İnsan.zip

19.yy bireyselleşmenin çağıydı. Tarihe baktığımızda, farklı dönemlerde farklı insan normları ile karşılaşmaktayız. Yaşadığımız çağın insanını; ‘kitle insanı’ olarak tanımlamaktayım. Aslında bu yeni insan normu, elektriksel insandır.

Bazen sokaklarda dolaşırken, insanların hâl ve hareketlerini gözlemeye çalışıyorum. Sanki kafalarının üzerinde bağlı oldukları iletişim araçlarının simgeleri beliriyor.

Takım elbiseli bir insan gördüğümde whatsapp, twitter, linkedin imgesi görüyorum. Sırtında çantası ile dolaşan bir genç gördüğümde instagram, spotify, snapchat, whatsapp vs. gibi araçlar beliriyor. Birbirimize farklı ağlarla bağlı ve bağımlıyız. Örnekleri çoğaltabilmemiz mümkün. Siz de bu konuda katkıda bulunabilirsiniz.

Farklı platformlara benzeri cihazlarla bağlanıyoruz. Kimimiz Apple’ın kimimiz ise Samsung ve benzeri cihazlar kullanıyoruz. Ve kullanıma bağlı olarak birbirimizle cihazları tartışmaya başlıyoruz. Eleştirilerimiz hakkında yazılar yazıyor, daha iyi olanı birbirimizin gözüne sokmaya çalışıyoruz. Bu araç ve cihazların üreticileri ise ağızdan ağıza (WOM) reklamını gerçekleştiriyor. İletişimde olduğumuzu sanıyoruz, fakat tek taraflı bir iletişim (ki bu iletişim değildir.) sergiliyoruz.

Bir nevi karakterize ediliyoruz. Apple, Samsung, Facebook gibi araç ve cihazların yılmaz savunucusu oluyoruz. Bu aslında asırlarca tartışılan bir konuya atıfta bulunmamızı sağlıyor. Sanat sanat için mi?

Buna aslında şöyle trajikomik bir örnek eklemek istiyorum. Apple telefon kullanıcılarının eleştirdiği şarj aleti ile açıklamak mümkün. Priz köşelerinde yaşayan bir kullanıcı profili var. Resmen kabloyu uzatmak istemediler. Aslında burada da bir başka pazarlamaya geçiyor. Bu telefonlar en iyi laptop ile şarj olur diyerek, tak-çıkarlı bir şarj aleti sunuyor bizlere. Bir başka bağımlılığa itiliyoruz. Yeni bir karakterize form sunuyor.

Nasıl Başladık?

İlk aklıma hep epistemolojik köken geliyor. Yani bu duruma nasıl getirildik sorusudur bu. Kitap formu ilk sosyal araçlarımızdı. Matbaadan sonra hızla bu araca adapte olduk. İnsanın arayışı içerisinde olduğu bir dönemde, elektriksel iletimi mümkün kılan telgraf ile tanıştık. İnsan bu noktadan itibaren elektrikli bir çevrede yaşamaya başladı. Özel kimliklerimiz bir anda ortak bütünle karışıp birleşme fırsatı yakaladı.

Tam anlamı ile ‘kitle insanı’ olmaya başladık. Kitle insanı fiziksel niceliğin değil elektriksel hızın görüntüsüdür. Ortaya çıkması telgraf yoluyla olması yanı sıra, insanın bunu fark etmesi radyo ile gerçekleşmiştir. Zipli olarak, yani insanın sıkıştırılması radyo vasıtasıyla vuku buldu.

İnsanî her boyut ona aktarıldı. Aslında bu bir programı bilgisayarlarımıza yüklemek gibidir. İnsanı da bir elektriksel aracın içerisine yüklemeyi başardık. Telgraf sayesinde ulaşım ve iletişim arasındaki bağlantıyı kırdık. Tarihin bize sunduğu kabın içerisinde kalıba alındık.

Sosyal hayatımız şekillenmeye başladı. Şimdilerde bir twitter içeriği kadar konuşabilmekteyiz. Zaten az olan kelime dağarcığımız, daha da kısıtlanmaya kısıtlanırken farklı elektriksel ifadeler kullanır olduk. Hayatlarımıza hashtagler koymaya, emojilerle süslemeye muktedir kitle insanı olduk. Bu elektriksel iletişim, yani sistemin içerisinde entegre yaşayan insanın jestleri de değişti.

Hareket Hareket

Geleneksel araçları düşünün. Neredeyse tüm vücudumuzu kullanmaktaydık. Bir daktilo düşündüğünüzde, fazlasıyla efor sarf edilen bir yazı yazma süreci gerçekleşirdi. Yalnızca eller değil beyin de bu işe katılırdı. Şimdi satır başına geçmek için bir tuş yeterli olabilmekte. İlişkide bulunduğumuz teknolojik araçlar bizleri, kısa mesafe koşucusu yapmaya zorluyor.

Mrb nbr kanka (emoji)

İçtimai hayatlarımızda böyle bir cümleyi kurduğumuzda anlamlandıramazken, kitle insanı bu cümleyi gördüğü ekranda anlamlandırabilmektedir.

Bu gibi örneklerle hayatımızın her alanında karşılaşmamız mümkün. Örneğin eski ütüleri düşünelim. Kömür koyarsınız, ısınmasını beklersiniz. Yalnızca ütüleyeceğiniz şeye sürtmeniz değil, aynı zamanda ütüleyeceğiniz şeye bastırarak ütü yapmanız gerekmektedir. Şimdilerde ise fişe takılan ütü ve akabinde optimize edilmiş sıcaklık ve buhar sayesinde, ütüleyeceğimiz şey sürtmemiz yeterli olabilmektedir. İnsana şu fikir işlenmektedir. Biz teknolojik bir medeniyetiz ve bunu hayran hayran izlemeniz sizin için yeterli olacaktır.

Fazla akıl yürütmeden, bunu muhteşem bir başarı olarak hanemize yazabiliriz. Çünkü teknolojik nesneler daha karmaşık bir hâl alırken, nesnelerden yararlanma biçimimizde fazla değişiklik olmamıştır. Teknolojik nesneler hızla artarken, hareketlerimiz kısıtlanmaya başlamıştır. Akıllı telefonlarla kurduğumuz ilişki ortada. Bir parmak ile her şeye erişim mümkün. Akıllı evler ve şehirler de yayılım hızına bağlı olarak, onlar da hayatımızda yer alacak.

Üzerine yeni hız ekonomisi tanımlanıyor. Hız ekonomisi diyorum, çünkü yavaşladığında bir çığın altında kalmaktan korkuyoruz. Etrafımızı saran sis bulutunun farkındayız. Sisi dağıtmak için girişimde bulunmak yerine, o sisle birlikte yaşamaya çalışıyoruz. O sis bulutunun içerisinde, sosyal araçlara ve cihazlara denk hareketler yapmak gibi bir derdimiz var. Fiziki bedenimizin farklı bir uzvu gibi onları kullanmaya çalışıyoruz. Hepimiz konformist bir dünya hayal ediyoruz. Arabaya ihtiyacımız, daha fazla yorulmamak için. Bir süre sonra, daha hızlı ve daha akıllı bir araba almak için uğraş veriyoruz. Yani kısıtlı hareketlerle aynı işi yapabilecek bir başka varyanta başvuruyoruz.

Lewis Mumford şöyle diyor:

İşlevlere bir son veren makine insanı kötürüm edebilir.

Bu artık mekanik dünyanın ürettiği bir varsayım değil, yaşanan gerçekliğin kendisidir. Teknolojik nesnelerin dayattıkları davranış biçimlerinde bir süreklilik yoktur. Bunlar belirli bir ritimden yoksun, hem süreksiz hem de art arda yinelenen çok basit jestler ya da gösterge jestlerden ibarettir. Yani olmaya çalıştığımız ve onlar gibi hareket etmeye çalıştığımız nesneler gibi, kendi içerisindeki tutarlılık görümünden insanı tutarsız olmaya itmektedir. Bu hareketsizliğimiz, obezite gibi hastalıkların giderek artan bir şekilde hayatımıza yerleşmesini sağlamaktadır. Akabinde ise ciddi mental zorluklar çıkaracak hastalıklara da gebe gibi olduğumuz bilinmelidir.

Çağımız insanı sıkıştırılabilir bir program olarak elektriksel ağların içerisine yerleştirdikçe, kaçınılmaz bir ruhî ölümle karşı karşıya kalacağız.