Diploma Denklik İşkencesi nereye kadar?

Bir dokundum, bin ah işittim derler ya, aynen öyle bir durumla karşılaştım. Uzun zaman önce Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil’in Türkiye’de bilimin önündeki engel olarak ‘bürokrasiyi’ ve dolayısıyla Harvard’da görev yaparken YÖK’ün kendisinden ilkokul diploması istemesini örnek göstermesinin ardından aşağıdaki tweeti atmıştım.

Çünkü yurtdışında üniversite, master veya doktora yapanların orada yaptığı öğrenciliklerinin Türkiye’de kabulü için YÖK’den veya Üniversitelerarası Kurul’dan denklik alması gerekiyor.

Image: Flickr, Hull University Graduation

Her ne kadar yurtdışındaki neredeyse her bilindik üniversiteden bugüne kadar yüzlerce mezunumuz olmuş olsa bile, hala bir yeni mezun YÖK’e denklik için başvuru yaptığında, orası yeni bir üniversiteymiş gibi ve her başvuru da kişisel bazda değerlendiriliyor. Hele ki bu denkliği almak için istenen belgeler karmaşası ise insanı yurtdışında okuduğuna pişman edecek derecede oluyor. Her belgenin aslının yanında noter onaylı kopyası ve başka dildeyse Türkçe tercümesi gerekiyor ki zaten başka dildeki bir diplomayı ve belgeleri Türkçe tercümesi üzerinden mi karar veriyorlar ya da zaten birçok ülke (Türkiye dahil) diplomalarını ve transkriptlerini hem kendi dilinde, hem de İngilizce veriyorken neden İngilizce belgenin de Türkçesi isteniyor (hele ki benim Hollanda’dan aldığım doktora diplomam Latince, hadi bakalım :) )? Her ne kadar buna inanamasam da hala gerçekten YÖK’te İngilizce dökümanları okuyacak personel mi yok? Hele ki başvuru şartları içinde “Madde 11: Türkiye’de doktoraya kabul için aranan dil yeterliliğini sağladığına ilişkin belgenin aslı veya onaylı örneği” diye bir doküman isteniyor ki zaten komedi (başvuru için istenen belgeler listesi, pdf). Doktorayı yapmış bitirmiş bir insandan, sanki Türkiye’de sıfırdan doktoraya başvuruyormuş gibi Türkiye’de doktoraya kabul için aranan dil yeterliliğini sağladığına ilişkin belge isteniyor. Örneğin ben zaten yüksek lisansı Hollanda’da yapmıştım ve doktoraya başvururken de sabahtan akşama kadar süren mülakatın ardından yeterince İngilizce konuştuğumu görüp İngilizce belgesi istememişlerdi. Yurtdışında bu şekilde kabul alan binlerce öğrenci var. Yani şimdi doktora bittikten yıllar sonra bile, doktoraya başvurur gibi sınava mı girmek lazım!

Buzdağının Görünen ve Görünmeyen Yüzleri

Diyebilirsiniz ki, doktora ya da üniversite bitirmiş bir insan altı üstü birkaç belge hazırlamaktan gocunuyor mu? “Evet” ve “Hayır”.

“Evet”; çünkü sadece yurtdışında okumuş olduğumuz için kendi ülkemiz bize suçlu muamelesi yaparak başlıyor, yani sanki sahte diploma veriyormuşuz da “sen gel bakayım, neden yurtdışında okudun, bir ifadeni alalım” tarzı bir belge bürokrasisiyle “herkes suçludur, biz suçlu olmadığınızı söyleyene kadar” bakış açısı altında aylar süren bir diploma denklik kuyruğunu bekliyorsunuz. Bugüne kadar yaşanmış diploma yolsuzlukları oldu diye bütün öğrencilere aynı muamele yapılmak zorunda mıdır? Ben, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü (Caltech)’e girerken dahi diplomama bakmaya gerek duyulmazken ve sonrasında NASA’ya girerken de eski üniversitelerimle direk yazışma neticesinde birkaç gün içinde teyit edilen diplomalarım, YÖK nezdinde “sen dur bakayım orada, bir de biz bakalım” tavrına muhatap oluyor.

“Hayır”; üç beş belge hazırlamak bir şey değil, onu da yaparız ama bu buzdağının görünen yüzü. Biz gerçekten ülkemiz için bir şeyler yapmak istesek de, bu bürokrasi sadece “Hoşgeldiniz” paketi gibi. Bunu atlatınca daha ne belgeler hazırlayacaksınız ve bürokrasiden iş yapamayacak hale geleceksiniz bakış açısı, insanı vereceği kararda çekinceye uğratıyor. Çünkü yurtdışındaki birçok akademisyenin ve belli iş alanlarında çalışan profesyonellerin zaten kurulu bir düzeni var ve gençliğinin baharında verimli bir şekilde çalışıp, bilim yapma ve aktif olarak iş yapıp başarılı olma şansı varken neden verimi düşüren bürokrasiyle uğraşmak istesin ki? Sonra neden ülkemiz üniversitelerinden Nobel çıkmıyor da aynı Türk, yurtdışından Nobel’i alıyor diye hayıflanıyoruz ki malum en büyük sebeplerinden biri “bürokrasi”. Yurtdışındaki bir çok akademisyen de ülkemize faydalı olmak istiyor ama ülkemiz bize direnç gösteriyor — ki önümüze bariyeri daha ilk baştan diziyor — .

Peki Türkiye’ye dönen mezunlar…

Yazının başında “bir dokundum, bin ah işittim” demiştim ya, bir de Türkiye’ye dönen, bütün belgelerini sunup denklik bekleyen ama denkliği verilmeyen binlerce öğrenci var. O tweet’imden sonra mağduriyetlerini anlatan birçok öğrenciden mesaj aldım. Hele ki kendilerine “neler oluyor?” diye sorduğumda yaşadıkları zorlukları, mahkeme süreçlerini anlatan uzun uzun mesajlar…

Öğrendiğime göre mahkemeye verilmiş 2000 kadar denklik davası varmış. Bunların %80'i kazanılmış, ama kazandığı halde birçoğu hala diplomasını alamamış. Bu denkliğin verilmemesi veya gecikmesinin diğer bir sonucu da askerlik problemi; çünkü askerlik şubeleri, denklik alınana kadar mezuna üniversite terk olarak işlem uyguluyormuş. Birçok mezun da bu durumda uzun dönem askerlik yapmak zorunda kalmış. Umutla bekleyenler de askerlik yapamamaktan, işe başlayamamaktan, evlenememekten, kısacası hayata bir türlü başlayamamaktan şikayetçi. Çalışmak, üretmek için bu kadar hevesli insanları bekletmenin anlamı ne, hala anlamıyorum!

Sorunun başladığı diğer nokta da, Türkiye, Avrupa Bölgesi’nde — biz ona üyeyiz — Yükseköğretimle ilgili belgelerin tanınmasına ilişkin Lizbon Sözleşmesi’ne (1 Mart 2004) taraf olmasına rağmen, Türkiye lehine olan maddeleri uyguluyor ama istemediğini uygulamıyor. Örneğin YÖK, Europass hazırladıklarını söylüyor ancak Türkler’in Avrupa’dan alınan Europasslar’ını kabul etmiyor. Ayrıca yine Türkiye, tüm Erasmus programlarını harfiyen uygulayıp, Türkiye’den AB ülkelerine binlerce öğrenci gönderiyor. Ancak örneğin Türkiye’den Bulgaristan’daki ya da başka ülkelerdeki üniversitelere Erasmus ile gönderdiği öğrencilerin diplomalarına denklik vermesine rağmen, aynı üniversitelerde okuyup oradan diploma alan Türk öğrencilere denkliklerini vermiyor. Sebep olarak da örneğin Bulgaristan’daki üniversiteye üniversite sınavı olmadan girmeleri, oradaki yurtların pis oluşu vs gibi sebepler gösteriliyormuş. Türkiye’de üniversite sınavı var diye bütün dünyada da üniversite sınavı olacak diye bir şey yok. Bir çok gelişmiş ülke de öğrencilerini sınavsız, lise dereceleriyle ve/veya mülakatla seçiyor.

Bazı insanlar da “evet YÖK haklı, çünkü bilmem ne ülkesinden parayla diploma alınıyormuş, elbette araştırsın” diyenler var. Evet, biz de elbetteki böyle insanların diplomalarının kabul edilmemesini istiyoruz, — zaten bizim de, ya belge bürokrasisi ya da hiç denklik verilmemesi gibi mağduriyet yaşamamızın asıl sebebi de bu tür insanların önceden yaptıkları yolsuzluklar— . Yurtdışında okumak gerçekten kolay değil, bir çok öğrenci maddi ve manevi olanaklardan yoksun olarak, ailelerinden ve yakın çevresinden ayrı olarak zorluklarla yıllarını geçiriyor ama ülkesine geri döndüğünde de orada bitirdiği üniversiteden mezun bir üniversite mezunu olarak dönmek istiyor.

Yurtdışındaki bir üniversite, o ülkenin kanunları çerçevesinde varlığını sürdürüyorsa ve Türkiye de o ülkenin varlığını tanıyorsa o ülkenin üniversitesini de kabul etmesi gerekir. Halihazırda zaten Türkiye, farklı ülkelerden gelen bir yabancının diplomasını kabul ettiği gibi, orada üniversite okuyan bir Türk öğrencinin de diplomasını doğal olarak kabul etmeli. Madem serbest ekonomi ve serbest rekabet olan bir ülkemiz var, herkes aldığı diploma ile aynı rekabet ortamının içine girebilmeli. Kimse zaten “ben Bulgaristan’dan ya da Rusya’dan ya da Harvard’dan diploma aldım, bunu YÖK’e vereyim, bunun yerine bana ODTÜ diploması verilsin” demiyor. Herkes sadece kendi okuduğu üniversitenin ülkesi ile yaptığı eğitimin derece karşılığının Türkiye’de de olmasını istiyor.

Öte yandan, hele ki Türkiye’de de yurtdışındaki birçok kötü üniversiteden daha kötü durumdaki bazı üniversitelere de YÖK lisans vermiş durumda. Diploma yolsuzluğu zaten sadece yurtdışından gelen diplomalarla ilgili olan bir şey değil, ülke içinden de yerli üniversitelerden diploma almış gibi davranıp, işe giren insanların haberleri geliyor. Bunun için de en kolay çözümlerden birisi, her üniversite kendi mezunlarını üniversitenin resmi sitesinde sabit kalacak linklerde ilan eder. YÖK dahil herkes, böylece kim ne zaman, nereden mezun olmuş görebilir. Bir şirketin insan kaynakları da diplomayı hemen üniversitenin sitesinden teyit edebilir. Örneğin benim deneyimim, Hollanda’daki master ve doktora tezleri üniversite sitesinde herkese açık şekilde yayınlandığından kolayca teyit edilebilir. Hollanda’daki ve bazı Avrupa ülkelerindeki bu sistem Türkiye’ye de gelebilir, YÖK gerçekten sahte diplomalarla mücadele etmek istiyorsa, bunu bütün üniversitelere zorunlu kılarak hayata geçirebilir.

Kısacası herkes ne okuyorsa okusun, kimse kimsenin diplomasında gözü yok ama öğrencilere çelme takıp, üniversite bitirmiş birisine lise mezunu muamelesi yapılmaması gerekir. Zaten rekabet ortamında herkes yolunu bulacaktır, örneğin Nijerya’nın bir üniversitesinden mezun olan Türk ile Harvard mezunu zaten serbest piyasada aynı kategoriye konulmayacaktır ve herkes zaten iş ararken aldığı eğitime, yaptığı araştırmalarına ve orada yaşadığı deneyime göre değerlendirilecektir. Ama Nijerya’da üniversite bitirmiş bir insan da, bütün Dünya’da da kabul edildiği gibi Türkiye’de de üniversite mezunu kabul edilmelidir.

Diploma Denklik Facebook Sayfası ve Change.org Dilekçe Desteği Sayfası

Dr. Umut Yıldız (NASA/JPL-Caltech)

NOT: Bu blog yazısındaki düşünceler tamamen kendi düşüncelerimdir ve NASA, Jet Propulsion Laboratory veya Caltech’i bağlamaz.

NOTE: The opinions expressed in this blogpost are my own and do not necessarily represent the policy or opinions of NASA, the Jet Propulsion Laboratory, or Caltech.