Challenge Salou 2016 Triatlon Yarışı Hikayem

Bu yarışa sene başında kayıt olduğum zaman güzel bir İspanyol kasabasında düz bir parkurda sakin bir yarış koşarak sezonu güzel bir şekilde açar aynı zamanda hoş bir tatil geçiririm diyordum. 27 Mayıs Cuma sabahı uçak Barselona havalimanına indiğinde her şey beklediğim gibi başladı. Beni Barelona’nın 90 km doğusundaki Salou kasabasına götürecek olan transfer otobüsünü bulmam çok kolay oldu. Otobüsün şoförü bisikleti görünce biraz benimle sohbet etti. Kendisinin de bisiklete bindiğini Barselona’da bisiklete binmek için 20 km’lik çok güzel bir parkur olduğunu ve antrenmanları orada yaptığını söyledi. Benim bisikletimin karbon kadro olup olmadığını sordu, karbon deyince bunlar çok pahalı oluyor diye dert yandı. Sonra bisikleti kendi elleriyle güvenli bir şekilde yerleştirdi.

1 saat kadar süren yolculuktan sonra otele yaklaşmıştım, hava ve ortam gerçekten harikaydı.Yarışın yapılacağı kasabaya yaklaştıkça, yolda taşıyıcıda bisikletlerle kasabaya doğru giden araçların sayısı artmaya başladı. Yolda da birçok bisiklete binen görmüştüm. Daha şimdiden içimi bir heyecan kaplamaya başlamıştı.

Ben otele girdikten sonra bir tane daha bisikletli otele giriş yaptı, kendisine hiç tereddüt etmeden merhaba dedim. Sanırım bu sporu yapan insanlar arasında böyle bir sıcaklık kendiliğinden doğuyor olsa ki o da aynı şekilde karşılık verdi. Oscar adında Madrid yakınlarından gelen bir amatör sporcuydu. Karısı ve 1 yaşındaki çocukları ile çok sevimli bir aileydiler. Yarışın sonuna kadar Oscar ile baya bir zaman beraber geçirdik. İspanyol triatletleri bu kadar biliyor oluşuma baya bir şaşırmıştı. Ben de işi biraz abartmış olabilirim tabi, İspanya gençler şampiyonu triatletin ismini neden hafızamda tutuyorum bilemedim.

Cuma günü expo ve kayıtlar için ilk gündü ve expo alanı otelime sadece 500 metre uzaklıktaydı. Kayıt işlemleri çok kolay ve kısa oldu, bu da bana gezinmek için iyi bir zaman bıraktı ama ne yazik ki bu zamanı expoda değerlendirmek çok kolay olmadı. Challange yarışı olduğundan mütevellit, expo IM organizasyonlarına göre daha düşük profilliydi. Yine de bike mechanics standı tüm sporcuların bisikletleriyle bire bir ilgileniyordu. Ben de expodan kendime çok beğendiğim bir trisuit aldım. İhtiyaca cevap veren, basit bir expoydu.

Expo sonrası, yarış gününe kadar olan beslenme planımı yapmak için etraftaki restoranlara göz atmaya başladım. Doğuştan beri tedavi edemediğim yumurta alerjim yüzünden beslenme yurtdışında hep problem olmuştur benim için. Yarış öncesi de bir sürpriz yaşamamak için derdimi anlayacak ve istediğim yemekleri hazırlayacak lokal bir restorana ihtiyacım vardı. Otele çok yakın bir yerde tam da istediğim gibi güney Amerika göçmeni bir ailenin işlettiği şık bir yer buldum. Yarı İngilizce yarı işaret diliyle 2 gün boyunca bana istediğim karbonhidrat ağırlıklı yemekleri yapmaları için anlaştık. O sırada restoranda yemek yemekte olan İngiliz bir ailenin babası bisikletimi görünce hemen yanıma geldi. Kendisi de eskiden İngiliz donanmasında koşu takımındaymış. Ama öyle bizim karşımıza çıkan her yaz denize girmeyi yüzücülük diye anlatan ağabeylerden değil. Bu amca 1 millik mesfeyi 4 dakikada koşuyormuş, vakti zamanında. 1 mil kısa dediğinizi duyar gibiyim, o zaman amcanın 2:28’lik maraton derecesini de paylaşmadan geçmeyeyim. Koyu sohbetimiz İngiliz amcanın göğüs numaramı sorması ve yarış sabahı benim için orada olacağını söylemesi ile sona erdi.

Hava durumunu gelmeden kontrol etmiştim, hava raporu yarış sabahı sert rüzgar veriyordu fakat yarışa 2 gün kala hava çok sakin ve güzeldi. Start Pazar sabahı saat 7 de olacaktı ben de vücudumu erken saatte kalkmaya alıştırmak için erken yatıp erken kalktım. Cumartesi sabahı Saat 7 gibi hafif bir koşu yapmaya çıktım. Üzerine güzel bir esnetme ve sonrasında kahvaltı. Yarış saatinde kalkmaya kendimi alıştırmanın faydasını daha önceki yarışlarda görmüştüm onun için bu yarışta da alışkanlığı bozmadım.

Yarış toplantısı öğlen saat 12’deydi, toplantı oteline bisikletle gittim, her şey düşünülmüştü, organizasyon tam zamanında gayet güzel ilerliyordu. Toplantıda birçok amatör atlet ile tanıştım, toplantı sonrasında da makarna partisine baya kalabalık bir grup gittik, aramızda İsveçli, Amerikalı, İspanyol ve Hollandalı arkadaşlar vardı. Sporun en sevdiğim yönü işte buydu, hayatımda iletişim kurma imkanım neredeyse imkansız olan bu insanlarla yemek eşliğinde sohbet etmek ayrı bir keyifti. Muhabbetin bir bölümünde herkes kendi ülkesinde ve şehrinde antrenman yaptıkları yerlerden bahsediyordu. Bense sessiz kalınca soruları onlar sordular. Neredeyse hepsi daha önce İstanbul’u ziyaret etmişler ve benim İstanbul’da bisiklet antrenmanı yapabildiğime inanamadılar.

Yarış Öncesi Bisiklet Bırakma Noktası (Transition 1)

Saat 5’te profesyonel atletlerin basın toplantısı vardı ve hayranı olduğum Ivan Rana orada olacaktı.3 kez olimpiyat koşmuş, ikisini 5.lik ile bitirmiş ve uzun süre Ironman’de en hızlı parkur rekorunu elinde bulunduran isimlerden biri, bu efsane sporcu ile aynı yarışa katılmak heyecan vericiydi. Kendisiyle bir fotoğraf çektirip, mümkünse biraz sohbet etmek için yine yarış alanına gittim, otelde tanıştığım Oscar da yanımaydı. Ivan Rana’yı ilk ben gördüm ve Oscar’a gösterdim. Oscar koşarak yanına gitti İspanyolca biraz sohbet edip fotoğraf çektirdiler, ben de daha sonra Ivan Rana’ya Türkiye’den geldiğimi söyledim ve beraber fotoğraf çektirdik.

Ivan Rana ve ben

Otele döndükten sonra Antrenörüm ve arkadaşım Barlas ile yarış öncesi son telefon konuşmamızı yaptık.Bana bisiklette hedeflediğim Watts değerlerini, koşudaki hedef nabız ve hedef tempomu tekrar sordu.Sanırım yarış planımı tekrar tekrar kendime hatırlatmamı amaçlıyordu.Sadece yüzmeyi sakin geçmemi ve kendimi denizde fazla hırpalamadan sudan çıkmamı öğütledi. Yüzmeyi çok sevdiğimden ve derecemi geliştirdiğimi görmek için suda fazla kendimi hırpalandığım daha önce olmuştu. Bu huyumu bildiğinden Barlas bu haklı uyarıyı yapmak gereği duymuştu. İnsanın antrenörü aynı zamanda yakın arkadaşı olunca bazen çok kısa konuşmalarla can alıcı tüyolar alabiliyorsunuz. Tamam dedim sonra erkenden yatmaya gittim.

Herşey plana uygun gidiyordu derken 1 saat sonra gürültüyle uyandım. İlk önce gol oldu zannettim ama uyandığım saatte Real Madrid çoktan Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğunu ilan etmişti. Beni uyandıran gök gürültüsü ve sağanak yağış olmuştu. Rüzgarda çok sert esiyordu. Kayıt sırasında bisiklet ayakkabılarını bisikletin üstünde açıkta bırakmıştım, koşu ayakkabısını da torbaya koyup bir gün önce teslim etmiştim. Çok ufak ihtimal yağış olacağını biliyor olsam da ayakkabılarımı bisikletin üzerinde bıraktığım ve bisikletimi naylon poşet ile kapatmadığım için kendime biraz kızdım. Aynı zamanda koşu torbasının ağzını sıkı kapamış mıydım? Yarın sırılsıklam ayakkabılarla koşuya başlamak zorunda mı kalacaktım?Bisikletin üstündeki 808 zipp yarış jantlarım rüzgar böyle devam ederse yarışta başıma baya problem yaratacak mıydı? Bu ve benzeri düşünceler aklıma gelince, haliyle uyku muyku kalmadı. İlk start 7’deydi ve sabah 5’de oteldeki yarışanlar için özel kahvaltı vardı, ilk inen de ben oldum. Yağmur sabah durmuştu ama rüzgar devam ediyordu, şu profil jantlar beni baya tedirgin ediyordu, keşke işi şansa bırakmayıp ince jantlarımı getirseydim dedim ama artık çok geçti. Bisiklet mataralarını ve jellerimi hazırladım, yarış yerine gittim. Hava kapalı ve kasvetliydi. Yüzümde tebessüm oluşturan ise yine Oscar oldu. Sabah körü orada bana “Turqia” diye bağırıp desteğini belirtti.

Yüzme etabının sert rüzgardan dolayı iptal olma ihtimali vardı. Fakat son anda gecikmeli de olsa organizasyon komitesi ve hakemler yapmaya karar verdiler.Bu kadar mesafe gelip yüzme etabı ertelenen bir yarış koşmak beni çok mutsuz edecekti, neyse ki bu kötü sürpriz gerçekleşmedi. İnternetten ilk yarış kaydını yaptığımda en son katıldığım 2 benzer mesafe yarış derecem soruluyordu, yarışa hangi grupla başlayacağımıza bu derecelere göre karar veriliyordu. Ben de profesyonellerin olduğu ilk grupla start alıyordum onun için içlerinde efsane İvan Rana’nın da olduğu 125 sporcu start alanında beraber bekliyorduk. Bir an için doğru yerde miyim diye kendimce içimden geçirmedim değil…

Sonunda start verildi, o kadar çok dalga vardı ki her kulacımda bir aşağı iniyor bir yukarı çıkıyordum ve çok su yutuyordum. Yelkencilik günlerim sağolsun akıntıyı hesaplayıp ilk şamandıraya kadar ekstra mesafe yüzmedim, akıntıya kapılıp yolunu uzatan baya sporcu oldu. Yüzerken Barlas’ın tavsiyesi aklıma geldi kendini yüzmede fazla hırpalama demişti ama çok fazla seçeneğim yoktu, ben kendimi hırpalamasam da dalgalar hırpaladı. Şamandıraya bakmak için her kafamı kaldırdığımda çok su yuttuğum için en sonunda önümdekini takip etmeye karar verip kafamı daha az sudan çıkarmaya başladım. Ne de olsa en hızlı 125 sporcunun bulunduğu grubun içerisinde herkes iyi yüzüyordur diye düşündüm.

Yüzme Çıkışı T1

Yüzmeyi bitirip sudan çıkarken saatimde mesafeye baktım, mesafeyi gereksiz uzatmamıştım, en azından bu iyiye işaretti. Transition 1 de yavaş hareket ettim çünkü yuttuğum sular midemi çok bulandırmıştı. Bisiklet etabı başlamıştı ve ilk 20 km şehir içinde yarışa sponsor olan otelin etrafındaydı,çok fazla dönüş olduğundan pedal kesmek zorunda kalıp yavaşlıyordum, onun için bir an önce şehir içinden çıkmak istiyordum. Anayola çıktığımda hedeflediğim watt değerinin altındaydım ve rüzgar karşı çaprazdan geliyordu. O kadar çok rüzgar vardı ki arka jantı tamamen kapalı 1 i kadın 2 sporcunun rüzgârdan yarışı bıraktığını gördüm. Yarıştan önce Barlas’a rüzgarın sert olabileceğini söylediğimde sen ağır adamsın senin için avantaj olur demişti ama bu kadar sert rüzgarı kastetmemişti eminim. Anayola çıktıktan sonra 3 kez sağanak şeklinde (yelken jargonum için kusura bakmayın) gelen rüzgar beni sallamıştı, aero pozisyondan çıkıp gidonu tutarak dengemi sağlıyordum.İlk 30 km beni geçen baya sporcu olmuştu ama anayola çıkınca ben de yavaş yavaş rakipleri yakalamaya başladım. Güçten düşmemek için beslenmeme çok dikkat ettim ve 40. Km’de artık kendime olan güvenim artmaya başlayınca watt değerlerim de buna paralel artmaya başladı.

Kendime olan güven burada çok kritik bir role sahip aslında.Geçen kış aldığım Ironman Coaching Certification eğitiminde yarış esnasında pozitif psikolojide ve yarış planına sadık kalmanın önemine baya vurgu yapılmıştı. Ben de bunun için zihnimde baya oyun oynamıştım, moralim arttıkça wattlar ve tempom da artıyordu.Bir süre sonra dönüşe geçip rüzgarı arka çaprazdan almaya başlayacaktım.Rüzgarın tek avantajı vücudu serin tutmasıydı. Bu da nabzımın istemediğim seviyelere çıkmasına engel oluyordu. Nabız değerim Watts değerlerime oranla düşük kalıyordu ki, bu da vücudumu çok hırpalamadan bu pedal çevirdiğimin göstergesiydi.

Derken dönüşe geçen, içlerinde Ivan Rana’nın da bulunduğu lider grup karşı yönde yanımdan geçti. Bu benimde dönüşe geçmeye az kaldığımın göstergesiydi. İnsanlık için küçük ama psikolojik olarak benim için büyük bir motivasyon kaynağıydı. Bu kadar zorlu ve uzun yarışlarda en ufak mutluluk kırıntısına bile ihtiyaç duyarsınız.

Dönüş sonrası beslenme noktası vardı ve yaklaşırken “Isotonıc” diye gönüllülere bağırdım ve isotonik içeceğimi aldım. Artık dönüşe geçmiştim ters şeritten gelen sporcuları görüyorum o kadar güzel bir manzara oluşturuyorlardı ki anlatamam. YouTube’dan seyrettiğimIronman HawaiiKona yarış videolarından bir sahneydi adeta. Otoyolda dizili yüzlerce bisiklet, arkalarında yeşillik ve ufukta denizin mavisi. Rüzgar arada beni yine sallayıp aerobarı bıraktırsa da artık kilometreleri saymaya başladım son 30, son 25, son 20 hadi beslen, son 10, hadi isotonik içeceği bitir koşuya hazır ol derken Watts değerlerine tekrar baktım ve bugüne kadar koştuğum en iyi yarış değerleriydi. Bugüne kadarki en iyi bisiklet değer (power olarak) ve derecelerimi geçtiğimiz sene yapılan Gloria Half Ironman Antalya’da gerçekleştirmiştim.

Tabii ki iyi bir koşu çıkarmazsam bu hiç bir işe yaramayacaktı. Yine aklıma yarış planım geldi, hedef nabız ve tempom belliydi tek yapmam gereken kendime en çok güvendiğim koşu etabını planladığım gibi tamamlamaktı. Bugüne kadarki en iyi koşu derecemi 2015’de Budapeşte’de koşmuştum.O yarıştan aklımda kalan, koşuya başladığımda bacaklarımın çok rahat ve dinlenik olduğuydu. Bu yarışta o kadar rahat hissetmesem de yine de fena durumda değildim.

Koşu başlangıcı olan Transition 2 etrafında çok kalabalık bir seyirci topluluğu tezahürat ediyordu, yurtdışı yarışlarının en sevdiğim yönü de buydu. Sanki Pazar günü yapacak daha iyi bir işleri yokmuş gibi Salou’ya akın etmiş yüzlerce spor sever yarışın yapılacağı alana toplanmış sana moral veriyordu.Koşuda ismim önümdeki numaranın altında yazıyordu ve defalarca ‘Vamos Harun’ diye bağıran insan duydum.

Koşu etabı 4 turdan oluşuyordu ve ilk turu hedeflediğimden daha iyi koştum, bu sefer galiba istediğim yarışı koşmaya yakınım dedim. 6 hafta önceki Antalya’da koştuğum Orta Mesafe Triatlon Türkiye Şampiyonası hedeflediğimden daha kötü gitmişti. Bu sefer ilk 5 kilometredeyse her şey plana uygun gidiyordu. Nabız değerlerime baktım, bu tempoda devam edebilirim gibi gözüküyordu. 10. Km geçilirken saatteki süreye baktım, 40:30 civarındaydı. Koştukça rahatlıyor, derecemi gördükçe motive oluyordum, ve sanırım gerçekten en iyi yarışımı koşuyordum.Jel, su derken biraz da özgüven patlaması yaşamış olmalıyım ki, 12. km’de nabzıma baktığımda çok fazla yükselmiş olduğunu gördüm.Tempoyu azaltmazsam patlayacağım garanti gibiydi, sonrasında 3. tur tempoyu biraz azalttım, nabız değerleri normale dönmüştü. 4. Tura girerken yine tempoyu arttırtmanın hayallerini kuruyordum ama aldığım son jel ve içtiğim son su fazla bir pozitif etki yapmadı, bu tip yarışlarda temponuzu bir kez düşürürseniz tekrar çıkarmak neredeyse imkansız hale geliyor, dolayısıyla yarışın başında mümkünse antrenörünüzle bir plan yapıp o plana sadık kalmak en doğrusu. Ben yine gaza gelip planın dışına çıkmıştım ve bedelini ödüyordum. Hafif bir üşüme geldi, halbuki sıcaklık 30 dereceydi, gözler kararmaya başladı ve başıma ne geldiğini çok iyi biliyordum. Depom tamamen boşalmıştı, bu hissi daha önce de yaşamıştım, bir an önce yarışı bitirmem gerekiyordu. Artık ayaklarımdaki yaraları ve bacaklardaki acıyı daha derin hissediyordum. Bisikletteki gibi kilometreleri saymaya başladım ama aynı hızda geçmediğinden faydasını görmedim ve bunu yapmaktan vazgeçtim. Konfor alanımdan baya bir uzaktaydım, bu sporu yapanların anlayabileceği o acı ile koşarken saatime tekrar baktım, tempom her şeye rağmen fena değildi.

Derken finişe çok yaklaştım, artık kırmızı halıyı, sponsor görsellerini ve dijital yarış saatini seçebiliyordum.Finişe girerken trisuitin fermuarını kapadım, arkadan gelen var mı diye son kez baktım ve son sürat finişe girdim. Süreyi durdurdum, yarış bitmişti. Süre 4:31:31. Yine hedeflediğim derece olmamıştı ama yine elimden geleni yapmıştım. Gölge bir yer bulup bir süre yerde yattım ve sonra kalkıp finiş alanındaki her sporcuyu tebrik ettim. Uzun süren dayanıklılık yarışlarında vücudun hormon dengesi bozuluyor, bu da kontrol edilemez ve tarif edilemez duygusal tepkiler olarak kendini dışa vuruyor.

Tabi hormon dengesi bozulunca beyin fonksiyonları da etkileniyor. Dakikalar geçtikten sonra kendi kendime acaba tebrik ettiğim insanlar yaş kategorisi miydi yoksa profesyonel atletler miydi diye düşünmeye başladım. Tipler de pro gibiydi ama o anda algıma da çok güvenemedim. Masaj olurken saatimden derecelerime baktım yüzme (1900 m)31:33, bisiklet (90 km) 2:27:58, koşu (21 km)1:26:00. İçimi hoş bir huzur kapladı, en iyi yarışım olmasa da iyi sayılabilecek bir yarış koşmuştum, vücudumu da o kadar bitik hissetmiyordum. “Finisher experience” denilen çadırda yemek yiyip yarışı bitiren diğer atletlerle sohbet ettim. Neredeyse konuştuğum herkes yüzme etabında ve bisiklette hedeflediklerinden 5 ile 10 dakika arası kötü koşmuş olduklarını söylüyorlar ve bunu da hava şartlarına bağlıyorlardı. Bunları duyunca moralim daha da yerine geldi. Yarış sonuçları açıklandığında ismimi kontrol ettim, 1100’e yakın katılan sporcu arasından genel klasmanda 29. olmuştum. Yaş gruplarında profesyonel ve amatör sporcular ayrılmamıştı, haliyle Ivan Rana ve yaş grubumda yer alan benzer kalibredeki sporcularla aynı kategoride değerlendirilecektim. Yaş grubumda da 8. Olarak yarışı tamamlamıştım. Otele gidip telefonuma baktım, cevapsız çağrılarda Barlas vardı.Derecemi ya da sıramı duymadan, bana hemen bisiklet watt değerlerimi ve ortalama koşu tempomu sordu. Koşu etabında plandan sapmama baya bir kızmış olsa da genel olarak yarışımı beğenmişti. Yarış alanında toparlandıktan sonra bu sevimli kasabada geçirebileceğim 24 saatim daha vardı ve artık biraz kendimi şımarta zamanı gelmişti. İstanbul’a döndükten sonra yeni yarışın hazırlıklarına başlayabilirdim.