Graffiti sanatının tarihi eski Mısır dönemine kadar dayanır. Ancak çıkış noktası II. Dünya Savaşı olarak biliniyor. Hatırlarsanız Almanya’yı ikiye bölen Berlin Duvarı’nın her iki yanı protest kişilerce boyanarak yazı ve sloganlarla doldurulmuştu. 1960’lı yıllara gelindiğinde ise ABD’de politik grupların görüşlerini duyurmak için bu yöntem tercih edilmiş ardından bağımsız bireyler grafitiyi geliştirmişti.

Ülkemizdeki graffiti sanatının tarihçesine baktığımızda ise sprey boyalar Türkiye’de ilk olarak komünistler tarafından kullanılmış ve bundan dolayı graffiti sanatçıları “komünist, anarşist” diye nitelendirilmişti.

Sosyal içerikli iletiler dışında, bireysel seçimleri de içinde barındırmaya başlayan graffitileri keşke her yerde görebilsek. Örneğin Brad Spencer’ın çalışmaları muhteşem. Belki resim ya da yazı içermiyor ama şimdiden heykelleriyle kamusal alanlarda sokak sanatına farklı bir yenilik getirmiş durumda. Sanatçı genellikle insan figürüne dayalı proje bazlı çalışmalar yapıyor ve heykellerinde malzeme olarak tuğla kullanıyor. Hatta bazen sokakta heykel çalışmasını yaptığı sırada, onu izleyenler arasındaki kişilere ‘Al, bir tuğla da sen koy’ diyebiliyor.

Umarım bir gün gri bomboş duvarlar yerine ya da saçma sapan figürlerle tasvir edilen havuzlar yerine bunları görebiliriz.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Didem Kökbil’s story.