Kaynak: studentsforliberty.org

Darbeli Matkap vs Uber

Paylaşım ekonomisi öldü mü? Issız acun kaldı mı? Aman yürek yırtılmasın.


Evimde varlığından gurur duyduğum bir darbeli matkabım var. Dı. Aslında hala var lakin ben gurur duymaz oldum. Darbeli matkapla ilgili yapılacak türlü şaka var dönem gereği. Ama ben yapmayacağım. Zira bu yazı, her karanlık dehlizlere düşüşümde kendime hatırlattığım, hatırlatmaya çalıştığım; ‘çıkış yolunu ancak, ne yapıyorsan daha iyi yapmaya çalışarak bulabilirsin’ düsturuna hizmet ediyor. Politik şaka içermiyor ve başka bir yerden selam etmeye çalışıyor kurcalanmak isteyen zihinlere.

13dk

Darbeli matkabın senelik ortalama kullanımının 13dk olduğunu öğrenmem; yeni taşınan cağnım arkadaşıma ‘bende darbeli matkap bile var, tamirlik bi yer olursa ses et’ diye hava atmamın 1 hafta kadar ertesine denk geliyor. Nicedir aklımı kurcalayan paylaşım ekonomisi goygoyuyla ilgili yazı yazmaya karar vermemdense 5dk öncesine.

TEDxSydney’de konuşan Rachel Botsman’ın; paylaşım ekonomisinin yükselişini anlatırken vermeyi epey sevdiği bir örnek elektrikli matkap. Soru basit ve aşağı yukarı şöyle:

“Muhtemelen hayatınızda toplamda 30dk kullanmayacağınız elektrikli matkabı satın almak yerine, neden komşunuzdan istemeyesiniz?”

Bu soru o kadar ‘doğru lan?’ cevabını hakediyor ki Amerika’da çıkan paylaşım ekonomisi içerdiğini iddia eden bir çok startup’ın kendi metaforu haline geliyor. Elektrikli matkap yerine; araba, park yeri, küçük ev aletleri koyarak tabii ki…

Konunun detayına girmeden önce aslında paylaşım ekonomisinden neyin kastedildiğini anlatmak gerek. Tabir bir çok ekonomist için bir tür işkence. Zira esasen paylaşılan bir şey yok ortada. Hikaye sahiplikten ziyade; kiralama üzerine kurulu, p2p pazar yerlerinin yarattığı ekonomi. Bu sebepten aslında konu başlığını ‘sharing economy’ yerine ‘access economy’ olarak değerlendirmek daha doğru. Türkçe’ye çeviremedim ‘access economy’yi, bana nasıl gıcık olduysanız, ekonomistler de öyle gıcık oluyor işte :).

Mevzunun benim için ilgi çekici olma sebebi ise ilk etapta bunu kapitalizmin kendi ilacı olarak değerlendirmemdi. Paylaşım ekonomisi ürünleri sayesinde kapital düzenin yeni bir forma bürüneceğini, tüketim bağımlılığının azalacağını ve şirket stratejilerinin daha çok ürün satmaktan daha verimli ürün satmaya dönüşeceğini falan düşündüm. Bugünse, konuyla ilgili okuduğum onlarca makalenin ardından kapitalizmin bu konuya ‘teknolojinin sivilcesi’ olarak baktığına ve zevkle patlatmatmaya çalıştığı fikrine varmış bulunuyorum.


buğday tanesi.

Kıssadan hisse -Brechtiyen yabancılaştırma efekti-: Bir tutam cehalet ve avuç içi kadar iyi niyetle; dünyada umut dolu bir buğday tanesi gibi yaşanabilir aslında.


Kağıt üzerinde başarıları insanların sosyalliğine, arkadaş canlısı olmalarına, paylaşarak dünyayı daha güzel bir yer haline getirmelerine kadar götürülen paylaşım ekonomisi şirketlerinin bugün geldiği noktayı incelemekte de fayda var. Alt metinleri bir kenara koyarsak; AirBnb, Uber, Lyft gibi örnekleri nasıl açıklayacağız?

Öncelikle ödeme sistemlerindeki gelişmelerin, bu firmaların yaptığı hakikatten oldukça başarılı kullanıcı deneyimi iyileştirmelerinin hakkını teslim etmek gerek. Peki bu kadar mı? Asla. Amerika özelinde yapılan araştırmalara göre; dar boğazdan geçen kapitalizm ve sonucu olan maaşlı çalışanların kötü koşullardaki hayatı bu firmaların başarısındaki en büyük etken. Yani aslında bu ürünlerin kullanım motivasyonu sosyal olmak, doğaya faydalı olmaktan ziyade yeni ve ekstra gelir kaynağı yaratmak.

Peki biz nasıl oldu da komşusundan elektrikli matkap isteyen naif Berkecan’dan, ‘Taksim’de 4 tane ev kiraladım, AirBnb’ye veriyorum, 1 tanesiyle kiraları ödeyip 3'üyle hayatımı yaşıyorum’ diyen Tahsin dayıya geldik?

İşte bu yolculuk; teknoloji dergilerinde bile vücut bulmuş hamaset edebiyatının yan etkisi. Açacağım.

Yazının başında; paylaşım ekonomisi ürünlerini mantık düzlemine oturtan soruyu vermiştik. Bu sorunun cevabından da çok emin olduğumuz için bir başka soru aklımıza gelmedi. Fakat bu sorunun aynadaki zahiri hali başka bir şekilde kuruluyor:

“Evinin bir köşesinde duran elektrikli matkabı, haftanın 3 günü birilerine 2 dolardan kiralamak ister misin?”

İlk başta aslında karşı çıkılmaz gibi görünse de devasa bir problemden bahsediyorum. Ayda 24 dolar için bir insanı kendi konforlu alanının dışından 12 kişiyle muhattap etmeyi nasıl başarırız?

Uber, Lyft ve AirBnb gibi dev firmalar bu problemi transit geçerek, iş modellerini ‘ekstra gelir’ üzerine kurguladı. Artık kaynak sağlayan kişilere yaptıkları pazarlama faaliyetleri dahi ‘ekstra gelir’ üzerine kurgulu. Lyft’in mor bıyığının(glowstache) son kullanma tarihi geçmiş durumda yani.

Bu problemi retorik bir şekilde ortaya atmıyorum. Gerçek anlamıyla soruyorum. Eğer bu sorunu çözebilirsek; daha verimli hale getirebileceğimiz kaynakların sayısı sonsuz. Eğer bu sorunu çözebilirsek gerçek bir “access economy” dünyasını oluşturmamız mümkün. Cevap kullanıcı deneyiminde ya da gelişmekte olan teknolojide ya da artık genlerinin mutasyona uğradığına neredeyse emin olduğum generation z’de ya da sosyolojide olabilir. Bilmiyorum. Ama aramayı durdurmanın bir özrü yok.

Durup dururken teknoloji dergilerine söylenmedim. Hamaset edebiyatı iddiam bu problemi manipüle ederek; paylaşım ekonomisi başarı hikayesi olarak sunulan firmaların yorumlanış şeklinde. Aslında sektörde hala gerçek bir paylaşım ekonomisi problemi çözülmedi. Hala para dışındaki motivasyonlarla insanın içindeki ‘iyi’ye dokunan ve başarılı olan bir ürün ortada yok. Hala önümüzde dev bir fırsat durmakta.

Yazının başında karamsar bir portre çizmiş olsam da hala P2P yapılan işlerde kaynak sağlayan kişiyi para dışında bir şeyle motive etmenin bir yolu olması gerektiğine inanıyorum.

Saat akşam 6'da Zincirlikuyu’da birbirlerini ezerek metrobüse binmeye çalışanlar ve arabalarında tek başına köprü trafiğinde bekleyenler arasındaki mesafe takriben 50 metre.

Para dışında bir şeyle bu fotoğrafın gerizekalılığına bir son vermenin yolu olmalı. Bu problemi çözme hevesiyle her gün işime aynı hevesle gidebiliyorum. Size daha önce eşya kütüphanesini de çocukça bir heyecanla anlatırken yine problemin çözümü peşinde koşuyordum. Çözüme paylaşım ekonomisi perspektifinden bakmanın; ancak ‘insan özünde iyidir’ düsturunu gerçek olarak kabul ederek mümkün olduğunun farkındayım. Ama buna da inanmayacaksak nasıl yaşarız ki.

Hem siz neden koşmayasınız? Bunca deliliğin arasında, böyle büyük bir problemi çözmek de bir tutam delilik istiyor yalnızca.


Önümüzde oldukça zor bir problem ve haliyle de fırsat bulunuyor. Konu üzerine düşünen, çözüm bulmaya çalışan herkesle konuşmak, tanışmak isterim. Recommend butonu ve yazıyı paylaşmak daha çok insana ulaşmamızı sağlayabilir, bana da Twitter üzerinden ulaşabilirsiniz :).

Yazıya vereceğiniz her geri bildirim, yapacağınız yorum başım gözüm üzerine.

Görüşmek üzere!