İş/Hayat Dengesi saçmalık.

Yazar: Tobias van Schneider

İş/hayat dengesini nasıl kurduğum sorusundan daha sık duyduğum bir soru yok. Her soruluşunda, net bir cevap verebilmekte zorlanıyorum.

Bana göre iş/hayat dengesi konsepti saçmalıktan ibaret. İş/hayat dengesi dememiz bile, otomatik olarak bu ikisinden birinin negatif olduğunu ve diğeriyle onu dengelemeye çalıştığımızı çağrıştırıyor.

Genellikle, çalışmanın kötü tarafta yer aldığı, hayatın ise diğer tarafta yerini bulduğu bir çağrışım bu. İkisinin iyiliğiniz ve dikkatiniz için yarışıyor gibi görünmelerine yol açıyor.

Ama iş ve hayat birbirlerinden ayrı değiller. Aynılar, ortada sadece bir gerçek var, buna da HAYAT diyoruz. İş benim hayatımın bir parçası, ona karşı yarışan bir şey değil.

Aile önemli, arkadaşlar önemli. Ama iş, bir insan olarak kim olduğumun şekillenmesinde önemli bir rol alıyor. İşin bir insanın hayatındaki en önemli şeylerden biri olduğuna inanıyorum.

İşin sabah uyanma sebebim olduğuna inanıyorum. Günlerimin çoğunu geçirmeyi sevdiğim şey.

Şimdi bazıları her gün yapacağım işi seçme lüksüm olduğu için, konuya ayrıcalıklı bir noktadan baktığımı söyleyebilirler. Belki de evet, bir noktaya kadar bu doğru olabilir, ama bir kaç yıl öncesine kadar doğru değildi.

Ben herkesin sevdiği bir işi yaparak geçimini sağlayabileceğine yürekten inanıyorum. Sıklıkla yapılan işten memnun olmak bir zihniyet olarak ortaya çıkıyor. Sıklıkla berbat olan şey işin kendisi değil, onu nasıl gördüğümüz.

Uzun yıllar önce, sokakta gördüğüm bir “Atık Toplayıcısı”na, “Ne oldu da bu işte çalışmak zorunda kaldın?” diye sorduğumu hatırlıyorum. (Sorumun ne denli yanlı olduğuna dikkat edin)

Yüzünde bir gülümsemeyle cevap verdi: “20 yıldır Çöpçü olarak çalışıyorum. Bu işi seviyorum ve başka bir işe değişmem.”

Şaşkına dönerek sebebini sordum. “Bilirsin, her gün dışarıda olmak ve şehri temizleme gururunu yaşamak. Her gün bilgisayar oyunu gibi, cadde cadde, diğer çöpçülerden daha hızlı…”

Cevabına hayran kaldım ve o günden itibaren, şehirdeki her atık toplayıcısının işinden nefret ettiği önyargısından vazgeçtim. İşin ne anlama geldiği ile ilgili farklı bir bakış açısı verdi.

Çünkü, önünde sonunda, sevmezseniz sadece “iş” olarak kalır. Yaptığınız şeyi severseniz, iş gibi gelmez. Evet, her halükarda dengeye ihtiyacınız vardır, çünkü yaptığınız her şeyi bir dene içerisinde yapmanız gerekir. Her gün sadece Nutella yiyemeyeceğiniz gibi (İnanın bana, denedim).

Ama iş/hayat dengesine ihtiyacınız yok. Çünkü eğer bu yola girerseniz, ikisinden birinde şiddetli değişiklikler yapmanız gerekir.

Bu, ya mesleğinizi değiştireceğiniz (evet yapabilirsiniz) veya sadece mesleğinize başka bir açıdan bakacağınız anlamına gelir. Belki de işten nefret etmenizin sebebi, toplumun pazartesiden cumaya yaptığınız şeyden nefret etmenizin klas olduğunu söylemesidir.

Toplumun hafta sonunu kutlarken pazartesilerden ne kadar nefret ettiğine bir bakın. Aslında tersi olması gerekmez miydi?

Bir düşünün, yaptığımız işi çok sevseydik, her tatil öncesi işimizden ayrı kalacağımız için üzülmez miydik?

Her hangi bir aktiviteye ara vermenin yanlış olduğunu söylemiyorum. Ama toplum olarak pazartesilerden “nefret” etmemiz bana şaşırtıcı geliyor.

Bana kalsa, pazartesileri, dünya yeniden uyanıyor diye kutlamalıyız hepimiz. Çalışabilir, bazı işleri halledebilir ve sevdiğimiz şeyleri yapabiliriz.

İş/hayat dengesi hakkında ne düşünüyorsunuz? (Yazar ile) Twitter’dan iletişime geçin.

Pazartesileri seviyorum.
Tobias

Bu yazı hoşunuza gittiyse, 💚 butonuna basın. Ona göre bu tarz yazılar yazmayı sürdüreyim.

_
Tobias; tasarımcı, üretici ve tasarımcılar için yeni bir platform olan Semplice’nin kurucu ortağı.