E-posta Alışkanlıkları: Kontrolü Yeniden Ele Geçirmek İçin Psikoloji Nasıl Kullanılır?

Fotoğraf: Jay Watson

En iyi öğrettiğin şey, en çok öğrenmen gerekendir.”- Richard Bach

Genellikle kişisel ve kendimi ifşa edeceğim konularda yazmam, ama son zamanlarda kendimle ilgili beğenmediğim bir şey farkettim: E-postalarımı çok sık kontrol ediyorum.

Bunu itiraf etmek o kadar kolay değil, çünkü, ironik olacak ama Hooked: How to Build Habit-Forming Products başlıklı bir kitabın yazarıyım. Bu, insanların ellerinden bırakamayacakları teknolojilerin nasıl geliştirileceğine dair bir rehber kitap. Ancak bir sorun var: Ben de kendi teknolojimi elimden bırakamıyorum.

Sabah kalktığımda ilk iş olarak e-postalarımı kontrol ediyorum. Öğle yemeğindeysem, tuvalete giderken gizli gizli e-postalarıma göz atıyorum. Kırmızı ışıkta durduğumda bile e-postalarıma bakıyorum. Beni en çok rahatsız edense, beraber vakit geçirmeyi en çok sevdiğim insanların yanındayken dikkatimi tamamen onlara vermektense kendimi e-posta gönderirken yakalamam. Geçenlerde iPhone’umda gezinirken kızım bana “Babacığım, neden hep telefonundasın?” diye sordu. Verecek doğru dürüst bir cevap bulamadım.

Alışkanlıklarım üzerinde tam hakimiyetim olduğunu söylemek isterdim, ama değilim. Dijital araçlara neden bağımlı olduğumuzu tam olarak bilsem de (sonuçta bu konuda kitap yazmış biriyim), bu durum yine de onları aşırı kullanmamın önüne geçemedi. Yani aslında e-postanın kendisi kötü bir şey değil; o da sadece diğerleri gibi bir araç. Ancak, son zamanlarda, nasıl ve ne zaman kullanıyor oluşum yüzünden bu aracın işimi kolaylaştırmak yerine bana nasıl zarar vermeye başladığını fark ettim ve bu konuda bir şeylerin değişmesi gerektiğine karar verdim.

Tabii ki, herkesin keyfini kaçıran şey farklıdır. Birinin sürükleyici bulduğu şey bir başkasına fazlasıyla sıkıcı gelebilir. Video oyunları, seyircili sporlar, sosyal medya, televizyon ve e-posta bazılarını çeker, bazılarını da iter. Bu böyledir.

Herkes e-postalarla benim kadar mücadele etmiyor olabilir, ama yine de herkesin işine yarayabilecek bazı noktalar paylaşabileceğimi umuyorum. Burada, alışkanlıkların psikolojisi hakkında bildiklerimi kullanarak kendi sorunumla baş edebilmemi sağlayan birkaç yöntem var.

Kancadan kurtulmak

Kitabım Hooked’da nesnelerin, üzerinde çok az düşünerek veya bilinçsizce yaptığımız bazı hareketleri ya da alışkanlıkları nasıl oluşturduğunu tarif ettim. Bu nesneleri kullanma dürtüsü, benim içsel tetikleyiciler dediğim şeylerle bağlantılıdır. İçsel tetikleyiciler, zihinsel bağlantılar ve hatıraların bildirdiği işaretlerdir. Belirli mekanlar, durumlar, rutinler ve en çok da nahoş duygular, içsel tetikleyiciler olarak işlev görürler. Kendimizi yalnız hissettiğimizde Facebook’a bakarız. Emin olamadığımızda o şeyi Google’da ararız. Sıkıldığımızda YouTube’a, maç sonuçlarına, Pinterest’e ya da dikkatimizi dağıtan çok sayıda dijital şeye göz atarız.

Benim durumumdaysa, bilinçsizce e-postalarımı kontrol edişim, kendimi özellikle rahatsız hissettiğim zamanlarla çakışıyor. E-postalarımı kontrol etme dürtüsüne direnmek, özellikle başka bir yerde olmam gerektiği hissine kapıldığımda çok zor oluyor.

Bu bilişsel sıkıntı, cevapsız soruların neden olduğu, zorlukla farkedilen endişe dalgaları olarak ortaya çıkıyor. Gelen kutumda bekleyen önemli bir şey var mı? Belki iyi bir haber? Ya da kötü? Belki de e-postamı kontrol edip, bu dürtüyü hızla ortadan kaldırabilirim? Şu anda bu yazıyı yazarken bile e-postalarımı kontrol etme dürtüsünü hissediyorum.

Tatile çıkmak çözüm olmadı. İşten uzun süre ayrı kalmak yanıtsız kalmış e-posta yığınları anlamına geliyordu. Dahası, çok nadir görülen akrabalarla yapılacak keyifsiz kısa diyalogların karışımı da huzursuzluk yarattı. Zoraki gülümsemeler, şarap yudumları ve ne tarafa yöneleceği bilinmeyen adımlar arasında akrabalar bir şeyler söylemeye çalışırken de e-postalarımı kontrol etme dürtüsünü hissediyordum.

Grubun eski üyeleri konuşma sırasında yaşanan tuhaf duraksamaları kokteyllerini dudaklarına götürerek kapatırken, 20'li yaşlarda olanlar yüzlerini ekranlarına gömüyordu. Belki de içkilerimizi ve telefonlarımızı aynı nedenle, o anki rahatsız gerçeklikten kısa süreliğine uzaklaşmak için kullanıyorduk.

Alışkanlığı ortaya çıkaran içsel tetikleyiciyi tanımak bu dürtüyle yüzleşmeme yardım etti. Sosyalleşme endişesi ve kaçma ihtiyacı konusunda ne yapmam gerektiğini hala bulamadım ama bu durumla ilgili farkındalığımı artırmaya çalışıyorum. Sadece o hissin varlığını kabul etmek bile, tetikleyicinin etkisini ortadan kaldırmanın bir yolu olabilir.

“İçkilerimizi ve telefonlarımızı aynı nedenle, o anki rahatsız gerçeklikten kısa süreliğine uzaklaşmak için kullanıyoruz.”

Tetikleyicileri ortadan kaldırmak

Zihinsel olarak rahatlamanın basit yollarını arıyordum. İlk olarak, takvimime e-postalar için zaman ekledim. Artık e-postaların tüm günümü meşgul etmesi yerine, günde bir kez e-postamdaki gelen kutumla toplantım var. E-postalarımı kontrol etme dürtüsünü hissettiğimde kendime sıranın ona da geleceğini, buna ayrılmış bir zaman dilimi olduğunu hatırlatıyorum.

İçsel tetikleyiciler davranışları zihinsel bağlantılar aracılığıyla başlatsa da, benim bu alışkanlığı kırmak için başa çıkmam gereken başka bir tür tetikleyici daha var. Dış tetikleyiciler hareketi, kullanıcının bir sonraki adımda yapmaları gerekeni söyleyerek başlatır. Bütün gün gördüğümüz bildirimler, simgeler ve butonlar bize kontrol etmemizi, açmamızı ve yanıtlamamızı söyler. Bazen bu bildirimler yararlı olsa da, diğer zamanlarda değildirler. Bu tür dijital ıvır zıvırlar dikkatimizi gereksiz yere dağıtabilir.

E-postamı kontrol etmem yönünde beni harekete geçiren dış tetikleyicilerden kurtulmak için ne yapmam gerektiğini biliyordum. Ancak, yapılmasının zorunlu olduğunu bildiğim halde bunu yapmak sandığımdan daha zor oldu.

Telefonumu yatağımın yakınında şarj etmeyi bırakmıştım, dolayısıyla artık bu bir problem değildi. Ama bir adım daha ileri gitmek için e-posta bildirimlerini kapattım. Telefonumdaki Gmail ikonunun üzerinde gördüğüm kırmızı mücevheri görmemek yoldan çıkmamı engelleyecekti ya da ben öyle olacağını düşündüm.

Maalesef bu fikir geri tepti. Uygulama simgesi hala ana ekranımdaydı ve telefonu her elime aldığımda bana üstü kapalı şekilde ne yapmam gerektiğini söylüyordu. Ekranda “Beni aç! Sana bir şey geldi!” diye bağırıyordu.

Her ne kadar iPhone’umdan uygulamayı tamamen kaldıramasam da (Apple buna izin vermiyor) yapabileceğim en iyi ikinci şeyi yaptım. Uygulamayı gömdüm.

Standford’daki Persuasive Technology Lab’de çalışan Dr. BJ Fogg bir davranışı yapmanın zorlaştırılmasının, onun gerçekleşmesi ihtimalini zayıflattığını varsayıyor. Ben de e-postaları açmayı zorlaştırmanın yollarını aradım. İlginç bir şekilde, sürece birkaç fazladan adım eklemenin e-postalarımı daha az sıklıkta kontrol etmeme neden olduğunu keşfettim.

E-posta simgesini uygulama klasörlerinden birinin ikici sayfasına koyduktan sonra, uygulamayı açmak biraz daha çaba gerektiriyor. Önceden uygulamayı açmak için ekrana bir kez dokunmam yeterliyken, şimdi uygulama klasörünü açmam, ekranı sola kaydırmam ve uygulama ikonuna tıklamam gerekiyor. İlginç bir şekilde, sadece iki adım eklemek bile çok fark yaratıyor. Artık telefonu elime her aldığımda Gmail bana bakmadığı gibi, o ekstra adımlar e-postamı açmamın o anda gerekli olup olmadığını düşünmem için bana zaman veriyor.

Akıntıyı tersine çevirmek

Son olarak, gelen e-postaların sayısını azaltmanın yollarını aradım. Ne kadar az e-posta gelirse o kadar az yoldan çıkacaktım.

İlk olarak, tatilde olmasam bile bana e-posta gönderen herkesin alacağı bir otomatik yanıt belirledim. Bu yanıt bana sıklıkla gelen soruların cevaplarından oluşan bir liste barındırıyordu. Örneğin, e-postaların büyük çoğunluğunun benimle görüşmek isteyen okuyucularımdan ya da girişimcilerden geldiğini fark ettim. Görüşme saati belirlemek için her biriyle düzinelerce e-posta içeren bir trafiğe girmektense, onlarla, benimle görüşecekleri zamanı belirlemek için kullanabilecekleri bir çevrimiçi takvim bağlantısı paylaştım.

Otomatik yanıt insanları gerekli bilgilere yönlendirdiği için sadece gelen e-posta sayısını değil, konu başlığı “Konuşacak vaktin var mı?” ve benzeri olan e-postaların yarattığı karmaşayı da azalttı.

Süreç devam ediyor

Bu benim için henüz keşfedilmemiş bir bölge. Genellikle şirketlere ürünlerinin daha akılda kalıcı olması için eğitimler veririm ve birçok şirket müşterileriyle ilişkilerinin devamlılığını sağlamak için uğraştığından verdiğim eğitimler hep ilgiyle karşılanır. Ancak şu anda teknolojiyi aşırı kullanma dürtüsünden kurtulmak istiyorum.

Dijital aletlerin kontrolünü yeniden ele geçirme konusunda mücadelede, (henüz) tüm yanıtlara ulaşmış değilim. Ama hayatımda bu açıdan değişiklik yapmak istediğimi biliyorum. Teknolojiyi ne zaman, nerede ve nasıl kullanacağımı bulma konusu ise hem kişisel hem de toplumsal olarak hala bir bilinmez sayılabilir. Hepimizin istediği ise alışkanlıklarımızın bizi kontrol etmesine izin vermektense, bizim alışkanlıklarımız kontrol edebilmemiz.

Peki ya sizde durum nasıl? Teknolojiyle bağlantılı ya da başka türlü, mücadele ettiğiniz kötü alışkanlıklarınız var mı? Kontrolü yeniden ele geçirebildiniz mi? Bu konuda bana bloğumdaki yazıma yorum yazarak ipucu verebilirsiniz:

http://www.nirandfar.com/2014/12/emailhabits.html

Nir Eyal, Hooked: How to Build Habit-Forming Products isimli çok satan kitabın yazarı ve NirAndFar.com’da ürünlerin psikolojisine dair blog yazıları yazıyor.

İlk olarak 22 Aralık 2014'te www.nirandfar.com’da yayınlandı.