İleri Görüşlülük: Aldous Huxley

“Komünistlerin ekspres treniyle mi, kapitalistlerin yarış otomobiliyle mi, bireycilerin otobüsüyle mi, yoksa kollektivistlerin devletçe denetlenen raylar üstünde işleyen tramvayıyla mı cehenneme gideceğimizi kararlaştırmak için savaşıyorlar. Hepsinin gideceği yer aynı. Hepsi cehenneme gidecek, hepsi aynı ruhsal çıkmaza girecek; hepsi ruhsal çöküntünün sonucu olan toplumsal çöküntüye varacak. Anlaşamadıkları tek bir nokta var: cehenneme neyle gidecekler.” Aldous Huxley-Point Counter Point,1928

Huxley bunu tam 1928'de yazmış kitabında. “Point Counter Point” yani Mina Urgan’ın çevirisiyle “Ses Sese Karşı” kitabı hayatımın en vurucu kitaplarından birisidir. Karakter sayısı oldukça fazla olan bu kitapta, her bir karakterin derin analizini ve psikolojik durumlarını öyle mükemmel anlatıyor ki, herhangi birini sokakta görsem hiçbir yabancılık çekmeden muhabbete dalabilirim sanırım.

Kitabın sonlarına doğru sanayiyle ilgili öyle bir çıkarımlar, öyle bir eleştiriler var ki şaşırıp kalıyorsunuz. Taa 1928 yılında yazılan kitap, şu an yaşadığımız döneme nasıl da uyuyor.

“Sanayide ilerleme, fazla üretim demek, yeni pazarlar elde etme zorunluluğu demek, uluslararası yarışma demek, savaş demek. Makinelerin gelişmesinin sonucu da, gittikçe daha çok uzmanlaşma, iş alanında hep aynı ölçülere uyma, bireylerle ilgisi olmayan makineleşmiş eğlencelerin artması, kişisel atılımların ve yaratıcılığın azalması, kafanın gittikçe ön plana geçmesi, insan yaradılışındaki tüm canlı ve önemli yanların yavaş yavaş soysuzlaşması, can sıkıntısı ve tedirginliğin çoğalması. Sonunda da, bireylerin bir çeşit çıldırmaları yüzünden, toplumda bir ihtilalin patlak vermesi.” Point Counter Point

Can sıkıntısı ve tedirginliğin çoğalması.” Nasıl da bizi anlatıyor değil mi? Teknoloji ilerledikçe, yeni şeyler ortaya çıktıkça insanlar yeni arayışlar içine giriyor. Elindekiyle yetinmeyi değil, hep daha fazlasını istiyor, hep daha iyisini istiyor, ruhundaki o doyumsuzluğu dışına vuruyor.

Teknoloji bizleri materyalist bireyler haline getiriyor. Telefonumuz yere düştüğünde kalp krizi geçiriyoruz, evimizi, arabamızı ve diğer pahalı eşyalarımızı hayatımızın merkezi haline getiriyoruz. Tatile çıkacaksak tedirigin bir şekilde “acaba eve hısız girer mi? arabam ne durumda?” gibi kafamızda dolanıp duran sorunlardan dolayı rahat bir tatil bile yapamıyoruz.

Huxley bu sanayileşme sorununu kitabında çok iyi anlatmış ve adeta 1928'den bugünleri görmüş.

Diğer bir kitabı olan “Brave New World” kara dörtleme olarak tanınan anti-ütopyaların içinde yerini almaktadır.

Bu kitabında ise aile kavramının tamamen ortadan kalktığı, makinelerle insan üretiminin olduğu bir dünya yer almaktadır. İnsanlar belli özelliklerde ve sınıflarda üretilmektedir. Sınıflar arası geçişler imkansızdır. Koşullandırılmaları öyle bir yapılıyor ki, kendi sınıflarında olmalarından en ufak dahi şikayetleri bulunmuyor.

Bu kitaba baktığımızda ise teknolojik gelişmelerin getirdiği robotlaşma, sorgulamama gibi özellikleri tam on ikiden vurduğunu görüyoruz Huxley’in.

Türkiye’ye baktığımızda 1984 sanki daha fazla uyuyor gibi görünse de, tüm dünya genelinde baktığımızda, Cesur Yeni Dünya çok daha fazla uymaktadır, çok daha fazla isabetli tahmin yapabilmiştir.

Mutlu olmak için insanca bağlar ve duygulardan, duygulardan vazgeçildiği için de sanattan mahrum kalınan bir dünya tasviri. Mutlu olmak için sanattan vazgeçildi çünkü tutkuları, hayal kırıklıkları ve mutsuzlukları olmayan insanlar sanat eseri üretemediler. Sanatla mutluluk bir arada bulunamayacak şeyler mi şimdi?”

Aldous Huxley, ileri görüşülük konusunda sayılı yazarlardan birisidir. Hatta bence en iyisidir.