Direksiyon kilitlenince
Kaç yıl oldu hatırlamıyorum, herhalde ehliyeti aldığım yıl olsa gerek, 1997.
O yıllar güzeldi, zaman zaman yürüyerek, bazen de izinli veya izinsiz arabaları alarak giderdik sağa sola. Büyük amcamın benden bir gün önce doğan ikizleri ile birlikte üçüz olarak gezdiğimiz yaz tatili günlerinden bir gün idi Nebiyan yollarına kendimizi vurduğumuzda. Nebiyan dediğim yer, Engiz’in ardında bir 1200 rakımlı bir dağ. 3–5 köy geçtikten sonra ulaşılan bir yaylayı zamanında dedemler epey kullanmışlar bir zaman sonra da Yörükler köyünü -şimdi kasaba- kurup yerleşik hayata geçmişler.
Dediğim gibi bir yaz günüydü ve altımızda babamın halen kullanmakta olduğu beyaz Şahin aracımız vardı. Gider miyiz gideriz diyerek çıktık yola, bir noktaya kadar tırmanınca yeter gezdiğimiz deyip dönüşe doğru saldık aracımızı. Direksiyonda ben, yan ve arka koltukta ikizler, neşe ile yol alırken, arabayı boşa alsak mı gibi bir espri sonrasında nedense kontak anahtarını çıkarıp “hatta tamamen böyle gidelim” gibi birşey dediğimi hatırlıyorum.
Aşağı doğru akan bir Şahin, şöförün elinde anahtar, ileride bir viraj, ucunda bir çatı, aracın içinde üç genç…
Şimdi gözlerinizi kapayın ve girişimcilik hikayenizi (yahut yaptığınız iş pozisyonunu) göz önüne getirin;
- Kafa dengi bir kaç arkadaş ile şirketinizi kurdunuz,
- Kurulum için yatırımı öz sermayenizden, eş dosttan veya bir başka yatırımcıdan buldunuz,
- Epeyce çalıştınız ürününüzü ortaya koydunuz,
- Biraz da olsa kazanıyor, kendinizi döndürüyorsunuz,
- Hep beraber yol alıyorsunuz hayat güzel, sizler güzelsiniz,
- Gün geliyor hayatın başka taraflarına ilginiz dağılmaya başlıyor,
- Birşey olmaz, araç gidiyor, muavinlerimiz var farkındayız diyorsunuz…
Lâkin öndeki tehlikeyi farkedince panik kaçınılmaz oluyor. Tamam genciz, cesuruz falan filan ama önde sağa dönen bir viraj, ucunda da bir evin çatısı var. O gün ne yaptıysam anahtarı takıp tekrar marşı çalıştıramadım. Şahin kullandıysanız bilirsiniz, motor çalışmıyorsa, frenler de çalışmaz, bir süre sonra şişer kalır. Motor durduğu için araba bir miktar yavaşladı, lakin direksiyonu sağa çevirince kitleniverdi! E anahtar açık değil ki direksiyon çalışsın. Frenden ümidi kesince, yanımdaki kuzenim mi akıl etti, beraber mi düşündük o kısımlar biraz bulanık ama el frenini çektiğimizde araç artık virajdaydı. Son hamleyle birlikte zaten sağa kilitli olan direksiyonla virajın içindeki bankete doğru yanaştık ve durabildik. Verilmiş sadakamız varmış herhalde ki bu sefer de (bunun bir de deniz versiyonu mevcut) kurtulmuştuk.
İşiniz de araç gibi sizinle birlikte haraket eden, komutlarınızla yön bulan ve sizinle birlikte yaşayan bir organizma. İleride satarsanız biraz evlattan ayrılmak gibi olması kaçınılmaz. Siz yoldan çıktığınızda o da yola çıkacak, siz yola girdiğinizde o da girecektir. Altınıza sağlam profesyonel bir ekip kurmadıkça, görevleri devretmedikçe ve düzgün bir şöföre (aklı başında, anahtarı değerini bilen) emanet etmedikçe ne tek gözle ne tek elle devam edebilirsiniz. Tek göz, diğer taraftan gelen araçta, tek el ilk çukurda sizi zora sokacaktır. O zaman’a kadar iki öl dört göz ile işinize (görevinize) sahip çıkmalısınız.
Sonrasında ne mi oldu? Virajda durduktan sonra önümüzde bir problem vardı sadece, aracın önü banketin içindeydi. Hasar yoktu ama araç çıkmıyordu. İki kişi iterek, birisi direksiyona geçerek, biraz öyle biraz böyle kendimizi düze çıkardık, rahat bir nefes aldık ve sakin sakin köye döndük. Zaman zaman bu olayı hatırlıyorum, bir tatlı hatıra ve sağlam bir ders idi…
Babamlar mı? Hatırladığım kadarıyla halen hikayeyi bilmiyorlar…
Originally published at atakane.com.