İnternet seni annenden bile daha iyi tanıyor!

Eğer, 1100'lü yıllarda İngiltere’de yaşıyor olsaydınız, Kral, sizin hakkınızda her türlü bilgiyi biliyor olacaktı: cinsiyetiniz, kaç yaşında olduğunuz, ne kadar arsaya, işçiye, büyük ve küçükbaş hayvana sahip olduğunuz ve daha bir dolu -belki de size yakın olanların bile bilmediği, bilgiler.

9 Eylül 1027 sabahı Normandiya’da -İngilizlerin Fatih Sultan Mehmet’i, Fatih” 1. William, nam-ı diğer Piç William doğdu. 39 yaşındayken İngiltere’yi işgal edip, İngiltere kralı oldu. O dönemde kral olmanın hem avantajları, hem de dezavantajları vardı. Hükümdarlığını yaptığınız yerlerden vergi toplayıp zenginliginizi arttırabiliyordunuz fakat aynı zamanda diğer zenginlerin orduları tarafından yenilip, kraliyetinizi (ve hayatınızı) kaybetme riskini taşıyordunuz. 1. William bütün bunların farkındaydı ve 1085 yılında, o zamana kadar hiç kimsenin yapmadığı bir şeyi yaptı: hükümdarlığı altında yaşayan herkes hakkında bilgi toplamaya başladı.

Kral 1. William, İngiltere’nin dört bir köşesine (13 bin değişik köye) adamlarını yollayarak, o dönemde İngiltere’de yaşayanlar hakkında bir dolu bilgiler edindi, daha sonra topladığı bu bilgilerle “domesday book” (mahşer günü kitabı) adını alacak bir kitap oluşturdu. Bu kitabın amacı, krallığın kimden ne kadar vergi toplayacağını tespit edebilmek; kendi ordusunu oluşturup, krallığı tehdit edebilecek kadar zengin olan aileleri belirlemek ve askerlik yaşında olanların tespit edilmesiydi.

Yaklaşık 1,000 sayfalık Domesday kitabı iyi incelendiğinde, o dönemin sosyal yapısı, din, iş ve yaş bilgileri hatta yemek-içecek gibi indirekt detayları da öğrenmek mümkün
(belki şurada küçük mutlu bir parantez vardır… o dönemde kağıt yapmak günümüze göre farklı olduğundan, kitabın sayfalarını oluşturmak için 1,000 koyun öldürüldü ama bu kitabın içerdiği mülk değerinin günümüz rakamı ile 1,5 trillion dolar ettiği düşünülürse, verginin geleceği yerden koyun esirgenmez denebilir… kapa parantezi).

Kitabın lakabının Domesday olmasının da hikayesi ilginç. Haymatlos, Ekşi Sözlük’de şöyle açıklıyor:

Kitapta yazanlar kanun olarak kabul edilir ve kitaba itiraz edilemez. 12. yüzyılda, kesinliğinden ve gücünden ötürü kitaba, o zamanki İngilizce’de doomsday (kıyamet günü) demek olan “domesday book” ismi verilir.

1085‘in Domesday Book’u esasında teknik anlamda Google’dan çok farklı değil(di)! Bir düşünün Google’un sizin hakkında bildiklerini! Hangi hastalığa yakalandığınızı, hangi ürünleri sevdiğinizi, iş aradığınızı, ev sahibi olmak istediğinizi, çocuk sahibi olacağınızı, çocuk sahibi olduğunuzu, çocuğunuzun hastalandığını, eşinizden boşanmayı düsündüğünüzü, patronunuzu öldürmek istediğinizi(!?), hangi arabaya, bilgisayara sahip olduğunuzu, hangi şehirde yaşadığınızı ya da hangi şehre taşınmak istediğinizi, nereye uçmak istediğinizi ve daha bunlara benzer birçok -kimsenin ama yalnızca sizin bildiğiniz, bilgileri biliyor ve bu bilgileri saklıyor. Bu, hem olağanüstü, hem de korkutucu.

Aramızda hangimiz 9 ay önce Google’a sorduğumuz soruyu hatırlıyor? Ya da şöyle sorayım: hatırlamak istiyor? Eğer bu soruyu 70 yaşındaki Kanadalı Andrew Feldmar’a sorarsanız size başka bir cevap verebilir.

Eski Domesday Kitabı ya da modern çağın hiçbir şeyi unutmayan web siteleri! Sanki Jorge Luis Borges’in kitabındaki hiçbir şeyi unutamayan (unutmayan değil) karakter Funes gibi, yani her ağacı hatırlayan ama ormanı göremeyen.

Eski ya da modern… vergiyi ödeyen bizleriz ama aynı zamanda modern domesday’de kazançlı olan da bizleriz -dijital unutmama gücü ile.

Önemli olan bir şeyi unutmamak gerekiyor: İnternet, seni annenden bile daha iyi tanıyor!


Okuduğunuz icin teşekkürler. Beni Twitter ve Instagram’da da takip edebilirsiniz.