Bunu Yayınlamayacağım

Yaklaşan Kendi Kendini Sansürleme Çağı


Bir yıl önce, Justine Sacco bir tweet attı ve daha sonra bir uçağa bindi. Uçaktan indiğinde kariyeri rayından çıkmış, itibarı yerle bir olmuş ve sahip olduğu sıradanlığı olabilecek en kötü şöhretle yer değiştirmişti.

Peki suçu neydi? Sacco şunu tweetlemişti: "Afrika'ya gidiyorum. Umarım AIDS kapmam. Şaka yapıyorum. Ben Beyaz’ım!” Bu tweet aslında aptalca, aşağılayıcı, hatta korkunç sayılabilirdi (daha sonra öğrendiğimize göre, konu ırklar olduğunda Sacco’nun kişisel görüşlerinden hiçbiri ya da geçmişi bu seçeneklerin en kötüsüyle bile örtüşmüyor — ancak İnternet bir kez süngülerini çıkardığında, daha sonra öğrendiklerimiz artık pek de önemli olmuyor.)

Bu yazıyı kendime saklamamın nedenlerinden biri de bu.

Bir süre sonra rezillik sayılacak olan tweet, retweet edildi. Yayınlandı. Viral oldu. Kalabalıklar bu 70 karakterlik metni, can sıkıntısından kendini beğenmişliğe, konuyla ilgili favorilere atılacak yorum yapma isteği/ihtiyacına uzanan çeşitli nedenlerle kendileri gibi bir İnternet gezginini tanımlamak ve hatta en azından bir süreliğine yok etmek için kullandılar. İşin ilginç yanı, Sacco IAC’nin küresel halkla ilişkiler direktörüyken ünlü değildi (en azından o tweeti atmasını takip eden beş dakika boyunca). Hatta İnternet fenomeni bile değildi. Tanınmış olmanın beraberinde getirdiği bedeli anlamış bir ünlü de değildi. Evet, bu sektörde çalışıyordu, ancak hatırladığım kadarıyla takipçi sayısı birkaç yüz civarındaydı. Sivil bir vatandaştı.

Ama kim olduğunuz önemli değil. Küçük gözüken bir hata veya saldırgan bir tweet sizi mahvedebilir. Ve sizi bir kez mahvettiğinde, mahvetmeye devam eder. İnternet bir lise kantini gibidir. Tek farkla, bu kantinde milyarlarca öğrenci var. Popüler Kızlar’ın yerini artık Kötü Kızlar aldı.

Bu yazıyı asla yazmayacak olmamım nedeni de bu.

Ama sanırım adalet denen şey bu. Twitter, takipçi sayınız ne olursa olsun herkese açık bir platform. Kurallar yeterince açık. Eğer kötü şeyler söyleyecekseniz bunu gizli yapmanız, örneğin telefonda yapmanız daha iyi bir seçenek. Tabii Donald Sterling değilseniz. Kendisinden onlarca yaş küçük sevgilisiyle yaptığı görüşmedeki, gizlice kaydedilmiş ve daha sonra da TMZ’ye sızdırılmış olan ırkçı sözleri birkaç hafta içinde, sahibi olduğu NBA takımıyla yollarını ayırmak zorunda bırakılmasına neden oldu.

Ben hala özel telefon görüşmelerini kaydedenlerin ve sızdıranların kötü insanlar olduklarını düşündüğümüz zamanları hatırlayacak yaştayım. Yani bu yazıyı İnternet’e koyup koymamayı bile bir kez daha düşünecek kadar yaşlıyım.

Emin olun bu durumda olmayı daha çok hakeden biri olamazdı. Donald Sterling’in geri adım attığı yorumları, kamuya açık hayatındaki ifadeleriyle, Archie Bunker’ın en sevdiği koltuğuna yayılmış olması kadar uyumluydu; hikayenin gidişatı da buna uygundu zaten: Pisliğin teki hakettiğini buldu. Bu seferlik.

Ama ya kız arkadaşınız, kocanız veya sevdiğiniz biriyle yaptığınız o en kötü telefon konuşması yayınlanıp tüm dünyaya ulaşsaydı? Pek de hoş bir tecrübe olmaz, değil mi?

Yani belki de kişisel e-postalar tartışmalı malzemeleri saklamak için en iyisidir. Bu, can alıcı bir uygulama. Ancak bir filmi, birkaç kariyeri ve belki bir şirketi de öldürebileceği anlamına geliyor. Bazı hackerlar Sony’nin kurumsal e-postalarına erişti ve — büyük ve küçük — birçok medya kuruluşu bu erişimin meyvelerini yayınladı (yayınlamaya devam da edecekler). Ve tahmin edin ne oldu? Bu e-postaların bazıları, onları gönderenlerin gerçek birer pislik gibi görünmesine neden oldu. (Benim e-postalarım halka açık olsaydı, toplum beni 20 yıl ila ömür boyu arasında bir süre boyunca ayağımdan zincirlenmeye ve insanlarla aramda üç santim kalınlığında pleksiglas varken iletişim kurmaya mecbur ederdi.) Aaron Sorkin ve başkaları, gazetecilerin aslında haber değeri taşımayan ancak skandala neden olacak bu e-postaları sızdırma kararlarının etik olmadığını savundu. Bu tür bilgiler her zaman yayınlanacak, okunacak ve paylaşılacak. Geleceğe ambargo uygulanamaz.

Bu nedenle bu yazıya sonsuza dek ambargo uyguluyorum.

Yani tweet atmayın. O riski aldığınıza değmez. Telefon görüşmesi yapmayın. Görüşmeleriniz kaydediliyor. E-posta göndermeyin. Er ya da geç, hepimiz onları okuyacağız. Çıplak selfieler çekmeyin, çünkü manyağın teki telefonunuza erişmenin bir yolunu bulup o fotoğrafları İnternet’in en uzak noktalarına kadar dağıtır. Ve biz geri kalanlar da onlara bakmak zorunda kalırız. Yine de sorun sizde değil. Bizde. Bir yandan mahremiyetinizi, güvenliğinizi ve huzurunuzu elinizden aldığımız için üzgünüz. Ancak diğer yandan da, memeleriniz güzelmiş diyoruz.

Belki de tweetleriniz dürüsttür, e-postalarınız bilgi doludur ve telefon görüşmeleriniz rüzgarın sesi kadar ahenklidir. Ancak benimkiler değil.

Bu yüzden, bu yazıyı yayınlamayacağım. Bilgisayarıma kaydetmeyeceğim. Yazmayacağım bile. O tehlikeyi göze almaya değmez. Sonucu biliyorum. Twitter’da yaptığınız kötü bir espri sizi ezebilir. Sızan bir e-posta şöhretinizi lekeleyebilir. Gizlice kaydedilmiş bir konuşma kariyerinizi mahvedebilir.

Bir şey dijitalse, halka açık demektir. Mahremiyetinizi kaybetmekten korkmanıza neden olması gerekir. Ancak benim bu konudaki endişem, kişisel düşüncelerinizi ya da fikirlerinizi yayınlama konusunda sizi korkutmaktan daha büyük. Kendinizi tutarsanız sizi suçlamam. Ben de giderek daha çok kendimi tutuyorum. Bunu hepimiz yapıyoruz. Kedim bile kendisine tıpatıp benzeyenlerin internetten kazınmasını istiyor.

Hayatımızdaki bu tür yeni gerçekliklerin bizi kendi kendimizi sansürlemeye itmesinden korkuyorum. İlk başlarda bir şeyler paylaşmak eğlenceliydi. Ancak şu anda ödememiz gereken bedelleri görebiliyoruz. Ve düşüncelerimizi paylaşmanın beraberinde getirdiği riskler, açık dijital iletişim çağını “kapa çeneni” dönemine çevirmeye yeter bile.

Ama bunu benden duymadınız.


Dave Pell, NextDraft’teki Günün En Çarpıcı Haberleri’nin eğlenceli yazarı. Buradan kaydolabilir ya da uygulamayı indirebilirsiniz.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Elife’s story.