Eyyorlamam bu kadar.

Hiçbir Konuda Uzman Olmadan, Her Konuda Fikri Olanlar

Arkadaşlar bir araya gelince siyaset bilimcilere taş çıkarırcasına Türkiye’yi mi kurtarıyorsunuz? Berberde milli takımın kadrosunu olması gereken şekilde yeniden mi kuruyorsunuz. Köşedeki restoranı siz işletseydiniz para mı basardı? Doğru! Hiç bir konuda uzman olmadan her konuda uzman fikir beyan etmekten kaçınmıyoruz. Ve bu bizim suçumuz değil!

Eğitim sistemleri toplumları şekillendirir. Eğitim sistemlerinin başarılarını ya da aksaklıklarını o toplumda yaklaşık 20 yıl sonra kabak gibi gözlemlersiniz. Kendi gözlemlediğim, kendimde de gözlemlediğim, bir rahatsız edici durum olan “her konuda uzman görüş bildirme” hastalığı acaba nereden ortaya çıktı diye kafa yorarken, eğitim sistemine yöneldim ve yanıtlarımı orada buldum. Sizlerle de paylaşmak isterim.


Beyin ve Öğrenme

Bir insan herhangi bir şeyi nasıl öğrenir sorusuyla süreci aydınlatmaya çalışan ruh bilimleri ve eğitim bilimleri sigmoid eğrisi (S curve) ile bunu özetliyor.

Şeklin kısaca açıklaması şu: Eğer tıbbi bir mağduriyetiniz yoksa her insan her şeyi öğrenebilir. Fakat farklı sürelerde öğrenir.

Yukarıdaki şekil araba kullanmayı öğrenmek olabilir, üslü çoklukları parantez dışına çıkarmak da. Ağaca tırmanmayı öğrenmek de olabilir, apandisit ameliyatı yapmayı öğrenmek de. Her insan, kendine yeterli süre verildiğinde (yeterli deneyimleme ile) her şeyi öğrenebilir. Şekilde gördüğümüz gibi bir şeyi öğrenmeye, o konuyla ilgili sıfır bilgi ile başlıyorum. Belirli bir süre zarfında bilgimi arttırarak platoya ulaşıyorum. Yani onu öğreniyorum.


Şimdi gelelim bizim sisteme. 20–30 çocuğu bir sınıfa doldurup bunlara matematik gösteriyoruz. Bilim diyor ki konu ne olursa olsun bu çocuklar bunu öğrenebilir. Sadece hepsi farklı sürelerde öğrenecek. Bir tanesi matematiğe yatkındır 2 saatte anlar. Öbürü yatkın değildir 2 ayda anlar. Ama anlar. Fakat müfredat o konuyu vermemiz için belirli bir süre ayırıyor bize. Diyor ki: “Köklü çokluklara 2 hafta ve 6 ders saati ayırabilirsin.”

6 saat ayırdım. O konuyu öğrenenler var öğrenemeyenler var. Ardından bir sonraki konuya geçmek durumundayım. Yeni konuya da aynı şekilde ayırabileceğim belli bir sürem var. Öğrencilerimin öğrenmesinden bağımsız olarak yine bir sonraki konuya geçeceğim. Yani ölçütüm öğrencilerimin konuyu öğrenmesi değil bana ayrılmış zamana bağlı kalma.

Farklı kademelerde yoğun tekrar rağmen bir türlü tam öğrenilemeyen, öğrenme süreci yarıda kesilen konuları temsilen.

Düşünün bir öğrencisiniz. İlk konu kesirler. Öğretmen anlatıyor. Quiz ödev derken tam platoya ulaşacaksınız hop diğer konuya geçiyor. Ya biraz daha beklesek ben tam anlayacaktım onu? Neyse diğer konudan devam edelim. Payda eşitleme. E tabi konular birbiriyle bağlantılı. Kesirleri tam anlamadan payda eşitlemekte zorlanıyorum ama neyse, yine anlamaya başlıyorum, hop yetişmedi öbür konu. OBEB, OKEK. İyi de payda eşitlemeden imkansız çözemem bunu? Neyse test kitabımdaki metodu ezberleyerek onu da yapıyorum. Tam platoya ulaşacağım yine geçtik.

Şimdi bu bir tane ders. Bu çocukların ders programında 5–10 tane alan dersi bulunduğunu düşünürsek ortaya şöyle bir tablo çıkıyor.

Alın işte size hiç bir konuda uzman olmayan ama her konuda fikir beyan eden insanlar diyarı tablosu.

Hiçbir konuda tam olarak olarak platoya ulaşmadan, yani konuyu tam öğrenemeden, sınavlarda yetecek kadar bilgiyle mezun oluyoruz.

Bunun çözümü her öğrencinin kendi hızında gitmesine imkan veren eğitim teknolojilerine önce öğretmenlik pratiğine sonra da müfredata koymaktır. Konuya ilgi duyanlar Wikipedia’dan Differentiated Instruction, Flipped Classroom gibi anahtar kelimeleri aratabilirler.