Hikayesi Olmalı İnsanın

Sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri bakış açılarımızdan tutun da yaşam şeklimize kadar birçok alışkanlıklarımızın değiştiği gözle görünen bir gerçek. Son zamanlarda Instagram, Snapchat gibi ağlarda dikkatimi çeken bir konu oldu. Tam da fotoğrafımızın altında “Hikayen” diye bir yazı yer alıyor. Bilişim dünyasının insanların hayatlarından küçük kareler olarak yükledikleri fotoğraf ve video paylaşımlarını daha görünür kılmak için yaptığı bu yenilik sayesinde gerçek hayatta bir hikayem olup olmadığını sorgulama ihtiyacı hissettim. Aslında bir gün sonra kendiliğinden otomatik silinecek bir nevi günlük hikaye bu! Peki gerçek hayattan da silinebiliyor muydu! Sanal dünyada benim ne gibi bir hikayem olabilirdi ki! Gerçekten bu dünyada bir hikayem var mıydı! Yoksa herşeyimizi, hislerimizden tutun da yediklerimize kadar paylaştığımız sanal alem miydi! Daha da ötesi hayatta bir hikayem olması için şimdiye kadar ne yaptım gibi aklımda deli sorular! Küçük bir ayrıntı gibi görünen bu özellik reel hayatta kimbilir kimlerin yeni başlangıçlarına, yeni hikayelerine zemin hazırlıyordu!

Sahiden bizim bu dünyadaki Hikayemiz neydi?

Sosyal medya ağları bu özelliği sunana kadar bu dünyaya ne için gelmiştik, ne için yaşıyoruz, misyonumuz nedir, geride ne gibi bir eser ya da nasıl bir isim bırakacağız diye hiç düşünmemiştim! Günlük hayat koşuşturması içerisinde yaşayıp gidiyoruz işte diyerekten her sabah kalkıp klasik el yüz yıkamakla başlayan rutin işler monotonluğa gidene kadar, hikayeyi normal standartlarda yaşayanların değil de cesareti olanların yazdığını düşünene kadar! Bu satırları okuyan birçok insan hayatında en az bir defa da olsa şehirlerarası uzun yolculuk yapmıştır. Yolculuk esnasında bindiğimiz aracın penceresinden seyrettiğimiz köylerde, şehirlerde ne hayatlar yaşandığını, hatta gecenin ıssız karanlığında tek tük de olsa ışık yanan evlerde ne hikayelerin olduğunu hayal etmişliğimiz vardır. İşte tam da bu noktada yine bir başkasının hayatını merak ederken bulmuyor muyuz kendimizi! Biz hep kitaplarda, internette, televizyonda hep birilerinin başarı hikayelerini okuduk ya da izledik. Hergün kaç kişinin ekranlarda ‘ayağında ayakkabısı bile yoktu azmetti şimdi milyarder’, ‘engelliydi ama engel tanımadı başarı hikayesini yazdı’, ‘bilmem kaç yaşında okumayı yazmayı öğrendi meslek sahibi oldu’ türünden hikayelerine tanık oluyoruz. Aslında insan neyi olmak istiyorsa odur hikayesi. Hayat o insanlara da altın tepside sunulmadı. Diğer insanlardan tek farkları inandıkları yolda ilerlemeleri ve her reddedilmenin ardından tekrar tekrar denemekten kaçınmamalarıydı. Maalesef insanoğluna dünyada hiçbirşey eşit dağıtılmıyor, zaman hariç! Bir anlık zaman da hepimize aynı, bir saatte, bir günde… Burada akla ‘ama ömür aynı değil’ gibi bir karşı görüş gelebilir ki kastım zaten o hiç değil. Doğum ile ölüm arasında geçen süre her canlı için bir yaşamdır. Bu hakkı en iyi şekilde değerlendirmek de bir tercihtir, feda etmek de!… Önemli olan bize bahşedilmiş bu hayatı nasıl değerlendireceğimiz, nasıl bir insan olacağımızdır. Mademki herkese biçilmiş bir zaman dilimi var o zaman niye bizim de bir hikayemiz olmasın! İlla ki herkes büyük başarılara imza atacak, sıfırdan başlayıp zengin olacak, aya gidecek, Guinness Rekorlar Kitabına girecek ya da mucit olacak değil. Ama her insanın kendi dünyasında kendi hikayesini yazabileceği çok şey vardır. Yeter ki farkına varsın!

Eğer bu hayatta bir hikayen olsun istiyorsan önce bulunduğun durumu farketmen gerekir. Sosyal medyadaki ‘Hikayen’ başlığı beni çok etkiledi ve uzun uzun düşünmeme sebep oldu. Bazen bir kelime birçok şeyi aynı anda anlatabiliyor. Acaba benim farkettiğimi başkaları da farketmiş miydi? Bunu sağlamanın tek yolu küçük bir anketti! Etrafımdaki bazı insanlara ‘bir hikayen var mı’ diye sorduğumda aldığım cevaplar beni oldukça şaşırttı. ‘Ne sen sor ne ben söyleyeyimler, anlatsam roman olurlar, ne acılar çektimler’ ile ‘en büyük hayalimdi’ diye başlayan cümleler birçoğunun hayatında yaşadığı veya yaşayamadıklarının tezahürüydü. Aslında hiçkimse kendi hikayesini bilmiyordu, yaşadığı deneyimleri hikayeleri sanıyordu. Oysa ki türkülerin bile hikayesi vardır ve biz o türküleri daha çok severiz. Mesela hikayesi olan şiirlerde daha çok duygulanırız. Konusu gerçek bir hikayeye dayanan filmlere daha çok rağbet ederiz. Hatta hayatımızda meta olmaktan başka bir özelliği olmayan herhangi bir eşyanın bile bir hikayesi olduğunu öğrendiğimiz anda o cisim gözümüzde değerlenir. Demem o ki farkına vardığımız her an yeni başlangıçlara gebedir. Biz hala kendimiz için birşey yapmadığımız sürece ve her günümüze bir mazeret bulmaya devam ettikçe Paulo Coelho’nun dediği gibi “Kazanan hep mazeret olur”.

Eskilerin deyimiyle ‘kubbede hoş sada’ yenilerin deyimiyle ‘hikayen’ geriye bırakılacak tek mirastır. Önce nasıl bir insan olacağımıza karar vermeliyiz, sonra o yolda ilerlemeliyiz. Dünya değişiyor, teknoloji, iletişim, bilişim gelişiyor, imkanlar bol. Ya değişimle birlikte değişeceğiz ya da televizyon, internet, mobil gibi araçlarla başkalarının değişimlerini izleyeceğiz. Biri bizi gözetliyor modundan çıkıp kendi gerçek hikayemizi yazmalıyız. Hepimizin bir hayatı var ve bu hayat heba edilemeyecek kadar kıymetli. Kimileri hayatı cömertce harcarken kimileri de tarih yazıyor. Kısacası hikayesi olmalı insanın karınca kararınca

Like what you read? Give Hülya Kömbe a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.