Denizde 3 çocuk
Samsunluyum. Yıllarca Bafra’da yaşayıp, yazın köydeki günlerin hayalini kurarak geçti çocukluğum.
Köy güzel yer, ikizler var, deniz var, gönlünce haytalık var. Gece amcanlarda kal, sabaha kadar muhabbet et, güneşin doğuşunu izlemek için araba kaçır deniz kenarına git, doğuşu izle, geri dön ve yat, sonra 3–4 gibi kalk hayatı tersten yaşa. Gerçi bunlar 17 li yaşların işleri idi, bugünkü hikayemiz ilkokul çağlarında geçiyor.
Belki sorsam babam yılını hatırlar ama ben hatırlayamıyorum, herhalde ilkokulun başı idi. O zamanlar henüz köyün sahili yazlık modeline girmediğinden, deniz ve haftasonu tatili için genel kabul gören yol arabaya doluşup sabah gitmek, piknik tadında denizle karışık bir gün geçirmek ve geri gelmek idi.
Birgün eğlenceli bir gün geçirmek için o zamanlar (henüz) 13–14 yaşında olan (Hacı) Murat 124'ümüze binmiş, amcamın ikizlerini de alarak (evet direksiyon hikayesindekiler) sahile gelmiştik.
Bu tür günlerde etkinlikler bellidir: Deniz, güneş, kum, top, deniz, peynir, ekmek, domates, biber, karpuz, kavun, peynir, ekmek, deniz, kum, top, deniz, havlu, araba, ev.
Karadeniz’in “yuka”sı boldur.

Sahilden bazen 10 bazen 50 metre gidersiniz de su dizinizi geçmez. Ertesi gün gidersiniz bir önceki gün yürüdüğünüz yer boyunuzu geçmiş, yüzdüğünüz yer yürümelik olmuş. (tıpkı üstteki fotoda ilerideki dalganın oluştuğu yer gibi)
O gün 3 velet başladık deniz’in keyfini çıkartmaya. Bir zıplıyor bir dalıyor bir çıkıyoruz. En son yakalamaca modunda olduğumuzu hatırlıyorum.
Ne olduysa bir anda oldu ikizlerle beraber kendimi birden suyun derinliklerinde buldum. Altta bir tanesi üstte bir tanesi, yüzme bilir gibi davranan ben aralarında, hiç yüzme bilmeyen onlar iki yanımda debelenmeye başladık. Net hatırladığım birşey bir tanesinin omzuna asılıp kendimi su yüzüne attığım, bir sonraki ise bir adamın bizi tek tek su dışına taşıması idi.
En son ben kalmıştım ve bir sıpa büyüklüğündeki bizleri tek tek taşıyan adam son bir gayretle beni de kıyıya taşıyordu. “Bırak beni giderim” dediğimi hatırlıyorum, sanki az önce boğulan ben değilmişim gibi.
Son bir hamle ile beni de kıyıya diğerlerinin yanına atan adam yere yığıldı ve nefesini toparlaması için epey bir çaba göstermesi gerekti. Annem daha sonraları “o gün siz değil de baban nefessizlikten ölecek sandım” diyecekti.
Nice sonra kafamızı toplayınca anladık ki Karadeniz bize de oyununu oynamış açtığı bir çukurda çırpınırken; boğulmamızı arabanın yanından “Deniz’de boğulan birileri var!” diyerek 100 metre koşup gelen babam son anda engelleyebilmişti.
Akşam sobanın arkasında sızan ikizleri yataklarına taşıyan büyük abileri “Amca! ben bunların tekini alamıyorum, sen ikisini birden nasıl kucakladın hayret” diyecekti. Babamın ise “Ben de bilmiyorum, o anda güçleniyorsun” tadında bir cevap verdiğini hatırlıyorum. Herhalde sonra ben de sızıp kalmıştım o sıcak sobanın arkasında.
Hatalar böyledir. Ne yapmayacağınızı öğretirler. Bazıları ise tekrarı affetmezler. Jason Fried “rework” isimli kitabında;
Hata sadece tekrar hata yapmamızı engeller başka birsey değil. Hata ile başarıya ulaşamazsınız , başarıyı tetikleyen başarının kendisidir.
diyor.
O gün dersimizi almıştık. Bir daha böyle bir boğulma tehlikesi atlatmadığımız gibi Karadeniz’in şartlarını unutmamak üzere öğrenmiş olduk. Yüzme başarısını kazanmak için ise uzun süre çalışmam gerekti aynı iş yaşamında olduğu gibi.
Not: Rework, Sil Baştan ismi ile Türkçe olarak da yayınlandı.
Originally published at atakane.com.