Hareket Et


En çok sevdiğim sözlerden biri ve hayat felsefem olan ‘carpe diem’ in yanına yeni bir şey daha ekledim. Hareket Et!
Açıkçası carpe diem’in yanında hiç de özel değilmiş gibi duruyor ama aslında çok özel bir şey; çünkü hareket etmeden an bile yaşanmıyor. Bunu kabullenmek için de gerçekten en başta hareket etmeye, yürümeye ve böylece kilo vermeye başladım. Kilo verdiğim her gün de bir öncekinden çok daha güzel olunca bunu sürekli hale getirdim. Şu anda vermem gereken birkaç kilo daha kaldı ama toplamda 30 kilo verdiğim için artık zamana bıraktım bu işi.
O kadar kiloyu verince de aynaya baktığımda kendimi daha çok sevmeye başladım. Kendime olan güvenim artıyordu her geçen gün. Bunu günlük olarak fark etmem mümkün değildi ama şimdi geriye dönüp bakınca gerçekten farkı hissedebiliyorum. Örneğin eskiden insanlarla doğru düzgün iletişim kuramazken şimdi çok daha rahatım.
Her şey çok güzel gidiyormuş gibi geliyordu kilo verirken ama bir şeyi atlıyordum hep. Ben harekete geçmek için tembel ve korkak bir insandım. Aslında harekete geçtiğimi düşünürken tam anlamıyla harekete geçmemiştim. Bunun üstesinden gelebilmek için ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ama hayat bu konuda önüme ilginç bir fırsat koydu. Türkiye’nin en pahalı üniversitesinde okuduğum için okulu ödeyemedim (birkaç dönem). Bu konuyla ilgili bir buçuk sene önce bir yazı yazmıştım ama şimdi o yazıya dönüp okuyunca bile arada dağlar kadar fark görüyorum. Konumuza dönersek, okula gidemedim ve bütün arkadaşlarım okulda olduğu için evde, sokakta bir şeyler yapmalıyım diye ‘içimden’ düşünmeye başladım. İçimden diyorum çünkü bunu kendime itiraf etmeye bile korkuyordum. Bu korkuyla yaşarken ve bolca boş zamanım olduğu için sürekli olarak okuyup, araştırdım. Bir de gezebildiğim kadar İstanbul sokaklarında gezdim. O kadar çok okuyup, o kadar çok hareket ettim ki bu dönemlerde gerçekten harekete geçmek için yapmam gereken tek bir şey olduğuna karar verdim ve bunu dillendirmeye başladım. Sadece verdiğim kararı değil, içimden kurduğum hayallerimi de anlatmaya başladım; çünkü o kadar çok araştırma yapıp okuyordum ki, konuşmak artık çok daha kolaydı benim için.
Yine de hala o verdiğim kararı uygulamaktan çekiniyordum. Halbuki başlangıç olarak yapmam gereken tek şey, staj için mail atmaktı ama okula gidemediğim için ne yazacağımı da bilmiyordum. En sonunda bir gün şans eseri rastladığım bir firmaya mail attım. Tabii bu maili atmadan önce bir cv hazırlamam gerekiyordu. Hazırladığım cv, biri bana hobilerin ne diye sorsa göndereceğim cinsten bir yazıydı; ama işe yaradı ve görüşmeye çağırıldım, çok da güzel görüşmeye çağırıldığımı belirten bir geri dönüş mailı almıştım. Bana gelen o mail bütün korkularımı yerle bir etmişti. Tek bir mail’ın ardından bütün sosyal medya hesaplarımı, linkedin hesabımı düzenledim. Sonra kimlere, neden, nasıl mailler atmam gerektiğine dair bir liste ve maillerin hepsini özenerek ve çok samimi olduğuna inandığım bir şekilde hazırladım, gönderdim. Hepsinden geri dönüş de oldu. O gün bugündür mail uygulaması olarak outlook kullanıyorum ve ne zaman outlook uygulamasının özel sesini duysam çok mutlu oluyorum. Bir gün mail sesinden mutlaka sıkılacağım ama şu an mail’ın içeriği ne olursa olsun beni mutlu ediyor.
Evet, belirsizlikler ve korkuyla geçen iki buçuk yılın sonunda ilk kez gerçekten harekete geçmeyi başarmıştım. Sadece mailler ile kalmadı yaptıklarım ve şu an çok daha güzel şeyler oluyor hayatımda, onları da gelecekte daha netleşince anlatmak isterim.
Sonuç olarak, hareket etmek şu hayatta yapılabilecek en özel eylem.
Edit: Bu yazıyı yazmamın nedeni, biz gençlerin üniversiteye giderken bile kendimize yeni şeyler katmamız gerektiğini anlamamız gerekiyor.
Okuduğunuz için çok teşekkür ederim.