“Hayvan Gibi” Diyen İnsan, Ne Gibidir?

İçgüdüsel olarak, sürekli birini birine ya da birini bir şeye benzetme alışkanlığı hepimizde mevcut. Sanırım beyin nasıl bir tavır takınacağına karar vermek için benzer konular taraması yapıyor içeride. Sonra da “hıı tıpkı şunun gibi” diyerek harekete geçiriyor bizi. Yanlışlarımızın çoğu da bundan kaynaklanıyor gibi. Çünkü bu benzeştirme sistemimiz nedeniyle çoğu zaman elma ile armutu kıyaslayarak değerlendirdiğimizden, karşımızdakine ya da benzettiğimiz kişiye/şeye haksızlık yapıyoruz.

Bu benzetmelerden en yaygını da kuşkusuz “hayvan gibi” tanımlaması. Hayvanseverlerin bile bir solukta söylemekten kendilerini alamadıkları bu benzetme koskoca ekolojik düzene saldırı niteliğinde adeta. Kendimizi evrenin merkezinde gördüğümüz yetmiyormuş gibi bir de neyi beğenmezsek bir hayvana benzetiyoruz, ya da “hayvan gibi” deyip toptan aşağılıyoruz. Halbuki öyle mi? Bildiğimiz ekolojik çember içerisinde kendi türüne ve diğer türlere sırf vahşet olsun diye zarar veren tek canlı insan değil mi? Çenesi bizden katbekat kuvvetli olan hayvanlar bile acıkmadıkları sürece hiçbir canlıyı öldürmeye kastetmiyorlar. Biz de utanmadan kalkıp, canilik yapan birine “hayvan” diye hakaret ettiğimizi sanıyoruz.

Bir de, resmi dil kurumumuz olan TDK’ya kadar girmiş bazı söylemler var. Örneğin; maymun iştahlı. (bknz: Deyimler ve Atasözleri Sözlüğü: § leyleği kuştan mı sayarsın, yazın gelir, kışın gider:
 sürekli olarak bir iş üzerinde durmayan, maymun iştahlı olan kişiye kimse güvenmez.) Hayatını hevesle alıp da, hiç kullanmadığı eşyalarla dolduran insanlara maymun iştahlı diyoruz. Halbuki kafeste tutsak olan maymunlar bile işine yaramayanı verdiğinde ya atıyor; ya da hiç almaya tenezzül etmeden kafasını çeviriyor. İnsan öyle mi? Hep daha fazlası için durmadan istek duyan; fakat edinimlerini elde ettikten sonra kenara bırakan insan canlısının huyu değil mi? Bu durumda insan iştahlı desek daha makul olacak belki de.

“Hayvan gibi” tabiri o kadar yaygın ki, her gün okuduğumuz haberlerde, sırf hevesleri ve anlık hisleri ile öldüren, tecavüz eden, hırpalayan insanlar gördükçe hayvanlara hakaret edenlere kızgınlığım daha da artıyor. Şiddetin sadece fiziksel değil, söylemde de gerçek olduğuna yürekten inan biri olarak, ilk önce ağzımıza mukayyet olalım diyorum. Türümüzde ördeğe bile tecavüz edebilen caniler barındıran insanlar olarak, tüm hayvanlardan özür dilemeliyiz. Doğal ortamlarında kendilerinden sonra gelecek türler için çevreyi bozmadan yaşayan ve aynı alanda farklı türde olsalar bile birbirlerine zarar vermeden bir arada yaşayabilen ekolojik düzenin diğer tüm canlılarından feyz almalıyız. Daha çok geç olmadan… Dünyayı hayvanlar yönetiyor olsaydı, şu an yaşanan acıları çekmiyor olabilirdik. Çünkü, şuna çok eminim: farklılıklara tahammülsüzlüğümüzü törpülemedikçe benzerliklerimizin farkına varıp, kendi türümüzde huzura eremeyeceğiz… İnsanoğlunu işte bu kurtaracak; doğanın bir parçası olmak.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Başak Bingüler’s story.