Hayattan Öğrendiğim Bir Şey Varsa Oda İnsanların Kısa Sürede Değişebildiği

İstanbul dışında başladığı kırsal ve iyiliksever hayatına ve benimsediği özgürlükçü düşünceye, içine girmek için yanıp tutuştuğu yapının cafcaflı hayatlarını tadınca bir anda veda eden biriydi. Bir anda bize çok proleter düşündüğümüzü, farklı bir bölüm okumak için başka bir üniversiteye kayıt olduğumuzda da kapitalizme karşı kimsenin dik duramayacağını falan gevelemişti (Alakayı kimse anlamamıştı ama artık çok da umursanan biri değildi zaten). Öğrenimini gördüğü sanatın düşüncesi yüzyıllardır bu tür sapmalara ironi yapar ve dalga geçerdi aslında. Bir nevi yaptığı meslek, kişiliğiyle dalga geçer olmuştu. Normal şartlarda yüzüne bakmayacağı adamlara sarılır, çok güzel kahkahalar atar ve onlarla iş yapmak isterdi. Akşam buluştuğumuzda yaptığını meşru kılmak için çabalarken biz gülmeye başlardık. Sonra bir anda çıkıp para kazanmak için bunu yapması gerektiğini söylemişti. Biz hiç ses çıkarmadık.

Geçenlerde yine bir arkadaşla konuşuyorduk. O da farklı bir iş dalından bahsetti. Uzun uzun tartıştık.
Penis büyütücüler, bayan azdırıcılar, afrodizyak parfümler, bu kızları bu adam nasıl ayarttıcılar (kıllı ve göbekli ağabey görselleri ile), Gergedan al ailevi sorunlarını çöz sloganları, Panax alın bütün hastalıklarınız geçsin sms’leri, Bu hap Türkiye’de yasaklandı bannerları, Brazzers temalı Jhonny Sins görseli altına “O da bundan kullanıyor" popup’ları, organik enerji verici materyaller ve bunların dükkanları vs.

İçler acısı olan ise bu hedef kitlenin gerçekliği işte. Üstelik bunların “Bizim arkadaş denedi işe yarıyor” diye cümle kuran yalancı müşterileri bile var. Bunların arasında okumuş veya aydın diye nitelendirilen insanların sayısı dudak uçuklatacak cinsten. Zaten bunlar olmasa 15 milyon dolar başka nasıl kazanılır ?

Bir de şöyle kazanılır;
Sıcak su koyunca allah yazan sihirli kupa, namaz kıldıran akıllı seccade, zikirmatik, rüya tabirleri ansiklopedisi, cennette sizi neler bekliyor kitapları, helal çiğ köfte ve abdestli domatesler, islami oteller, tesettürlü bayanlar için plajlar, kapalı hanımlar için özel hoca eşliğinde fitness ve plates kursları, muhafazakâr beyler için besmele açılışlı ve erkek sesli navigasyon cihazları vs. Bu sektörde iş yapan bir firmanın cirosu ise 10 milyon dolar. İşin ironisi midir anlayamadım ama her iki sektöründe hedef/alıcı kitlesi aynı insanlar.
Şimdi herşeyin kalıp ve kurallarını bir kenara koyun ve okumaya devam edin…

-İki saattir beynimi ütüledin diyor. Bilsen ne olacak ?
-Olsun diyorum anlat sen.
-Gidip sağda solda reklam yapacaksın bilmiyor muyum amk. diyor.
(Gülüyoruz.)
Uzun uğraşlar sonucunda yeni işinden bahsetmesi için arkadaşımı ikna edebiliyorum. Kenar bir mahallede mutlu olabildiğimiz tarzda bir pub’da biralarımızı yudumlarken başlıyor anlatmaya;
-Bak, diyor. Sattığı malın cinsine rağmen bu adamlar için sonsuzluğun göğün üstünde yada yerin dibinde sürmesinin bir anlamı yok. Bilimsel cümleler kurarak sattığı aslında şekerden farkı olmayan sahte bayan azdırıcı hapın ve bir tutam sakalla kazanacağı sevapları öne sürüp dindar görünerek sattığı helal navigasyon cihazı arasında gördüğü tek fark ürünün kargo bedeli. Kimin neye inandığının ve düşüncesinin hiç önemi yok. Bu işte tek önem arz eden şey para. Bu nedenle Dubai’den tatil dönüşü aldığı hurmaları muhafazakâr şirket çalışanlarına ve ürün eşentiyonu olarak müştererine umre ziyareti hurması diye dağıttırırken, free shoptan aldığı küçük viski ve parfümleri diğer sektördeki çalışan ve müşterilerine hediyemiz diye dağıttırabiliyor. Ofislerin bazılarında daha düne kadar Zaman gazetesi duruyordu. Şu an malum sebepten kaldırdılar ama onlarda gazete çok biliyorsun. Diğerlerine de sol ağırlıklı gazeteler konuluyor. Hani şu okunmayanlardan.
(Gülüyor.)
-Kimse farkına varmıyor mu ? diyorum.
-Hayır bu imkansız diyor. Zaten hiç bir şirket kendinin değil. Ya akrabalarının üzerine yada çok eskiden beri yanında çalışan insanlar. Şirket sahipleri ama aslında müdürlük yapıyorlar. Bu işi böyle devam ettirebilmesi çok zor diyorum. İlla ki bir yerden açık verecektir. Konu bakanlar ve milletvekillerine girince susuyorum.
-Zaten ihracatını başka türlü yapamazsın diyor.
-Yuh diyorum. İhracatı da mı var ?
-Esas iş o zaten diyor. Almanya, Belçika başta olmak üzere Türklerin yoğun yaşadığı Avrupa ülkeleri, Arap ülkelerinin tamamı ve bazı Afrika ülkeleri.
-Kendi şaşkınlığımı mazur göremiyorum. Afrika mı ? E hani açtı bunlar ?
-Açlık önemli değil onlar için diyor. Bu allah yazan kupayı alınca cennete gideceğine inanıyorsa ve penisi büyüyünce mutlu olacağını söylüyorsan haftada 20 saatlik çalışmasını bunlara ayırabilir. Bu pastayı kime yedireceklerini sanıyordun ?
(Boşları almaya gelen garsona birer bira daha söylüyoruz.)
-Emin ol diyor, bugün ülkede devrim olsa en sıkı komünist bunlar olur.
-Haklısın diyorum.
(Eliyle hükümeti işaret ederek)
-Adamın iç dünyasında da bunlarla pek işi yok diyor. Sadece para için oynanan bu perde. Yoksa aslında iyi biri. Muhabbeti falan çok makara adam. Bir tanısan sende çok seversin.
(Elimde telefonla bir şeyler kurcaladığımı görünce)
-Sen ne yapıyorsun öyle ? diyor.

-“Dünyanın en büyük ahlaksızlığı bedenini değil fikirlerini satmaktır” diyen hangi yazardı ona bakıyorum diyorum…
One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.