Bir Girişimci Adayının Devlet Destekleri ile İmtihanı…

Girişiminiz için devlet desteği almak isterseniz ne olur?

Peşinen cevap vereyim; vallahi büyük cesaret olur, macera olur, hatta sürpriz olur… Öncelikle bunun bir şikâyet yazısı olmadığını belirtmek isterim. Daha en başından umutsuz, mutsuz ve bahanelerle yüklü bir girişimci adayı olmayı istemiyorum. Hatta sürecin tamamında en çok çekindiğim şeyin bu ruh haline girmek olduğunu söyleyebilirim. Amacım Türkiye’deki girişimcilik ekosistemiyle ilgili beni hayretlere düşüren birkaç gözlemimi sizlerle paylaşmak…

Geçtiğimiz pazartesi günü KOSGEB’in uygulamalı girişimcilik kursu adını verdiği eğitim programına başladım.( KOSGEB’i tanıdığınızı varsayıyorum). Bu programa kayıt olmamın sebebi potansiyel desteklere başvuruda bulunabilmekti. Bu eğitimin sonunda alacağınız sertifika olmadan hiçbir destek programına başvuramıyorsunuz. Eğitime dair bir iyi bir de kötü haberim olacak; iyi haber, eğitim eskiden 70 saatmiş. Şimdi süre 32 saate kadar düşürülmüş ve 5 gün ile sınırlanmış. Kötü haber, dersler hafta içinde sabahtan öğleden sonraya kadar devam ediyor ve devam mecburiyeti var.

Şimdi ilgili kurumlara soruyorum;

Bir girişimci adayının işsiz güçsüz olduğu fikrine nereden kapıldınız?

Yani demem o ki sizi çalışan bir insanın 5 gün süre ile bu eğitime katılabileceğine inandıran ne oldu? Diyelim ki benim gibi kendi işinizin başındasınız. Nispeten şanslı sayılırsınız. Bazı işleri bir hafta ötelersiniz, mümkün olanları da delege edersiniz. Böylece bu kursa devam edebilirsiniz. Ancak tamamen size bağlı bir işiniz varsa ‘dükkânı’ tamamen kapatmanız gerekecek. Takdir edersiniz ki pek çoğumuzun işinde profesyonel ekipler çalışmıyor. Girişimci adayı işini kime, nasıl emanet edecek? Bir başka seçenek de başka bir işyerinde çalışıyor olmanız. Kurumsal bir şirkette iseniz çoklukla 14 gün olan yıllık izninizin 5 gününü bunun için ayırmanız gerekecek. Bunda bir sorun yok. Bu kadar fedakârlığa elbet katlanacaksınız. Yasal izninizi alırsınız. Kimse size nereye gidiyorsun diyemez. Bu durum kamu personeli ve devlet memurları için de geçerlidir. Ancak bir de kurumsal olmayan bir yerde çalışma ihtimaliniz var. Örneğin küçük ölçekli bir kobide çalıştığınızı varsayalım. Patronunuz %300 ihtimalle şehirde kalıp böyle bir kursa katıldığınızı duyacaktır. Misal ‘muhasebecinizin’ girişimcilik kursuna kaydolduğunu duysanız istihdamını tekrar değerlendirmez misiniz? Açıkçası ben bu çalışanımızın durumunu baştan aşağı yeniden ele alırım. Bunda da herhangi bir sakınca görmem. İki ay sonra işi bırakıp gidecekse bunu bilmek isterim.

Eğitimin içeriği ile ilgili de pek çok yorum yapılabilir. Ancak bu gerçekten de başka bir yazının konusu olmayı hak edecek ciddiyette bir mevzu…Şimdilik pas geçiyorum. Lakin şunu belirtmeyi isterim; hocamız çok pozitif biriydi ve adayların tümünü yüreklendirdi. İsmini, belki istemez diye paylaşmıyorum. Okuyorsa teşekkürlerimi iletiyorum. Zaten eğitimin iyi olan tek kısmı hocanın kendisiydi :)

Şimdi gelelim desteklere… Hükumetimiz seçim vaadini gerçekleştirmiş arkadaşlar. Öncelikle bunun altını çizeyim. Vaatler lafta kalmamış. Hayata geçmiş. Bunun için yetkilileri tebrik ederim. Sonuçta seçimin üzerinden çok da uzun bir zaman geçmedi. İcraat hızı Türkiye için ortalamanın üstünde olmuş. Girişimcilik için güncel desteğin adı ‘ Girişimcilik Destek Programı’ . Deniyor ki, ‘bir iş fikriniz varsa ve paranız yoksa bunu dert etmeyin. Devletimiz 50 BİN TL’si hibe ve 100 Bin TL’si 24 ay ödemesiz sıfır faizli kredi olmak üzere sizlere 150 bin TL destek olacak.’ Şöyle bakınca bundan iyisi Şam’da kayısı… Tabi bu işin ‘HAYALLER’ kısmı. Gelin bir de ‘Gerçekler’ kısmına bakalım. İlk olarak kursa satılanların profillerinden söz etmek isterim. 30 kişiydik. Bunlardan 22 tanesi lise ve altı mezunuydu ve hiç biri FACEBOOK’da reklam verilebildiğini bilmiyordu. Bunu ilk kez duyup, ‘iyi de neden işimiz için Facebook’a reklam verelim ki’ diye soranlar oldu. Soruyu soranlardan sadece birinin Facebook hesabı yoktu! Buradan ne anlıyoruz? Girişimci adaylarımızın sosyal medya ve dijital reklamcılıkla alakalı pek bir fikri yok. Bu ilgisizliğin önemimi aşağıdaki paragraflarda anlamlandırma şansı bulacaksınız. Sabırlı olun :)

Buradan geliyoruz adayların iş fikirlerine… Öncelikle her fikir değerlidir. Kendimden biliyorum, iş henüz sadece zihninizdeyken bile sizin bebeğiniz gibi oluyor. Ancak gerçekten başarılı olmak istiyorsanız bu anne&çocuk ilişkisini de tez elden bırakmanız gerekiyor. Dediğim gibi adayların her birinin kendilerine göre çok kıymetli olan fikirleri vardı. Bu fikirleri rakamlarla taçlandıralım; 30 kursiyerden 14 tanesi tostçu açmayı istiyor. Sohbetler sırasında anladım ki ‘Kumpirci, katmerci, pideci, bazlamacı vb’ de bu gruba giriyor. Genel adı tostçuymuş gibi düşünün. Bu 14 kişiden 12 tanesinin civarda kaç tane tostçu olduğuna dair hiçbir fikri yok. Bir pazar araştırması yapmaya gerek görmemişler. Bunu merak etmemişler. Ben bu soruyu sırf merakımdan yönelttiğimde ‘iyi de konuyla ne alaka?’ şeklinde bir dönüş aldım. Hakikaten de ne alaka? :)Pes Begüm! Yeme içmeden sonra en popüler girişim fikri inşaat malzemeciliği. Devletin de en çok destek verdiği sektör inşaat olunca fikir gayet makul. Katılımcılar arasında bir hanım kurbağa yetiştirmeyi ve bunu gıda maddesi olarak Avrupa ülkelerine ihraç etmeyi istediğini söyledi. Gözlerim yuvalarından fırladı. Bence gruptaki en parlak fikir buydu. Ancak bizim sınıfın kafasına pek yatmadı. Çünkü dinimizde bunu yemek günahmış .Bu da yetmezmiş gibi zaten KOSGEB canlı hayvan yetiştirmek için destek vermiyormuş. Olsun, canımız sağ olsun. Sonuçta elin Fransız’ın kurbağasının derdi de bizi germedi. Avrupa’nın mülteciden kurbağaya her derdi tasası bize mi yahu? O hanımın başka kanallardan bir destek bulmasını diliyor ve buradan desteğin içeriklerine geçiyorum.

50 bin TL olan hibenin 2 bin TL’si şirket kurulum giderleri için veriliyor. Ancak ilk etapta bunu cebinizden ödemeniz gerekiyor. Memlekette bir darbe girişimi olmazsa ya da meclis bombalanmazsa harcadığınız parayı ortalama 2–3 ay içinde geri alıyorsunuz. He OHAL olur, onu bilemem… Ama o da düşük bir ihtimal(!) 50 bin TL’nin tamamı için süreç bu şekilde işliyor.

Şimdi soruyorum;

Girişimci adayı ilk etapta bu 50 bin TL’yi cebinden finanse edemiyorsa girişimci olamayacak mı? Cevap; hayır olamayacak.

Desteğin 18 bin TL’lik bölümü ‘kuruluş dönemi makine, teçhizat ve ofis donanım’ desteği altında veriliyor. Örneğin iş için bir bilgisayara ya da yazıcıya ihtiyaç duydunuz. KOSGEB bunu karşılıyor. Ofis açmak isterseniz bunun için masa, sandalye vb de alabiliyorsunuz. Çok güzel…

Şimdi soruyorum;

Girişimcinin ofis ihtiyacı yoksa bu ofis malzemesi ve teçhizat desteğini nasıl değerlendirecek? Cevap; değerlendiremeyecek…

Örneğin bir kırtasiye açacaksınız. Raflarınızın tümünün masrafını KOSGEB karşılıyor. Şahane değil mi? Lakin diyelim ki; bu kırtasiye malzemesini online ortamda satacaksınız. Rafınız neresi? Web siteniz. Ama KOSGEB bunun için destek vermiyor. Çünkü bu onlar için yeterince somut değil… Düşünsenize internet bağlantısı kopsa siteye erişemeyecekler. Bu da çok riskli! Halbuki raf öyle değil. İstedikleri zaman gelip görebilir.

Bu malzemeleri online ortamda satmanız durumunda ilk etapta size bir ofis de gerekli olmayacak. Çünkü girişimcisiniz. İşin başlarında home-office çalışabilir ve ofisle ilgili potansiyel harcamaları başka alanlara kaydırmak isteyebilirsiniz. Lakin kursiyerlerin pek çoğu gibi tostçu ya da pideci açmak isterseniz size muhakkak bir dükkân, masa, sandalye ve yazarkasa gerekli olacağından (insanlar tostunu ayakta mı yesin?) desteklerin tümü sizin için çok elverişli olacak. O sebeple tostçuluk her şekilde çok iyi bir girişim fikri.

50 bin TL’nin geri kalan 30 bin TL’lik kısmı da ‘personel ve kira giderleri’ için ayrılmış durumda. Yine geliyoruz tostçuya. Devlet, çırağınızın maaşını en azından 12 ay süre ile ödeyecek. Dükkân kirasını da düşünmek zorunda değilsiniz. Bu durumda tostçu açmamak için deli olmanız lazım.

Şimdi soruyorum;

İşi kurduğunda girişimcinin herhangi bir personel gideri olmazsa ne olacak? Ya da yine(!) soruyorum; home-office çalışmak isterse kendisine tanınmış bu kira desteğinden nasıl faydalanacak? Cevap; faydalanamayacak.

Evet, hibe edilen meblağı bitirdik. Şimdi kabaca bir hesap yapalım. İşimiz için ilk etapta bir ofis ve personel gerekmiyorsa 50 bin TL’lik hibenin ne kadarından faydalanabildik? 5 bin? 10 bin? Teşekkürler…

Buradan geçiyoruz geri ödemeli olan 100 bin TL’lik sıfır faizli kredi desteğine. 24 ay hiç ödeme yapmıyorsunuz. Ardından da bu 100 bin TL’yi 3 ayda bir 8 eşit taksitte ödüyorsunuz. Dünya’da bu kadar maliyetsiz bir para yok! Bu devlet için ciddi bir finansman yükü demek. Alkışlıyorum. Ancak desteğin bu kısmı sadece makine yatırımı için veriliyor. Yani bir makine satın almanız ve bununla fiziki bir ürün üretmeniz isteniyor.

Evet, tostçu… 100 bin TL ile sanayi tipi kaç adet tost makinesi alırsınız? 15–20? Bakın adım adım TOSTÇULAR KRALI olmaya yaklaşıyorsunuz. Gerçekten muazzam. Ancak diyelim ki siz servis sektöründe hizmet verecekseniz, FİKRİNİZ UBER de olsa KOSGEB sizi istese de destekleyemiyor. Çünkü ortada mamul üreten bir makine yok. Ya da yine bir mamul üreteceksiniz ama makine yatırımı yapmak istemiyorsunuz. Bu ürünleri fason olarak temin edeceksiniz. Bu durumda da KOSGEB sizi desteklemiyor. O makineleri ille de ve yüksek bir ihtimalle yurt dışından alıp geleceksiniz. Böylece bu kaynaklar da yabancı piyasalara kaymış olacak. Olsun, küresel ekonomi dediğimiz şey de bir nevi bu aslında…

Diyelim ki biz işimizi hibesiz, desteksiz bir şekilde kurduk ve bir kobi olduk. Bunun ardından ‘genel destek’ programına dahil olmuş oluyoruz (marka tesciliniz muhakkak olmalı). Orada da fevkalade destekler var. Örneğin reklam yapmayı istiyorsunuz. KOSGEB bunun için size toplamda 25 bin TL’lik tanıtım desteği veriyor. Ancak bu tanıtımları yazılı malzeme üzerinden yapmak zorundasınız. Örneğin katalog bastırabilirsiniz. Bunun için size 5 bin TL’ye kadar ödeme yapıyorlar. Yurt dışındaki basılı yayınlara reklam vermeyi isterseniz bunun için de ayrı bir destek var. Yani New York Times’ın arka kapağına çıkmamızın önünde bir engel yok. Gerçekten de inanılmaz derecede şahane.

Şimdi soruyorum;

En son ne zaman basılmış bir katalog incelediniz? İki yıl önce mi? Ya da yeni ürünlerle hangi vasıtayla tanıştınız? İnternet mi? Katalog mu? Teşekkürler…

KOSGEB sosyal medyadaki reklam giderleriniz için destek vermiyor. Dijital ajansların ve dahası Facebook’un faturalarını kabul etmiyor. Ama KOSGEB’in Facebook sayfası var. Facebook da ‘biraz fantezi olmuş’ derseniz, SEO’ya da bakabiliriz. Web sitenizin arama motorlarında daha üst sıralarda yer alması için yaptığınız optimizasyon harcamaları için de KOSGEB’den destek alamıyorsunuz. Google yeterince ciddi bir muhatap olmayabilir(!). Bilemiyorum…Mobil ve Web tabanlı tanıtım desteği adı altında bir destek de var. Ancak o dijital ortamdaki reklam giderlerini kapsamıyor. Kapsadığı şey; yukarıdaki iki görselde yazılı. Benim sabrım yetmediği için yazamayacağım. Bir de şöyle bir eklemem olacak; bugün tostçularımız gelişen dünyada rekabet edebilmek adına bazı adımlar attılar. Örneğin Tostçu Mehmet bunun en güzel örneğidir. Sosyal medyayı akıllara durgunluk verecek şekilde iyi kullanır. Şimdi KOSGEB kendisine el verse ve Mehmet Bey de işini bir adım öteye götürse fena mı? Ama işte olmuyor.

Özetle, KOSGEB online ortamdaki işlerin tümüne şüpheyle yaklaşıyor ve tekin bulmuyor. Projeye göre istisnai durumlar olabiliyormuş. Ancam bunun harcayacağınız eforu varın siz düşünün. Ama aynı KOSGEB tüm duyuruları online yapıyor, başvuruları yine online ortamda ‘upload’ yöntemi ile kabul ediyor.

Sonuç olarak aylardır üzerinde konuşulan 150 bin TL’lik girişimci desteğinin içeriği böyle. Elbette ki yanlış ya da eksik aktarmış olduğum bölümler olabilir. Sonuç olarak bu işin uzmanları var ve ben onlardan biri değilim. Ayrıca başka kurumların da destekleri olabilir. Ancak okuduğunu anlayan biri olarak KOSGEB’in kendi Web sitesinden ve katıldığım eğitimden öğrendiklerim bu şekilde. Bu arada bununla alakalı Twitter’da bir de flood oluşturdum. Flood burada;

Sevgili Serdar Kuzuloğlu da görmüş ve flood’u paylaşmış. Onun paylaşımı da burada;

Kendisinin sosyal medyadaki gücü malum… Aman aman ortalık yıkıldı. Bu tantanayı takiben Dünya Gazetesi benimle iletişime geçti. (KOSGEB sosyal medyayı dikkate almasa da bir grup insan alıyor :) Bu durumu haber yapmayı teklif etti. Süreci biraz daha izledikten sonra değerlendireceğimi söyledim. Çünkü kurum ve kişileri rencide etmeyi istemem. Sonuç olarak bu desteklerin tümü çok iyi niyetlerle hayata geçirilmiştir. Ayrıca haklarını teslim etmeliyim ki KOSGEB’deki çalışanlar hatrı sayılır şekilde donanmlı ve yardımsever. Her ne olursa olsun hükumetin böyle bir adım atmış olması da bir takdiri hak ediyor. Ancak sanmıyorum ki, bir SİLİKON VADİSİ bu yaklaşımlarla doğmuş olsun… Çok yazık ki ülkemizde diğer pek çok şey gibi girişimci destekleri de ‘kervan yolda düzülür’ mantığı ile ilerliyor. Yönetmelikler acele ile çıkarılıyor. Sonra gelen talep ve şikayetler üzerine (şanslıysanız) düzenlemeler yapılıyor. Ancak çokça zaman kaybetmişiz oluyoruz. Yukarıda bahsi geçen konularda iyileştirmeler yapılacağına inanıyorum. Lakin bu esnada, aslında iyi niyetli girişimci adayları hayatta kalması neredeyse mümkün olmayan işler için bu destekleri alacaklar, milli servetimiz buralara akacak. Dahası girişimleri için hiçbir pazar araştırması dahi yapmamış bu gençler muhtemel bir başarısızlık karşısında büyük hayal kırıklığı yaşayacaklar. Paylaştığım flood’un ardından çok sayıda soru ve destek geldi. Bu vesile ile herkese teşekkür ederim. Hepsine tek tek dönüş yapıyorum. Fikir alıyorum. Bilgi ediniyorum. Bu işlerin bir yolunun olduğunu söyleyenler de var. Sonuç olarak bizim insanım pratiktir, bir çaresini her zaman bulur. Bakalım, göreceğiz. Ancak yorumlardan bir tanesi beni hayrete düşürdü diyebilirim. ‘Sen tostçuluğu nasıl küçümsersin’ şeklinde bir soru ile karşılaştım. Sorunun sahibi bu intibaayı nasıl edindi anlayamadım. Tüm flood’dan böyle bir sonuç çıkardığına inanamadım. Bu soru beni tüm bu olumsuzluklardan daha çok üzdü. Girişimcilik konusunda bile ayrışabiliyor olmamız sizce de trajik değil mi?

Türkiye’de girişimcilik iklimin gelişmesi için çok güzel adımlar da atılıyor. Bunları görmezden gelmek ekosistemin kendisine haksızlık olur ve dahası zarar verir. Her şey gece karası değil. Ancak yolumuzun çok ama çok uzun olduğu da aşikar. Şimdilik niyetler bal kaymak, süreçler acılı ezme. Hepimize kolay gelsin.

Benim nasıl ilerleyeceğimi soracak olursanız aşağıdaki gibidir;

Not; İş fikrimin analizi için sadece üç dakikanızı alacak bir anket hazırladım. Katılımınız çok kıymetli…Doldurursanız, hayallerimin gerçekleşmesi için çok önemli bir destek vermiş olursunuz. :) Anketle yetinmeyip görüşlerinizi ayrıca iletmek isterseniz de çok mutlu olurum.

https://www.surveymonkey.com/r/55FJPS7