya zaten hologramlar ve sanal gerçeklik ile fink atıyor olacaktır…

Bence bu durumların farkına varıp gemisinin rotasını bu şekilde çevirenler bu dalgalı denizde yollarına devam edecekler. Diğerleri için ise; maalesef ilerisi kayalık.

Hayırlı işler.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.