Biyoteknoloji Girişimleri İçin Yaşamsal İpuçları— 1

Türkiye’de girişimcilik ekosistemine farklı bir hız katan TÜBİTAK 1512 programı için 2016 yılı başvuru süreçleri uygulayıcı kurumlarda devam etmekte ve pek çok uygulayıcı girişimcilik eğitimlerine başladılar. TÜBİTAK 1512 programı genel olarak sadece girişimcilik değil Ar-Ge yönü bulunan projeleri destekleyen bir devlet fonu olmaı ile ön plana çıkmakta. Bu da pek çok biyoteknoloji girişimcisinin girişimlerini bu fondan faydalanarak gerçekleştirmesinin önünü açıyor. Diğer alanlara göre masrafları daha fazla olan ve geliştirme süreçleri zaman alıcı olabilen biyoteknoloji alanında da girişimcilerin karşılaştıkları pek çok problem yaşanmakta.

Aslında bu durum girişimciliğin doğasında olan bir durum. Problemler ve hatalar onlardan bir şeyler öğrenildiği sürece girişimci için paha biçilemez tecrübe kaynağı olarak aslında girişimcileere ve girişimlerine fayda sağlayan durumlar. Biyoteknoloji açısından da durum aynı. Hatalar ya da yaşanan problemler pek çok tecrübe ve çözüm yolu üretmek için değerli. Bu yazı da ve bu yazının ikinci parçasında işte tam bu noktaya parmak basmak ve başta biyoteknoloji girişimcileri olmak üzere girişimciler için önemli olacak ipuçlarından bahsedeceğim.

Solve it!

İlk olarak girişimciliğin temellerini oluşturan “Problem için çözüm üretme” konsepti. Teknoloji ise ikinci sırada geliyor. Bu problemi en hızlı, en etkili, en düşük maliyetle ya da en pratik biçimde ortadan kaldıracak bir çözüm üretmek için teknolojiyi iyi değerlendirmek ve ortaya bu çerçevede bir “ürün/hizmet” koymak gerekiyor. Burada bahsettiğimiz en hızlı, en etkili, en düşük maliyet, en pratik yol ya da diğer “enler” aslında bu proje ile yarattığınız değerleri ve bu değerlerle ortaya koyduğunuz yenilikçi yönünüzü belirlemekte. Yani problemi net bir şekilde tespit etmek, daha sonrada bu problemi mantık çerçevesinde neden-sonuçlarla iyi irdelemek ve daha sonra da bu problemlere neden olan bileşenleri yenilikçi bir yaklaşımla ve teknoloji ile çözmek sizi öne çıkaracaktır. Eğer problemin alt bileşenleri ve nedenlerini tanımlamak konusunda sıkıntı yaşıyorsanız sorun ağacı oluşturmak ve mantıksal çerçeve yaklaşımı ile projeyi biçimlendirmek çok daha etkili olmanızı sağlayabilir.

Mesela bir proje örneği olarak FUNGIALERT .

Problemi net bir şekilde tanımlamışlar:

Phytophthora adlı topraktan kaynaklanan bir patojen sebebiyle her yıl 5–7 milyon dolarlık zirai kayıp oluşuyor ve bu patojeni şu anda tespit sistemi ancak bitkiler enfeksiyona yakalandıktan sonra yapılıyor, ancak çok geç oluyor.”

Çözüm geliştirmişler :

“ FungiAlert, bitkiler enfekte olmadan Phytophthora sporlarını erken tespit edecek bir cihaz. Pazarda toprak ve su izlemesi yapan tek cihaz olacak ve kullanıcıyı enfeksiyon riski durumunda uyaracak, hastalık sebepli bitki kayıplarını etkileyici bir şekilde azaltacak.”

Ekip:

Kerry ve Angela, Kurucu ortaklar, Imperial Collage London’da PhD yapıyorlar, ikiside sürdürülebilir tarım ve koruma konusunda uzmanlar. Imperial College’s “CDT Dragons’ Den” kapsamında 20,000 £ kazanmışlar.

Proje Konusu

Projenizin ana hatlarını çıkardınız. CRISPR ile gerçekleştireceğiniz harika bir projeniz var. İnsan embriyolarına üçüncü bir kol ekleyeceksiniz. Böylece artık bu üç kollu insanlar laboratuvarda çalışırken bir yandan pipetleme yaparken bir yandan not alabilecekler.

Evet tabi ki bu örnek absürtlükte sınır tanımayacak bir şekilde oldu. Ancak bu örnek ile anlatmak istediklerim :

1-) CRISPR : 
Projenizi faaliyetlerinize/yöntemlerinize odaklı kurmayın. Yöntem bir problemi yenilikçi bir şekilde çözmek için önemlidir, havalı ya da en son Nobel alan yöntem olduğu için önem kazanmaz. Evet CRISPR uygulamaları bence de heyecan verici ancak belki de gerekli değil.

2-) İnsan embriyosu !

Çin’de yaşasaydık belki çok daha kolay izin alabilirdiniz. Ancak Türkiye’de, içinde bulunduğumuz sistem ve uluslararası bağlayıcı anlaşmalar çerçevesinde bu pek kolay bir şey değil.

Bu noktada sadece insan embriyosu çalışmak gibi uç örnekleri düşünmeyin. Özellikle Türkiye gibi yoğun bürokrasi bulunan ülkelerde çalışacağınız konudan, uygulayacağınız yöntemlere mevzuatları dikkatli araştırın. Çünkü devlet kurumlarında yaptırılacak test/analizler, ürün geliştirme sürecinde gerekli olacak materyaller (bakteri, virüs, biyolojik örnekler, hayvan deneyleri, insan ya da hayvan kanı ile yapılacak denemeler vb…), ürünün piyasaya sunulması sürecinde gerekli kayıt işlemleri ( Tıbbi Cihaz Kurumu vb…) gibi pek çok noktada izin almanız gerekebilir. Bunları önceden araştırmak hem bütçenizi daha optimum düzeyde planlamanıza imkan verir hem de bürokrasi ile daha etkili başa çıkabilirsiniz. ( Örneğin bir HIV testi geliştirecekseniz, TÜBİTAK 1512 projesi ile bu projenin ilk aşamasını gerçekleştirmeniz daha faydalı olabilir. Geliştirdiğiniz yenilikçi yaklaşımı ilgili HIV proteinleri ile test edip, 1512 sürecinden sonra yatırım aldıktan sonra ya da 1507 gibi daha büyük projeler ile piyasaya uygun hale getirebilirsiniz. )

Sadece yurtiçinde değil, yurtdışında ve global pazarda da pek çok belgelendirme gereksinimi ile karşılaşacaksınız, elektronik ürünler için Avrupa’da CE işareti, Amerika’da FDA, Avutralya’da TGA gibi belgelere ihtiyacınız olacak.

3-) 3. Kol ?

Evet bazen hepimiz diyoruzdur 3. bir kolumuz olsa ne iyi olur diye. Ama bu isteğimiz de ne kadar gerçekçiyiz, yoksa yoğun zamanlarda bizim abartılı bir yaklaşımımız mı? Bu konuda iyi düşünmek gerekli.

Seçtiğiniz problem ve bu problem için ortaya koyduğunuz yenilikçi çözüm önerisi gerçekten değerli mi ve insanlar bunun için size ücret öder mi?

Ben olsam bana 3. bir kol yerine, iki kolumu daha hızlı hareket ettirmek için bir çözümü tercih edeceğimi söylerim. Böyle bir çözüm olmasa bile 3. bir kolu sanırım istemem.

Bu durum sadece üçüncü kol gibi abartı bir örnek çerçevesinde değil, aynı zamanda özellikle “biyoteknoloji” alanında çok düşülen bir tuzak olan “akademik” yaklaşımı da kapsamakta. Biyoteknoloji girişimi ile hedefiniz, pazarda yerini alacak, insanların almak için sıraya gireceği, onların hayatını iyileştirecek, endüstride üretimi arttırırken çevreyi koruyacak, günlük hayatta insanların problemlerini çözebilecek, hastalıklarını daha hızlı, daha zararsız bir şekilde iyileştirebilecek, hasta olmalarını pratik bir şekilde engelleyecek gibi amaçları içermeli ki “pazar”a çıktığında hak ettiği değeri görsün. Çok harika bir akademik araştırma içeren ama insanların hayatına dokunamayacak bir proje, girişimcilik projesi değil akademik proje olacaktır. Sizi TÜBİTAK 1001 programına alalım.

Birinci bölümde problem, çözüm ve içerik ile “proje” için gerekli önemli noktaları irdeledim. Biyoteknolojideki teknolojik trendler ile girişim zamanlaması ve takım çalışması konularını gerçek hayattan örneklerle işleyeceğim yazının ikinci bölümü için bekleyin :)