Havaalanında Kaybolan Cüzdan ve 150 Euro Üzerinden Türk Toplumunu Değerlendirmek
Sıradan bir deneyim uykumu kaçırdı ve aslında bunların hiçbiri kaybolan cüzdanla ilgili değildi. 150 Euro Türkiye’deki insanların paraya nasıl yaklaştığı konusunda beni düşüncelere itti. Bu bir utanç hikayesi.
Gerçek bir hikayeden alıntıdır.
Türkiye’de havaalanında var olmak düşününce çok farklı bir deneyimi yanında getiriyor. Kesif şekilde ter kokan insanlar, üzerindeki paltoyu da çıkarması gerektiğini bilmeyenler, yurtdışı çıkışı için harç pulu alması gerektiğini bilmeyenler, havaalanındaki döviz büfesinde kazık yiyenler, “Free Shop nerede?” diye soranlar… Kimler kimler…
Ben de dün Atatürk Havalimanı dış hatlar gidişe eşim ve oğlumla birlikte girdiğimde bahsettiğim deneyimleri bir defa daha yaşadım. Hollanda’da yaşayan bir arkadaşımızın bebeği oldu ve eşim de çocuğumuzla onu ziyarete gidecekti. Ben de onları bırakıyordum elbette.
Duty Free’den birkaç küçük siparişim vardı ve eşim bu siparişleri alırken cüzdanını maalesef orada unutmuş. Neyse ki pasaportlar falan başka bir cüzdandaydı, dolayısıyla yanında para ve kredi kartı olmadan uçaktan inmiş Schiphol’de. Cüzdanını kaybettiğini farkettiğinde akşam saat 8'di ve tabi üzüntüden ağlayarak beni aradı.
Neyse ki orada arkadaşımızın yanında kaldığı için paraya ani bir ihtiyaç durumu olmayacaktı, ancak kimlikler, kredi kartları, ehliyet, sigorta kartı falan bildiğin bürokrasi. 300 Euro ve 50 küsur TL’de cüzdanının içindeydi, ama olan paraya olsun, değil mi? (Aslında değil, açıklayacağım az sonra neden olmadığını) Tabi siniri de bozulmuş biraz. Onunla konuşmamın ardından ben de önce TAV’ı, sonra ATÜ’yü, sonrasında ise THY Lounge’unu arayıp eşimin adımlarını takip etmeye başladım. Herşeyden önce ise bankaları arayıp kartları iptal ettirip yenilerini istedim.
Gerekli yerlere kayıp cüzdan için kayıtlar bıraktım, şimdilik herhangi bir buluntu yoktu.
Bu sabah ise tanımadığım bir numaradan arandığımda cüzdanın tamamen kaybolduğundan emin ve hayatına üzgün devam etmiş biri olarak telefonu açtım. Arayan ATÜ, cüzdan bu sabah bulunmuş ve 9:51'de kayıp eşya ofisine teslim edilmiş. Soyadım tutuyorsa gidip alabilirim, herşey harika!
Kimlikler, ehliyet, kartlar, hepsi yerli yerinde. Ancak 50 küsur TL ve Euro’ların da 150'si kayıp. Yani cüzdanın içinde sadece 150 Euro bulunmuş. Diğerleri yok.
Şimdi, diyeceksiniz ki “Ulan cüzdanı bulmuşlar, kimlikler falan herşey yerli yerinde, siktir et 150 Euro’yu, alan almış işte”.
Hayır işte, öyle değil. Sizin düşündüğünüzü kayıp eşya ofisindeki memur da aynı kelimelerle olmasa da hissettirdi. Parasında değilim, hakikaten de çok seviniyorum cüzdan bulundu diye, çünkü kimlik ve kart bürokrasisine girmeyi ben de istemiyorum, doğru!
Bu yazıyı yazmamın sebebi para da değil, kimler kazıkladı bizi, 150 Euro’nun derdine düşmüyorum. Dikkat çekmek istediğim şey, bu toplumdaki patolojik psikoz aslında. Sıradan bir adamın düşüncesi hep aynı bu ülkede. Anlatayım:
Senaryo 1
Cüzdan tamamen kayıp olsa, eşim döndüğünde Havaalanı Karakolu’na gidip kayıt bırakacağız, zaten her yerde kamera var, ATÜ’de kaybolduğu için cüzdanı kimin bulduğu belli olacak, cüzdanı almaya çalışacaklar. Dolayısıyla da cüzdanı alan kişinin başı belaya girecek.
Senaryo 2
Cüzdan bulundu, kimlikler içinde ancak paranın tamamı gitmiş. Yani parayı alan 150 Euro’yu da bırakmamış, hepsini almış. Bir ihtimal, cüzdanı kaybeden kişiler olarak Havaalanı Karakolu’na gideceğiz ve şikayette bulunacağız, cüzdanı alan kişi bulunacak, başı belaya girecek. Ancak karakola gitmemiz hakikaten de bir ihtimal, iyi bir günümüze denk gelirse kimliklere sevinip para konusunda kendimizi nötr tutacağız. Konu kapanmış olacak.

Senaryo 3 (Türk kafası)
Cüzdan bulundu. Kimlikler, kartlar yerli yerinde, paranın da 150 Euro’su yerinde. Gerisi kayıp. Olan da bu zaten.
Şimdi, bu 150 Euro’yu alan adam bir Türk. Siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Buradaki önemli nokta bu adamın Türk olması değil ama, önemli olan şey bu adamın Türk insanının toplumsallığını iyi tanıyor olması. Biz zaten kimliklere seviniyoruz, paranın bir kısmı da yerinde. Demek ki karakola gidip şikayette bulunsak polisin biri diyebilir ki “Hırsız olsa paranın tamamını alır abi” (veya polis diyebilir ki ‘Kimlikler senin abi, boşver ne olacak’). Paranın bir kısmını alan kişi de bunu bildiği için zaten paranın yarısını cüzdanda bırakıyor. Bu topluma mensup olmak bunu gerektirir çünkü.
Türkiye’de düşünce sisteminin nasıl olduğunu ve yasaların nasıl işlediğini, kolluk kuvvetinin de nasıl tepki verdiğini çok iyi bildiği için paranın yarısını bırakıyor.
İşte bu mevzu, beni bu ülke ile ilgili düşündürüyor. Bu toplumsallık, bu ‘kısa yoldan kimi siksem yeridir’ yaklaşımı, bu ülkenin muasır medeniyet seviyesine yürümesini engelliyor. (İleri demokrasi?)
Sebebi tamamen eğitim. Sebebi tamamen eksik değer yargıları.
Belki bu yazıyı okuduktan sonra, bu kadar küçük bir mevzudan nasıl da böylesi geniş çıkarımlar yaptığımı soruyor olabilirsiniz. Ancak bazılarınızın da benimle aynı fikirde olduğunuzu ben biliyorum. Benzer düşüncelere çoğu zaman sizin de gark olduğunuzu biliyorum.
Bu ülke ile ilgili doğru gitmeyen bazı şeyler var ve bunların tamamı bir toplum olamamakta saklı. Düzgün bir eğitimin olmamasında, yasaların çalışmamasında, kolluk kuvvetinin eksik mevzuatında ve sahip oldukları değer yargılarında saklı.
En önemlisi ise her bir bireyin yetiştirilirken embed olarak aldığı “Başkalarını nasıl siksem daha kazançlı çıkarım?” yaklaşımında saklı.
Bugün cüzdanı teslim aldığımdan beri bunu düşünüyorum. Geçtiğimiz 1 senedir ise bundan daha fazlasını.
Eyyorlamam bu kadar.