Dünyanın tüm yetenekleri çekmemiz lazım, onların birlikte yaşayabilecekleri alt yapıyı hazırlamamız gerekiyor.
Kızgın kuşlar hangi tarlada büyüyorlar?
Burak Buyukdemir
455

İnsan mutlu olmadıkça ne kadar hibe verilirse verilsin biryere varılamaz.

“Dünyanın bütün yeteneklerini çekmenin” o kadar kolay olacağını zannetmiyorum. Öncelikle yaşam kalitesinin yukarı çekilmesi gerekiyor. Yani “Yaşanabilirlik” oluşmadan insanları ülkemize çekmek çok zor -hatta imkansız-.

Sabah uçakla* Ankara’ya gelirken boş arazileri gördükçe, acaba yepyeni bir sistematikle yeni yaşam alanları açılabilse, iş alanları, sanayi alanları, yaşam alanları, parkları, 2 katlı bahçeli nizami evlerin olduğu kasabalar inşa edilse, tersine göç olabilir ve zaman içinde karmaşadan düzene doğru bir geçiş olabilir mi diye sorguladım kendimce.

Bir ütopya belki ama Federal Almanya bunu II. Dünya Savaşındaki devasa yıkım sonrası başarmış. Tüm nüfusu ve üretimi neredeyse ülkenin farklı alanlarına yayabilmiş. Yaklaşık aynı nüfusa ve yüzölçüme sahip olmamıza rağmen, nüfusu milyonun üstünde sadece 3 şehri var, en büyüğü Berlin 3.4 milyon. İlk 3 dahil, 500 binin üstünde ise toplam 12 şehir mevcut.

Benzer şey için ülkemize baktığımızda, sadece İstanbul 11 milyon ve 1 milyon üstünde bulunan en kalabalık 6 şehrin toplam nüfusu 20.919.706. Geri kalan hikayeyi zaten biliyorsunuz.

Bu ütopyayı gerçekleştirmeden, kolay kolay yaşanabilirlik sorununu aşabileceğimizi düşünmüyorum. Bir zamanlar demokrasi yayadan başlar diyordum. Daha sonra bir TEDx programındaki sunumda “Demokrasi kaldırımdan başlar” ifadesini duydum. Bizim kalabalık ve bundan sebep kaldırımların üstüne parketmiş araçlar, engelliler, yayalar ve iki tekerliler için yaşanmaz bir ortam sunan bilinçsizliğimiz düzelmedikçe bir çekim merkezi olmamız çok zor.

İnsan mutlu olmadıkça ne kadar hibe verilirse verilsin biryere varılamaz.

Bunu “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü ile çokça duymuşuzdur. Uygulamada sorunlarımız olsa da bir umut ışığı gene de yok değil.

[*] 26 Ocak 2015