İnadına Yazmak

Her gün tok karnına bir kez.

Kaynak: http://nickmiller.tumblr.com/post/934764110/where-i-write-down-all-my-ideas-good-or-bad-i

“Önceki hayat” diye bir şey varsa ben kesin elinde tüylü kalemi ve parşömen kağıdı, uzun kaftanıyla gördüğü her şeyi yazan tiptim.

Hiç bir zaman çoğunluğun gittiği yöne gitmeyi tercih etmedim. Hatta özellikle bir “pislik” olduğunu düşünür, soğurum herkesin yaptığı şeyleri yapmaktan.

Hayat bu kadar kolay değil çünkü. Bunu günümüz teknolojisi, iletişim hızı vs. bağlayacak değilim. Hayat hiç bir zaman kolay olmadı. Hatta bence ne olduğunu çözemediği yağmurlar ve fırtınalar karşısında kalan ilk insan için hayat daha zordu.

Bizim hayatımızı da en az onlar kadar zor yapan şey acılar bence. Herkes acısını farklı bir şekilde yaşar. Ama yine de çoğunluğun acılarını yaşamak için bile belirli kalıpları var. Siz eğer o kalıplara uymuyorsanız, kalpsiz, ruhsuz addedilirsiniz. Acılardan haz almanız beklenir. Onları, onlarla yaşamanız değil…

Ben ajitasyondan nefret ederim mesela. Acıların duyguları nasıl sömürdüğünü babamı kaybettikten sonra öğrendim.

Duygularımın sömürülmesine izin vermemeyi de bu süreçte öğrendim. Kendini parçalayan teyzeler vardı etrafımızda. Onlar aile denilen kurumun kardeş titrine sahip oldukları için belirli şablonlara uyarak acı duymaları gerekiyordu, duydular. Bir hafta sonra bayram tatiline gittiler, Facebook’ta gördüm.

Ben ise yazdım. Ben yazarım.

Acılarımı yazdıkça yaşarım. Yaşadıkça acı duyacağız çünkü. Akıl sağlımızı korumak için yazarım.

Yazdıkça rahatlar, inadına yazarım.

Moralim bozulduğunda, istediğim olamadığında…

Çirkinlikler, haksızlıklar, adaletsizlikler karşısında, mücadelemizi sürdürmek için

Ağlamak ve bağrımak için

Karanalıkta

Aydınlıktıa

Çamurda, kumsalda, denizde, bataklıkta

yazarım ben sadece. Üstelik kağıt kalem ile yazarım. Bilgisayara aktarırken o kablolarda duygularım kayboluyormuş gibi geliyor. Oysa kalemin, kağıtla buluşan ucunda saklanıyor söylemek istediklerim. Kaydıkça, kağıda işliyor içimdekiler, kelimeler…

Çünkü ben insanım. İnsanlığımızı korumak için sadece yazmak lazım. İnadına yazmak.

Karşılıksız, bir şey beklemeden, samimi bir şekilde yazmak…

Herkes acılarını, yalnızlıklarını veya mutluluklarını belirli bir şablona göre yaşamak zorunda değil. Çoğunluğu duygulandıran şeyler beni güldürür çoğu zaman. Samimiyet dediğimiz şey, herkese etki ediyorsa, nerede onun kişiselliği?

Kimse benim neler yaşadığımı bilmiyor. Ama bunu içimde tutan bir kibrim de yok. Çünkü yazıyorum ben.

Yazmanın benim bünyemde şeker gibi bir etkisi var. Yazdıkça daha çok yazmak istiyorum sanki. Yazılarımın sonu, bir hep gelmiyor nedense?

Üstada saygı duyup, “Giderayak” bitirmek isterim bu yazımı. Ne güzel yazar Orhan Veli. Sadece yazar, inadına yazar, parası biter yazar, tavukları görür yazar ve sorar: “Yoksa biz… Bu dünyadan değil miydik?”

Kaynak: http://www.nolm.us/buyuk-edebiyatcilarin-orhan-veli-hakkinda-soyledikleri/
Hadan, hamamdan geçtik,
Gün ışığındaki hissemize razıydık;
Saadetinden geçtik,
Ümidine razıydık;
Hiçbirini bulamadık;
Kendimize hüzünler icadettik,
Avunamadık;
Yoksa biz…
Bu dünyadan değil miydik?
One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.