Dubai — Gecikmiş bir yazı

Junaid Varam’ın tasarladığı bu tatlı logo arabaların plakalarında, billboardlarda, şehrin her yerinde bu aralar. İngilizce ve Arapça ‘Dubai’ yazıyor aynı kelimenin içinde.

Bir süredir Dubai’de yaşıyorum. Bu yazıda sadece bir startupçı kafasıyla değil, enine boyuna Dubai’yi anlatacağım. Biraz uzun olabilir, savulun.

Türkiye’de yurtdışıyla ilgili abartılı bulduğum birçok genelleme var. Çevremdeki insanlar genelde gidişattan memnun olmadıklarından ve kaçıp gitmek istediklerinden, bazı ülkeleri ve şehirleri Valhalla gibi görmeye başlıyor. Bunu yadırgamıyorum, benim de Uruguay, Kamboçya gibi yerlere yerleşme hayalim olmadı değil.

( Sonra bkz: http://www.dunyabirmasaldir.com/kambocyaya-yerlesmek-ve-aylik-400a-krala-komsu-yasamak/)

Dubai de — her ne kadar internet/teknoloji girişimcileri için olmasa da — genel Türk girişimcisi için son 10–15 yıldır ‘kutsal topraklardan’ birisi. Türkiyede gazete manşetlerine çıkan ‘Dubai’ye gitti, servetine servet kattı’ ya da ‘Serbest bölgeymiş her yer abi, vergi sıfırmış’ haberlerini görünce haklı olarak bir fantezi oluşuyor bu şehre karşı.

Bununla beraber, Türkiyede özellikle yaratıcı sektörlerde çalışanlar için ise bir ‘ruhunu kiralama’ serüveni Dubai. ‘Git, paranı biriktir sonra gel burada ajans kur’ fikri çok yaygın zira Doğu’ya yukarıdan bakma, orada yaşanmayacağını düşünme alışkanlığımız var.

Bu ikisini de bilerek geldim Dubai’ye, o açıdan gözlemlerimin her 2 kitleye de yararlı olabileceğini düşünüyorum. Aşağıda aşama aşama detaylandıracağım, ilginizi çekmeyen başlığı atlayın.


Vize, Yerleşim İzni

Öncelikle tüm dünyada çok karıştırılan bir konuya değinelim. Dubai bir şehir/emirlik, bir ülke değil. Birleşik Arap Emirliklerine bağlı bir şehir ve hayır, başkenti de değil. Abu Dhabi başkenti BAE’nin. Doğal olarak buraya gelmek için BAE konsolosluğuna başvuruyorsunuz turistik amaçlıysa ziyaretiniz. BAE’nin Türklerden vize istemesi konusuna girmeyeceğim siyasi olduğu için ancak 60 Euro diye biliyorum ücreti. Emirates ile uçarsanız kolaylıkları varmış, bir bakın derim. THY de 85 Dolar karşılığında ‘destek sağlıyormuş’. Tam olarak ima edilen ne, bilmiyorum.

Ben çalıştığım şirketin sponsorluğunda geldim o yüzden yukarıdaki süreçten geçmedim. Burada çalışacağınız şirket sizin için bağlı olduğu Serbest Bölge’den vize çıkarıyor 2–3 aylık başta, ardından 3 senelik yerleşim izni için başvuruyorsunuz Dubai’ye gelince. O açıdan, sadece Dubai’deki şirketten sponsorlu vizenin çıktısını almanız Dubai havalimanında vizeniz pasaportunuza basılana kadar olanki süreçte size yetecektir.

Bu konuyu kapatmadan şunu belirtmekte fayda var: Eğer Hepatit B gibi bir hastalığınız/taşıyıcılığınız varsa, burada yerleşim izni alırken sağlık kontrollerinde ortaya çıktığı an sınırdışı işlemlerine başlayabiliyorlar. Bu şartların hafifleştirildiğini okusam da çok sayıda sınırdışı edilen insan olmuş bu zamana kadar. İyi araştırın derim öyle bir durumunuz varsa.

Bir Startup Olarak Dubai

Startup camiasındakiler Start-up Nation kitabını bilirler. İsrailin ‘ekonomik mucizesini’ ele alan bu kitap, ülkenin kuruluşundan bugününe kadar olan süreci bir startup analojisi olarak değerlendirir. Bunun bir benzeri de IŞİD için yapılmıştı son dönemde. Kuruluşu, pazarlama stratejisi, rekabet avantajı, gelir kapıları vs ele alınarak.

Dubai, bu açıdan, İsrail’le kıyaslanabilecek bir başarı hikayesine sahip. 20 sene içerisinde bir çölden metropol bir şehir çıkarabilmek gerçekten mucizevi. (Dünyanın en çok ziyaret edilen 5. şehri şuan.)

Fakat benim asıl ilgimi çeken growth hacking tarafı. Şehir adını öyle sıklıkla duyuruyor ki, markalaşmaması imkansız olurdu zaten. Bunu yaparken tabi ki PR tarafına yatırım yapıyor ama bu şehrin absürd gerçeklikleri veya burada yapılan projeler zaten organik olarak dünya medyasında kendine yer buluyor. Burj Al Arab, Burj-Khalifa, Palms Jumeirah bunlardan bazıları.

Burj Al Arab
Dünyanın en uzun binası, Burj Khalifa

Burada değinmeden geçemeyeceğim: Burj Khalifa’nın mimarı aslında dünyanın en uzun binasını dikme niyetinde değilmiş. Projesini sunduğunda Şeyh Muhammed (Dubai Emiri, aşağıda özel olarak bahsedeceğim) tatmin olmamış ve ‘bana daha iyi bir şeyle gel’ demiş. Mimar da düşünüp taşınıp dünyanın en uzun binalarını araştırdıktan sonra yaptığı sunumda Şeyh Muhammede Burj Khalifa’yı sunmuş. Muhammed de uzunluğunu görünce ‘tamam, bunu sevdim’ demiş ve mimarı her açıdan desteklemiş bu proje için.

Suni kum dökülerek oluşturulmuş Palmiye Adaları, ucunda da Bahamalardan gelen Atlantis oteli var
Şaka değil, Dubai Emniyet Müdürlüğü ‘supercar’ siparişi verip duruyor, bunlar polis arabaları
AVM içinde kayak pisti, Mall of Emirates’te

Tabi, yukarıda bahsettiğim turistik hub olma özelliği sadece AVM’de kayak pisti açarak ya da dünyanın en uzun binasını inşa ederek olmuyor. Bunun için, burada İstanbul-THY ilişkisini düşünebilirsiniz, Emirates havayolu şirketi de kritik önemde, zira insanların buraya rahat bir şekilde ulaşabilmeleri gerek. (Bir diğer dev Etihad, Abu Dhabi odaklı. Bu da BAE’nin uluslararası havayolu rekabetinde 2 büyük şirketle temsil edilmesi demek.)

Emirates ile THY arasında çok fark olduğunu söyleyemem. İkisi de iyi.

Şuna değinmekte yarar var: Sanılanın aksine, Dubai gelirlerinin çoğunu petrolden elde etmiyor. Hatta petrolden elde ettiği gelir baya düşük diyebiliriz. Petrolün beslediği şehir Abu Dhabi.

Dubai petrol gelirlerini iyi değerlendirip ekonomisini ‘çeşitlendirebilmiş’ bir şehir. Her ne kadar başlangıçta Türkiyedeki gibi bir ‘inşaat’ furyası olsa da — şuan da devam ediyor ama kıyasla az — yarattıkları serbest bölgelerle inşaat dışında medyayı, uluslararası ticareti vs aktifleştirip şehri finansal bir hub’a dönüştürmüş(ler). (Şeyh Muhammed tek başına yapmış diyebiliriz.)

Bu ekonomik stratejiyle 50–60 yıl sonra Doha’yı veya Abu Dhabi’yi duymayabiliriz ama tahminlerime göre, küresel ısınma vahşi bir sorun teşkil etmezse, Dubai’yi hala duyuyor olacağız.

Şeyh Muhammed

Dubai’nin son 30 yılı incelendiğinde bu kadar hızlı bir gelişimin aslında belirleyici sebepleri var. Yukarıda bahsettiğim gibi, petrol çok olmasa da tabi ki önemli bir faktör, aynı zamanda Abu Dhabi’nin de atılımını gözardı etmemek gerek ancak bir faktör var ki onu çok ayrı bir yere koymak gerekiyor: Şeyh Muhammed.

My Vision diye bir kitabı da var. (Şeyh Muhammed)

Kişisel olarak Emirlik yönetim tarzını sevdiğimi söyleyemem, tek adamlık hoşlandığım bir yönetim tarzı değil ancak tüm bu şanssız coğrafyada (Ortadoğu) tek adamlık bir yerde vatandaşlarına ‘gerçek’ bir katkı sağlıyorsa, o da Dubai gibi görünüyor.

Şeyh Muhammed’i bir kurucu olarak değil de, Google’ın başına geçmiş bir Eric Schmidt gibi ya da Facebook’un şuanki Facebook olmasında kritik önem sahibi Sheryl Sandberg gibi düşünebilirsiniz. Bir ‘dönüştürücü’ olarak.

Coğrafya’nın şartlarını düşündüğümüzde, gerçek bir vizyoner olarak karşımıza çıkıyor, devraldığı günden itibaren yarattığı etki rakamlarla da, halkı arasındaki destekle de ölçülebiliyor. Dubai’yi petrol yerine ‘ticaret hub’ı olarak konumlaması ve ekonomik modelini çeşitlendirmesi de yaptığı işin ne kadar farkında olduğunu gösteren başka bir faktör.

Yine yukarıda bahsettiğimiz Emirates Havayolu’nun kurucusu, Fly Dubai’nin de kurucusu. Burj Al Arab projesini ortaya çıkaran, Burj Khalifa’ya tüm kapıları açan kişi. Hatta, şuan öğrendiğime göre yaşadığım The Gardens sitesini bile projelettiren kişi o.

The Gardens Amerikan tarzı bir yerleşim alanı

Yinelemekte fayda var, tek adamlıktan hoşlanmıyorum. Bu sadece despotluktan hoşlanmamamdan kaynaklanmıyor, ekonomik olarak da tek adamın emrindeki bir ülkenin sürdürülebilir bir kalkınma sağlayabileceğini düşünmüyorum. Kevin O’Leary’nin yatırım yaptığı girişimlerdeki ‘tek adamlara’ sorduğu soru aklıma geliyor: ‘Buradan çıktıktan sonra sana bir otobüs çarpsa ve ölsen, şirket ne olacak?’

https://www.youtube.com/watch?v=XP_fHiPqqQw

Ancak vizyoner karakterleri de takdir etmemek ikiyüzlülük olur gibi geliyor.

BAE, 2021'de Mars’a insansız araç gönderecek

Demografik Yapı

Katar’la benzeşen çok tarafı var BAE’nin. Hatta tarihsel olarak Katar aslında BAE’nin bir parçası olabilirmiş fakat bağımsızlığı tercih etmiş. Yani bugün Doha yerine Katar’ı bir BAE emirliği olarak düşünebilirdik.

Ama bana kalırsa, tarihsel bağların ve petrol gelirlerinin dışında en çok benzeşen konusu demografik yapısı. Katar gibi, BAE’nin — ve daha çok Dubai’nin — nüfusunun %90'ı burada ‘expat’ diye genelledikleri yabancılar/göçmenler. Şimdi bu ‘expat’ tanımı Türkiye’de ve genel olarak dünyada Batılılar için yapılır. Batılıların da hoşuna gider bu zira bir ‘immigrant’ yani ‘göçmen’ olarak anılmazlar ve böylece ayrımcılığa da uğramazlar. Bunun için bkz

Dubai’nin expat diye genelleştirdiği kitlenin nüfusun %90'ı olması, burada bir Emirlikli ile tanışma şansınızı da %10'a düşürüyor doğal olarak. Benim gözlemlerime göre Hintliler çoğunluk, Filipinliler onları takip ediyor ve sonra da Birleşik Krallık ve İrlandalılar var. (50–60 farklı milliyetten insan yaşıyor Dubai’de.)

Bu kadar çok farklı ulusun bir arada yaşadığı bir yer, evet. Ancak benim çok acı bulduğum bir gerçek, bu milliyetlerin ne yazık ki çok karışmadığı. Ghetto’laşma sosyal ilişkilerde direk ortaya çıkıyor. Örneğin bir Yeni Zelandalı, Avustralyalı veya İngilizle takılırken bir Türk genelde bir Türkle ve bir Hintli genelde bir Hintliyle takılıyor. Kendi kültürel kodlarını paylaştıkları insanların dışına çıkmıyorlar. Bu başta kulağa normal gelebilir ancak gözlemlerim bunun ‘kasıtlı olarak tercih edildiği’ yönünde. Yani, aslında insanların gerçekten de sadece ‘para’ için Dubai’ye geldiğinin en açık dışavurumu bu.

Mesela benim çalıştığım şirkette Donald Trump hayranı olduğunu bildiğim Müslüman karşıtı birisi var. Dünyayı Trump’ın kurtaracağını söylüyor. Ya da ortak tanıdığımızın olduğunu bildiğim bir Türk kadının Amerikan eşi Hintlilerden nefret ediyor ve bunu açık açık dillendiriyor.

Bu mesafe veya ırkçılık, adını ne koyarsanız koyun, Dubai’de zirvede. Şanslıydım ve birçok şehir gördüm şuana kadar ama buradaki rutinleşmiş ırkçılık son Hebdo karikatürünü insancıl gösterebilir.

Bunun başka bir boyutu da maaş ödemede ortaya çıkıyor. Burada bir internet şirketinde çalışan yazılımcı olan arkadaşım onun aldığı maaşın aynı işi yapan aynı yetenekteki bir Hintliden 4000 AED ( 3300 TL) daha fazla, bir İngilizden 6000 AED (5000 TL) daha az olduğunu söylemişti. Hatta laf arasında milliyet sınıflandırması yapmıştı ki ne yazık ki onda da haklı çıktı.

Onun ve benim gözlemlerime göre milliyetlere göre aynı iş, aynı yetenekteki dört farklı insan için maaş dağılımı:

(En yüksekten en aza)

  1. Emirlikliler, K. Amerika, Batı-Kuzey Avrupa, Avustralya, Yeni Zelanda pasaportlular
  2. Doğu Avrupa, Rusya, Türkiye, Latin Amerika pasaportlular
  3. Mısır, İran ve diğer MENA pasaportlular
  4. Hindistan, Pakistan ve Filipinler pasaportlular

(Bu arada Hint ve Pakistanlı işçilerin inşaatlarda köle gibi çalıştırılması konusuna girmeyeceğim. Bunun için ayrı bir yazı gerekebilir, çok karışık bir konu.)

Ehliyetinizin geçerliliği de buna paralel. AB, Türk, Amerikan ehliyetleri otomatik olarak BAE ehliyetine dönüştürülebilse de, Pakistanlılar ve Hintliler masrafını bilmediğim ama oldukça zorlu ehliyet kursuna gitmek zorundalar. (Bunda ırkçılık var mı emin değilim zira Hindistandaki trafik kuralları ile ilgili hep kötü şeyler duydum, ama yine de.)

Bunlardan bahsederken çok önemli bir gerçeğin de altını çizmek gerekiyor. Sendika veya sendikalaşma çabası yasadışı. Doğal olarak bu duruma itiraz etmeniz için başvurabileceğiniz kolektif bir oluşum yok. Ancak bu konuda Emirlik iyileştirmeler yapmış son zamanlarda, işçi güvenliği ve maaş adaletsizliğini olumlu yönde etkileyeceğini söylüyorlar. Umarım doğrudur.

Son olarak BAE vatandaşlarından bahsedip bu konuyu geçeceğim. Eğer ki BAE vatandaşı olarak doğduysanız — doğmadıysanız, vatandaşlık alma şansınız %0 gibi bir şey — devlet size zaten orta sınıf maaşı ödüyor. Emirati bir kadınla evlendiğinizde 20.000 USD alıyorsunuz hükümetten ve iş kurmak için kredi de veriyorlar.

Şunu da unutmamak önemli biz Türkler için, Emirlikliler Schengen vizesinden muaf. Elini kolunu sallayarak girebiliyorlar Schengen ülkelerine.

Kapitalizm

Yine söylüyorum, karşılaştırmalarıma göre, onca şehir arasında Dubai gördüğüm en kapitalist şehir olabilir. ‘En kapitalist ne demek be?’ diyebilirsiniz.

Havalimanından başlayarak buranın Ağaoğlu’su DAMAC’ın Bugatti Villalarının reklamlarını görüyorsunuz her yerde bu aralar

Şöyle efendim, bir siteden daire aldınız diyelim. Belki milyonlar harcadınız o daireye ve yerleşmeye karar verdiniz. Ödeyecekleriniz onunla bitmiyor. Binanızın önündeki — dikkat edelim buraya, siteden bahsediyoruz — otoparka arabanızı park edebilmek için o park alanını da satın almanız gerekiyor. Rakamlar değişse de 3000 AED ile 9000 AED’yi duydum. Bu bizim şirketin otoparkında da oldu. Normalde ücretsiz olan otopark birden birisine devredilmiş ve çalışanları normalde ücret ödemedikleri otopark için şimdi yıllık ücret ödemek zorunda.

Evinize internet mi bağlamak istediniz? Aylık 300 AED’yi (248 TL) gözden çıkarın o zaman. Bunun 1000 AED olanı da var ama daha ucuzunu görmedim ben. Şuana kadar — ki İsveçte yaşadım — gördüğüm en pahalı ‘en ucuz internet seçeneği’ ücreti bu.

Onun dışında, AVM’ye gittiniz. KFC aldınız ve masanıza oturdunuz. Zaten yollarda görmekten bıktığınız reklamlar hoop tepsinizi koyduğunuz masanın üzerinde oynamaya başlıyor direk. (Bu arada Türkiye için iyi bir fikir, built-in ekranlı yemek masası. Sanırım vardı bir yerde.)

Burada anlatmaya çalıştığım, kapitalizm çok ‘görülür’ bir şekilde yaşanıyor burada.

Ekonomik yapıları benzediği için henüz gitmediğim Hong Kong, Singapur ve Monako’yu da böyle hayal ediyorum o yüzden.

Şirket kurma, Startuplar, Fırsatlar

Öncelikle şu 3 şeyden bahsetmem gerekiyor:

  1. Bundan 5–10 sene önce Türk Lirası henüz bu seviyelere düşmemişken, bir Türk Dubai’ye gelip İstanbul fiyatlarıyla yaşayabiliyormuş. Bir de Türk Lirasının o zaman güçlü olduğunu düşünürseniz, Türkiyeden getirdiğiniz parayla gayet iyi geçinebiliyormuşsunuz. Ancak bu sıralar 1 TL = 1.21 AED olduğu için Türkiyeden getirdiğiniz paralar burada çok çabuk eriyor. Neden mi? Şundan.
  2. Bir işletmeyi Serbest Bölgeler dışında açmayı planlıyorsanız, BAE vatandaşı bir ortağınız olmak zorunda ve bu ortak şirketin %51'ine sahip olmak zorunda. Anladığım kadarıyla bu %51, karar mekanizmasında genelde etkili olmuyor zira burada tanıştığım birkaç girişimci hava parasıyla o işi çözmüş. Yani, imzası için hava parası ödemişler BAE’li ortaklarına. Yukarıda yazdığım devlet gelirlerini de düşünürseniz BAE vatandaşı olmak aslında üzerinize para yağması gibi bir şey.
  3. Hayat giderleri çok yüksek. Çalışanlarınızı insan gibi yaşatmak istiyorsanız burada aylık 8–12.000 AED ödemeniz gerekecek en az. Bu da 6.600 TL ile 10.000 TL arası. 3 çalışanı olan bir şirketin daha ilk ay sonu ödemesi gereken maaşı 20–25.000 TL üzerinden düşünün. Hee startupız, hepimiz aynı evde yaşarız diyorsanız bu masrafı büyük ölçüde düşürebilirsiniz. Ama büyük bir yatırım yapıyorsanız zaten koymayacaktır zira ROI’nız da yüksek olur vergisiz. (En genel hatlarıyla yazdım burayı.)

Dubai bir ticaret hub’ı. Doğal olarak uluslararası ticaret yapıyorsanız veya yapmak istiyorsanız ve belli bir sermayeniz varsa atlayın gelin hemen. Ekosistemi baya güçlü, bankacılığı iyi, tanınırlığı iyi ve limanları da gayet güzel. Altyapısı çok sağlam bu açıdan. (Sıfır vergi!)

JLT (Jumeirah Lakes Towers), dünyanın en prestijli serbest bölgesi DMCC’nin olduğu semt

Özellikle restoran açmak isteyen Türklere sesleniyorum: Evi, arabayı satıp gelin. Restoran sayısında Paris’le, Londra’yla yarışan bir şehir burası. Seçenek çok. Zilyonlarca kaliteli zincir ve şef buraya akın ediyor. Bir sürü Hint lokantası, Doğu Asya lokantası var. Rekabet yüksek ama talep de çok yüksek. Herkes dışarıda yiyor. Kesinlikle kötü bir yatırım olmayacaktır.

Gelelim internet/teknoloji ekosistemine.

Dubai, sektörlere göre bölünmüş şehir planlaması yapılırken. O yüzden her sektörün kendine ait semti var. Medya şirketleri Dubai Media City’de, ticaret şirketleri JLT’de, medikal şirketler Dubai Health City’de, spor kulüpleri Sport City’de vs.(İstanbulda tekstilin Merterde olması gibi) İnternet/Teknoloji şirketleri için de Dubai Internet City’yi kurmuşlar. Burada Google, Microsoft, Oracle, IBM, HP, Intel gibi devlerin ofisleri var. Seed aşamasını geçmiş kar etmeye başlayan startuplar da burada ya da Media City’de ofis tutuyorlar genelde.

Buradaki ekosistemin benim gördüğüm kadarıyla en büyük eksiği bizdeki gibi büyük bir başarı hikayesinin olmaması. Dubai de kendini ticaret üzerine konumladığından önceliğini bir türlü tech sektörüne kaydıramamış yıllardır. Çabalar var ama hala gelip burada şirket kurmak, buraya taşınmak için cazip mi emin değilim.

Avantajları yok değil, örneğin dirhem (buranın para birimi) dolar karşısında sabit. Bazı accelerator programları var, başlangıçtaki maliyetinizde yardımcı olabilir Turn8 gibi. (30k usd seed yatırımı yapıyorlar bildiğim kadarıyla) Ya da Google partneri Astrolabs gibi bir co-working/accelerator’da kurarsanız şirketinizi 50 yıl boyunca gelir/kurum vergisi ödemiyorsunuz, bir de 5 sene otomatik olarak yerleşim izni alıyorsunuz. Ama şunu belirtmekte fayda var, başta kişi başı yerleşim izni için 2000 dolar ve 3–5 sene sonra yenileme için 5000 dolar gibi bir mebla ödemek zorundasınız. Yani Türkiyeyi geçtim, ABD ve Avustralya gibi ülkelerdeki başlangıç maliyetinden de 5–10.000 dolar daha maliyetli burası.

Buraya gelip şirket kuran Ortadoğululara sorduğumda avantajın lokal pazarda ürünlerini test edebilmek olduğunu söylemişlerdi. Yani, daha küçük bir Ortadoğu ülkesinden buraya gelip burda validate ettikten sonra global büyümeyi hedefleyen startuplar için ideal bir yer Dubai. (Böyle girişimcileri çekemediği için Türkiye düşünmeli.) Bu açıdan Türk startuplar için bulunmaz bir nimet olan 80 milyon nüfus yok tabi burada.

Şeriat, Yasaklar, Paradokslar

BAE şeriat ile yönetilen bir ülke. Ancak kapitalizmle aranız ne kadar iyiyse şeriat/din ile mesafeyi o kadar açıyorsunuz. En azından şuana kadar ki örnekleri böyle. Konu Dubai olunca iş daha da ilginçleşiyor zira Dubai’nin komşusu Sharjah şehri katı bir şeriatla yönetilirken Dubai oldukça esnek bir şeriat ile yönetiliyor. Nedenini tahmin etmek çok zor değil.

BAE’deki yasakların bazıları şöyle:

  1. Whatsapp call, Skype, Messenger call vs yasak. Bu şeriatten ziyade VoIP ile alakalı. Buranın Turkcell’i olan Etisalat ve Avea’sı olan Du’nun anayasal haklarını kullanarak bu servisleri engellemesi aslında. Bunu aşmanın yolları var ama ben direk gruveo.com’u kullanıyorum bu aralar. (Teşekkürler Slovakya!)
  2. Kız arkadaşınız mı var? Birlikte eve geçip bir şeyler mi içeceksiniz? Olası bir polis kontrolünde (Dubai’de gelip kontrol etmiyorlar ama bir şekilde dahil olursa polis) kız arkadaşınızın orada kaldığı tespit edilirse ve evli değilseniz, birkaç sene hapis cezası alabilir ardından da sınır-dışı edilebilirsiniz. Burada birçok insan tanıyorum sevgilileriyle evlenmek zorunda kalan sırf birlikte yaşayabilmek için. Şunu okumanızı öneririm.
  3. Türkler, bu sizin için geliyor. Gece dışarı çıktınız, arkadaşlarınızla buluşup bir şeyler içeceksiniz. Her şey Türkiyede olduğu gibi. Bir farkı yok. Yalnız, gece dışarı çıkmadan önce evde biraz alkol almak istediniz diyelim. Gidip alkol satılan yerlerden alkol alamıyorsunuz. Neden mi? Çünkü alkol lisansınız yok. Neden mi yok? Çünkü Müslüman bir ülkenin vatandaşısınız. Şaka değil. Gece kulübüne gidip zil zurna sarhoş olabilirsiniz — bu da normalde yasak ama tolerans gösteriliyor — bir Türk olarak ama gidip alkol satın alamazsınız burada. Yani Emirati yasaları gece kulübünde sizin Türk olduğunuzu unuturken alkolü satarken birden hatırlıyor. (Duty Free ile falan çözüyorsunuz o engeli, ya da buradaki Hıristiyan bir arkadaşınız alıyor vs.)
  4. Dışarıda öpüşmek (bu gece kulüplerinde de geçerli), elele yürümek yasak. Dubai’de bu biraz daha hoş görülüyor. LGBTT’den bahsetmiyorum bile.
  5. Ramazan’da iftar vaktine kadar dışarıda su içmek, yemek yemek yasak. Arabanın içinde bile olsa yasak.
  6. Gece çıkıp alkollü bir şeyler içtiniz. Sonra arabanıza bindiniz ve eve dönüyorsunuz. Evet, arabanıza bindiniz ve eve dönüyorsunuz Dubai’de. Çünkü polis kontrolü yok genelde. Ben bunca zamandır bir kere bile görmedim. Çevremde gece arabasıyla çıkan bir sürü insan var. Bunun şöyle bir riski var: Kaza yaparsanız ve alkollü olduğunuz anlaşılırsa 8 seneye kadar hapis cezası var. Ancak bunun da çevresinden dolanmak kolay anladığım kadarıyla.

Hayat Standartları

Yazının başında BAE tarihine girmedim fazla ama İngiltere ile olan sömürgeci-sömürge ilişkisi ister istemez değinmem gereken bir konu. Bayrağının tarzı ve renklerinden anlayabilirsiniz. (Tipik sömürge Ortadoğu ülkesi için belirlenmiş şablonun pek dışına çıkılmamış.)

Burada trafik sağdan da aksa tüm düzenlemeyi ve planlamayı İngilizler yapmış. Trafikte sürücüler saygılı, çevre düzenli gözüküyor. Bir inşaat yapılırken tüm uyarılar yerleştiriliyor, yolda yürürken başınıza bir şey düşmesi riskini düşünmek zorunda kalmıyorsunuz.

Zamanında İngilizler BAE’yle oturup bu konuda anlaşmışlar. Biz size planlama, tasarım verelim siz de bizim burada bir üssümüz olun diye. (Daha detaylı bu tabiama kısaca bu olmuş) Güzel bir anlaşma olmuş, şehir gerçekten çok düzenli. Karmaşa yok, her şey tıkır tıkır işliyor.

Makinistsiz metroları var örneğin, her yere girmiyor Avrupadaki gibi ama havalimanı kalitesinde duraklar ve çok dakik bir işleyişi var.

Dubai’de bir metro istasyonu

Restoran ve hotel sayısı binlerle ifade edilince artık rekabetten midir yoksa iş etiğinin yüksek olmasından mı, hizmet sektörü çok iyi. Bir restorana gittiğinizde garsonlar ‘gerçekten’ hürmet ediyorlar. Yemeği servis ettiklerinde sonrasında ‘nasıl olmuş? Beğendiniz mi?’ diye sormayan garson yok. Türkiyede orta ve üst sınıf restoranlarda bile dengesiz garsonlarla muhattap olabiliyorsunuz. Suat Taşpınar’ın şu yazısını ‘rica ediyorum’ okuyun.

Bir diğer konu da güvenlik. Sanırım övüp övüp bitiremeyeceğim bir konu varsa o da güvenlik konusu. Dubai, yaşamayı düşündüğünüz birçok şehirden çok daha güvenli, bundan emin olabilirsiniz. Kapıların kitlenmediği başka bir yer olarak sadece Norveç’i hatırlıyorum.

Bunun sebebi buraya gelebilmeniz için gereken şartlar aslında. Burada çalışacaksanız zaten şirketler az ödeme yapmıyor doğal olarak hırsızlık yapmayı düşünmüyor kimse. Sokakta dilenci bile bulamazsınız. (Bunu gördüğüm ilk şehir.) Ayrıca cezalar çok sert bu konuda, tenezzül etseniz bile caydırıcı olacaktır. IŞİD tehditi tüm Avrupa ve K.Amerika’da varolabilir ama burada risk çok çok daha az.

Şehirle ilgili fark ettiğim kötü bir özellik Airbnb fiyat ortalamalarının 4-5 yıldızlı otellerden yüksek olması. Gerçi Dubai’de otelde kalmak çok daha iyi lokasyon/manzara vs için ama yine de alternatif için Airbnb’nin yarışamıyor olması üzücü.

Araba almak çok basit Dubai’de, araba kredisi var. Maaş bordrosu ve banka ekstrenizi götürüyorsunuz bankaya, krediyi alıyorsunuz. Genelde 3 senelik planlar var ama 4–5 seneyi de duydum. Arabasız yaşamak zor burada. Petrol ucuz ve mesafeler uzak, kesinlikle düşünün derim burada yaşarsanız.

Gece Hayatı, Alternatif Dubai, Yapılacak şeyler

Geçenlerde gördüğüm bir yazı. Bence ‘Cities do lack a soul if they have no past and if its ‘current’ is bombarded with only luxury’ şeklinde eleştirilebilir.

Şu konuda emin oldum: Dubai bu kadar şatafata ve lükse rağmen aslında hala sınırlı bir seçenek ağı sunuyor ziyaret edenlere. AVM, restoran ve gece hayatı dışında çok az şey yapabiliyorsunuz aslında. Buna direnen insanlar yok değil, sanat camiası büyüyor örneğin. Mainstream müzik grupları da geliyor. Alternatif olarak da seçenekler artıyor ama bu hızda hala bir Berlin, Beyrut, İstanbul ya da Barcelona ummayın yakın gelecekte. Bu biraz da insanların buraya geliş amacıyla alakalı. ‘Yaşamaya’ değil de, para biriktirmeye geliyor insanlar buraya. Realist olarak suçlayabileceğim bir sebep değil bu ama yan etkileri de oluyor işte.

Yine de ‘bana göre’ Dubai ile özdeşleşmiş birkaç isim verebilirim. Bunlar buradaki günlerinizi biraz daha farklı kılabilir.

Barasti’yi yazmamın sebebi biraz kişisel. Burası bir beach club ancak felsefesi sebebiyle Stockholm’deki Tradgarden’i hatırlatıyor bana.

Ne giyersen giy alakasız gözükmüyorsun burada ve kimse de aldırmıyor. Elbise giymiş bir kız şort-terlikle gelen bir çocukla takılabiliyor. Plajda şezlongda arkadaşlarınızla oturup içebileceğiniz ve rahat olabileceğiniz bir yer.
Alserkal Avenue

Alserkal Avenue buraya geldiğim ilk günden beri takip ettiğim ve ancak 1 ay önce ilk defa ziyaret edebildiğim bir yer. Antrepoları sanat galerilerine kiralamışlar. İstanbulda Sanayi Mahallesinin 5–10 sene sonraki halinden bahsediyorum yani. (Kolektif House pioneer olduğu için tebrikler.)

Alserkal’de tasarım pazarlarından, konuşmalara, walk-in sinemalardan, konserlere kadar birçok event oluyor. Gelirseniz uğrayın.

Dubai Creek

Dubai Creek şehrin eski halini görmeniz için ideal. Burası İstanbulun Eminönü’sü diyebilirim. Kendine has çarşısı da var. Gelmişken Bedevilerin nasıl yaşadığını sergileyene Dubai Müzesine de uğrayın.

Freshly Ground Sounds

Dubai’de sesini duyurmaya çalışan çok müzik grubu var. Birileri en sonunda çıkıp bunları biraraya getirelim, sonra her yerde konser verelim demişler. Çok da güzel olmuş. Çok kaliteli grupları içerisinde bulunduran Freshly Ground Sounds çıkmış ortaya. Buraya gelecekseniz başlayın Instagramda takibe.

Asia Asia

Tamam, bu çok alternatif bir teklif olmayacak ama Dubai’de ‘Friday Brunch’ bir zorunluluk. Genelde 13:00–17:00 arası açık büfe ve sınırsız içki. Brunch’ta içki hala yabancı olduğum bir konsept ama buradakiler ayda 1 kez yapıyorlar bunu. Fiyatları biraz tuzlu ama Dubai’ye geliyorsanız düşünün derim. (Bu arada bazı dini günlerde alkol yasaklanıyor şehirde ve o gecelere ‘dry night’ diyor Dubai’de yaşayanlar, ilginç gelmişti bana, direk özetliyor alkol tüketim boyutlarını.)

Tribeca

Tribeca gece bir kulübe geçmeden hem yemek yiyebileceğiniz hem de muhabbet edebileceğiniz sıcak bir bar. Yeni açıldığından (6–7 ay olmuş) çok fazla bilinmiyor ancak kesinlikle favorim oldu diyebilirim. Manhattan tarzında bir tasarımı var ve sahibi de tatlı bir kadın.

Şimdilik bu kadar, Medium için uzun bir yazı oldu ama buraya gelecek olan birisi için birçok şeyi açığa kavuşturabildiysem ne mutlu bana.